26 Şubat 2016

Anayasa Mahkemesi: Tünelin ucunda ışık

Umarım devamı gelir ve bütün mahkemelere örnek olur

Can Dündar ve Erdem Gül hakkında Anayasa Mahkemesinin (AYM) verdiği kararın Türkçesi şu:

1-Gizli belgeler pekala yayınlanabilir

2-MİT TIR’ları ile ilgili belgelerin yayınlanması ifade özgürlüğüdür.

3-Belgeleri yayınladıkları gerekçesiyle tutuklanan gazetecilerin özgürlüğü kısıtlanmıştır, derhal serbest bırakılmaları gerekir.

Anayasa Mahkemesi evrensel hukuka uygun karar verirken,  Can Dündar ve Erdem Gül kararına denk düşen, çok benzer bir davada AİHM’in verdiği kararın gerekçesi yeni çıkıyor. Bu dava Nokta Dergisi'nin aranmasıyla ilgili karar.

Türkiye’de henüz hiçbir yerde yayınlanmayan bu gerekçe bende var. Ben şimdi onu aktarıyorum.

O karara bakınca, Anayasa Mahkemesi kararı daha iyi anlaşılıyor.
 

Altmış dört saat

 

13-16 Nisan 2007 arasında Nokta Dergisi altmış dört saat aranıyor. Polis her türlü belgeye el koyuyor. Nedeni şu.

Nokta’da bir haber yayınlıyor, “TSK 'Dost' STK'larla işbirliği arayışında" başlığı ile. Habere göre, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı, orduya taraftar ve karşı olan gazetecilerin listesini hazırlıyor. Liste, Genelkurmay’ın  düzenlediği etkinliklere davet edilebilecek ya da bu olayları örtbas etmelerine izin verilebilecek gazetecilerin seçilmesini öngörüyor.
 

Genelkurmay talimatı
 

Haber yayınlanınca Genelkurmay, Askeri Savcılığa, "Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'na ait bir belgenin sızdırılması" ile ilgili soruşturma başlatma talimatı veriyor.

Askeri Savcılık, artık moda oldu ya, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yasaklanan bilgileri açıklama" suçlarından soruşturma açıyor. Askeri savcılığın istemi üzerine Nokta Dergisi aranıyor. Her türlü yazılı ve dijital belgeye el konuyor.

Basın Kanununda yer alan “gazetecilerin bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamayacağı” ilkesine rağmen. Aynı konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararlarına rağmen.
 

Fikret İlkiz'in itirazı


Avukat Fikret İlkiz AİHM’e gidiyor:

“Herkes görüşlerini açıklama özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”.

Yani ifade özgürlüğü.

Belgeler savcılığa verilmiş olmasına rağmen, arama sürüyor. Fikret İlkiz hem bundan yakınıyor, hem de aynı önemde olmak üzere:

“Bu tedbirler gazetecilik faaliyetleri üzerinde korku ve yıldırma etkisi yaratmaktadır.”

Yani, gazeteciler otoritenin, iktidarın istemediği haberi yazmasın. Günümüze uygun otoriter baskının tipik örneği.

Hükümet ise, AİHM’e verdiği savunmada, "gizli bilgilerin yayılmasını engellemek ve ulusal güvenliği korumak olduğunu” söylüyor.

Pek çok kez kullanılan, Can Dündar ile Erdem Gül’e yöneltilen suçlamadaki gerekçenin aynısı.
 

Daha ilk adımda AİHM
 

Dosyaya bakar bakmaz AİHM:

“Dergide yapılan arama ile basılı veya dijital verilerine el konulması ifade özgürlüğüne müdahaledir, bu tartışılmaz bile.”

Ayrıca AİHM:

“Hükümetin savunmasında belirttiği gibi, aramanın ulusal güvenliği korumaya yönelik olduğu konusu ikna edici değildir.”

AİHM devam ediyor, bizim mahkemelerin kulakları çınlasın.
 

AİHM'den hukuk dersi
 

Basının görevi, demokrasi, ifade özgürlüğü ile verilen karar tam hukuk dersi niteliğinde:

“Basın demokratik bir toplumda temel bir rol oynar. Kamu yararına ilişkin her konuda haber ve fikirleri iletme görevi basına düşer.

Ulusal makamlar belli bir takdir yetkisine sahiptirler. Bununla birlikte, söz konusu basın olduğunda; makamların zorlayıcı takdir yetkisi sınırlıdır.

Takdir yetkisi basın özgürlüğünü koruma konusunda demokratik toplumun çıkarlarıyla çatışmaktadır ki, bu çıkara büyük önem vermek gerekir.”
 

Gizli bilgi yayınlamak katkıdır


AİHM kararının en can alıcı bölümlerinden biri şu:

“DEVLETİN ELİNDE BULUNAN BİLGİLERİN YAYINLANMASI DEMOKRATİK BİR TOPLUMDA BİRİNCİ DERECEDE ROL OYNAMAKTADIR.BÖYLECE TOPLUM HÜKÜMETİN EYLEMLERİNİ DENETLEME İMKANI BULMAKTADIR.

AYRICA, GİZLİ BİLGİLERİN YAYINLANMASINDAN ÖTÜRÜ UYGULANAN YAPTIRIM GAZETECİLERİ HALKI BİLGİLENDİRMEKTEN VAZGEÇİREBİLİR.”

AİHM gazeteci gizli belge yayınladı diye tutuklanırsa, diğer gazeteciler bu işten vazgeçebilir, diyor. Devamı yine bir hukuk şaheseri:

“İfşa edilen belgeler silahlı kuvvetlerin genel politika ile ilişkileri konusunda kamuoyu tartışmasına katkıda bulunacak niteliktedir.”

Demokratik bir toplumda her şey tartışılacak kardeşim, hiçbir kişi ve kurumun ayrıcalığı yok, o kadar.
 

Askeri dosyaların gizliliği
 

AİHM’in hukuk dersi sürüyor, konuyu gizli askeri belgelere getiriyor:

“Gazetecinin bilgi verme ve denetim görevi silahlı kuvvetlerin eylemlerini de kapsar.

Silahlı kuvvetlerce tartışmaya yol açan uygulamalara ilişkin haber yayınlamak demokratik toplumda son derece önemlidir. Haber yayınlayarak kamuya yarar sağlamak, orduya olan güveninin korunmasından daha üstündür.”

AİHM bu gerekçelerle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar veriyor. Zarara uğrayan gazeteciler Ahmet Alper Görmüş’e, Ahmet Haşim Akman’a, Mehmet Ferda Balancar’a, Ahmet Şık’a, Banu Uzpeder’e ve Nevzat Çiçek’e faiziyle birlikte tazminat ödenmesine hükmediyor.
 

İşte aynı gerekçe
 

MİT TIR’ları haberinde olduğu gibi, devletin gizli belgeleri, askeri sırlar ve bu nedenle tutuklama, hepsi AİHM’den geri dönüyor. Çünkü ifade özgürlüğü, çünkü halkın haber alma hakkı.

Anayasa Mahkemesi Can Dündar ile Erdem Gül hakkında “ihlal” kararı verirken, bu gerekçelerden yola çıkıyor.

Böylece “yargı bağımsızlığı” adına tünelin ucunda bir ışık beliriyor.

Yaşadığımız dönemde yine de öyle büyük umutlara kapılmadan, umarım, devamı gelir ve bütün mahkemelere örnek olur.

Can ve Erdem, size ve hepimize geçmiş olsun, aramıza yeniden hoş geldiniz. 

Yazarın Diğer Yazıları

Zınk diye durun: “Dost Hilal”

Böylelikle, aziz Türk medyasının hal-i pürmelali Beyaz Saray’da tescil ediliyor, bizim basın tarihinin utanç verici bir kilometre taşı Beyaz Saray’a çakılıp kalıyor

Trump’ın önceliği: Petrol ve YPG

Askeri geri çekeceğini söyleyen Trump, petrol bağlantısı hatırlatıldığında, bu kararından vazgeçiyor ve buna ek olarak YPG ile ilişkilerini daha sıklaştırıyor

Tam da “En Büyük Çevre Harekâtı” gününde!..

Filtre takılma süresi neden uzatılıyor? Elde kalan santralleri daha kolay pazarlamak amacıyla. Türkçesi, insanlar üç yıl daha zehirli gaz, kirli hava solumaya devam edecek