31 Ekim 2019

Batı’dan AYM’ye esen rüzgârlar bulutlu

AYM’de şu anda görev yapan on altı üyenin sekizi, yani yarısı hukukçu değil!..

Azerbaycan Anayasa Mahkemesi’nin başına gelen, bizim Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) başına gelebilir mi?.. Rüzgarlar bir öyle esiyor, bir böyle.

Ne olmuş Azerbaycan Anayasa Mahkemesi’ne?..

Epey, tatsız bir şey olmuş!..

Malum, bizde dahil, pek çok ülkede insanlar haklarını aramak için ülkelerinde var olan her türlü hukuk yoluna başvuruyor. Her türlü iç hukuk yolunda hakkını arıyor. Hemen her ülkede olduğu gibi, bizde de “en son iç hukuk yolu Anayasa Mahkemesi”.

Yine, biz dahil, pek çok ülkede “bütün iç hukuk yollarının tüketilmesine rağmen”, yani AYM’de de aradığı hakka kavuşamadığına inanan insanlar için geriye son bir yol kalıyor:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmak.

Azerbaycan iptal

Yürütme ile yargının iç içe olduğu, kağıt üstünde var olan kuvvetler ayrılığının fiilen askıya alındığı ülkelerden biri de, Azerbaycan.

Azerbaycan Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararların evrensel hukuka ters düştüğü düşüncesi  Batı’da hızla pekişiyor. AİHM orada verilen kararların temel hak ve özgürlükleri dikkate almadığının altını çiziyor. Evrensel hukukun ve hukukun üstünlüğünün verilen kararlarda geriye atıldığını tespit ediyor.

Sonuçta...

AİHM, Azerbaycan Anayasa Mahkemesi’nin iç hukuk yollarındaki en son makam olduğuna ilişkin kuralı kaldırıyor ve o mahkemeyi devreden çıkartıyor.

Yani, Azerbaycan’da son çare olarak artık Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya gerek kalmadan, Azeri Halkına doğrudan AİHM’e başvurma hakkı tanıyor.

Bir ülke için hukuk açısından son derece vahim, uluslararası alanda küçültücü ve yaralayıcı bir durum.

AİHM, Azerbaycan Anayasa Mahkemesi’ne “sen işini iyi yapmıyorsun, siyasi etki altında kalarak karar veriyorsun” diyor.

Oradaki en yüksek mahkemeye, “senin ülkende hukuk yok” diyor açıkça.

AYM’nin yarısı hukukçu değil

Değerli hukukçu Prof.Dr. Kemal Gözler birbirinden önemli makalelerinden birinde, geçenlerde AYM üzerine bir tespitini aktarıyor.

AYM’de şu anda görev yapan on altı üyenin sekizi, yani yarısı hukukçu değil!..

AYM Başkanı dahil, dört üye Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. İkisi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden, biri İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden, biri de Ankara Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun.

On altıda sekiz, yüzde elli, yani yarısı hukukçu değil.

Hukukçu olmayan sekiz üyenin dördü zamanında Abdullah Gül tarafından, diğer dördü de Tayyip Erdoğan tarafından atanıyor.

Aslında AYM 1962’de kurulduğundan bu yana, üyeleri arasında hukukçu olmayan hep var ama, sayısı, biri, ikiyi geçmiyor. Hukukçu olmayan üye oranı en çok yüzde on ikide kalıyor. Şimdi yüzde elli, yarısı.

Yine Prof. Gözler’e göre, örneğin, Amerikan Anayasası’nda öyle bir kural olmamasına rağmen, Amerika’da 1941’den bu yana Amerikan Yüksek Mahkemesi’nde hukukçu olmayan tek bir üye dahi yok.

Bizde bu ölçüde yüksek bir oran, AYM kararlarını tartışılır hale getiriyor. Bazen birbiriyle çelişen kararlar, bazen göz göre göre “hak ihlali” olduğu halde, bunun tersine verilen kararlar. Ve toplumda şöyle bir kanı yerleşiyor:

AYM artık siyasetin, yani yürütmenin etkisi altında girmiş bulunuyor.

Alarm zilleri

İşte AİHM, Azerbaycan örneğinde olduğu gibi, bir süredir bizim AYM kararlarını daha dikkatle izliyor, inceliyor.

Azerbaycan’da olduğu gibi, bizim AYM’yi de dışlar mı?..

“Sen artık son başvuru makamı değilsin” der mi?..

Henüz demiyor. Henüz orada değiliz. Ancak, gelen haberler, AYM kararlarının AİHM’de çok titizlikle ele alındığı yönünde.

Böyle demesi, “senin ülkende hukuk devleti işlemiyor” vurgusunun son halkası ve uluslararası alanda tescili.

Dolayısıyla, hem yargının tamamının, hem de ülkeyi yönetenlerin bir an önce “hukukun üstünlüğü, hukuk devleti” gibi, evrensel kurallara çok daha dikkatli yaklaşmaları gerekiyor.

Bugünkü duruşma

Durup dururken, neden bu bilgi ve vurgu?..

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ bugün AYM’de, Yüce Divan’da yargılanıyor. Çoktan çökmüş, Ergenekon Davasından dolayı.

Sivil ve asker, 274 insanın beş yıldan fazla hapis yattığı, bazı insanların hapiste öldüğü, intihar ettiği, kamu haklarını kaybettiği o rezil Ergenekon Davası. 274 kişi “Türkiye Cumhuriyeti’nde halkı isyana teşvik ve hükümeti ortadan kaldırmak” iddiasıyla yargılanıyor.

O davaların savcı ve yargıçlarından bazıları şu anda hapiste, bazıları kaçak, hepsi FETÖ’cü.

Başlangıçta Tayyip Erdoğan, o sırada Başbakan, “milletimiz adına ben bu davanın savcısıyım” diyor, rezil kumpas ortaya çıktığında, “aldatıldık” diyor.

Beş yıl süren dava sonunda, Yargıtay “iddiaları destekleyen somut kanıt yok” diyerek, yargılananların tamamını beraat ettiriyor.

Yargılananlardan biri de, İlker Başbuğ. Yargıtay beraat kararı verirken, Başbuğ’un aslında, Genelkurmay Başkanı olduğu için Yüce Divan’da yargılanması gerektiğini belirtiyor.

2016’da biten ve herkesin beraat ettiği davada İlker Başbuğ bugün AYM ya da “Yüce Divan’da” yargıç önüne çıkıyor.

Bugünkü duruşma şekli bir duruşma. Yüzde bin beraatla sonuçlanacak bir dava.

Yine de, AYM’nin bir kez daha AİHM eleğinden geçeceğine kuşku yok.

Yazarın Diğer Yazıları

“Vuruşarak Çekilmek”: Mümtaz Soysal

Mümtaz Hoca’yı efsane kılan önemli bir yanı, 60 ve 70’li yıllarda “yükselen Solun” önde gelen temsilcilerinden biri olması. Sol yükselirken, Hoca da yükseliyor

Yine “Aldatıldık!” El mi mecbur?..

“Ortak devriye” dedikleri, birkaç Türk ve Amerikan ya da Rus uçaklarının Suriye’nin kuzeyinde birkaç saat uçması!..

Trajediler ülkesinde hayal alemi

Pakize Akbaba davasında Saray’ın avukatları nasıl ki, “sehven şikayet ettiklerini” söylüyorsa iktidar sözcüleri, dört kardeşin yoksulluk nedeniyle intihar ettiği yolundaki haberler karşısında, “bize böyle bir bilgi gelmedi” diyor