21 Mayıs 2024

Yaş 13'tü, 22 yıl sonra yine 13!

Tecavüze uğrayanı tecavüzcüyle evlendirmeyi içinden geçirmekle kalmayıp dışına da şey eden erkek yargı mensupları! 13 yaşındaki kız rızasıyla, babası, dedesi yaşında 26 adamla… diye karar veren mahkeme üyeleri. Mahkeme kararını normal bulan, onaylayan, N.Ç.'ye hançer saplayan yüksek yargı

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

"Çocuk bayramı" ile "Gençlik bayramı" arasını, okul parası için daha yeni kuryeliğe başlamış bir gencin öldürülmesiyle, 13 yaşında defalarca tecavüze uğramış çocuğun karşı taraf avukatı tarafından "etek boyu" ile ölçülmesi ve adının teşhiri tehdidiyle, Hatay'da çok sayıda çocuğun intihar eğiliminde olduğunun anlaşılmasıyla, intihara sürüklenen gençlerle, katledilen genç kadınlarla, genç işsizlerin ekmek parası uğruna ölümleriyle idrak ettik.

Kutlarım!

Elbette bu "bayramlar" esasen tarihsiz ve tarifsiz ama bu topraklar çok sayıda çocuk ve genç için de aşırı talihsiz.

13 yaş… Sadece "bayramlar" değil "kurbanlar" da tekrar tekrar bu ülkenin hoyratlık yolculuğunda hırpalana hırpalana "tekerrür" ediyor. Yıllar geçse de yaşlar bile aynı kalıyor.

Bir 13 yaş daha vardı. 22 yıl olmuş olay ortaya çıkalı. Sonra yıllarca dava, "rıza" tartışması, hatta çekiştirmesi; mahkeme indirimleri dökülmüş.

Aralarında subay, ilkokul müdürü, kaymakamlık yazı işleri müdürü gibi devlet memurlarının ve korucuların da bulunduğu 30 kadar erkeğin Mardin Kızıltepe'de N.Ç. adındaki çocuğa tecavüzü… Hatırlarsanız!

"Kamu tecavüzü" sadece arazi, orman, kıyı yağması değil; bir de çocuklar, gençler, kadınlar, hayatlar var. Ölümler de!

İktidar neredeyse 13 yaşında bir çocukla başlamış, 13 yaşında bir çocukla devam ediyor!

Aynı Kızıltepe'de 2004'te bu kez 12 yaşında bir çocuğun, Uğur Kaymaz'ın polisin yaylım ateşinde 13 mermiyle, ayağında terlikleriyle cansız serilmesi de vardı. Uğursuz buluyorsanız 13'ü, işte 13'ler!

Bugünün 13 yaşındaki çocuk kurbanı için, o günlerin 13 yaşındaki kurbanı N.Ç.'yi yıllarca yazdığım onca yazımdan ikisiyle yeniden hatırlıyor, hatırlatıyorum o zaman.

22 yılda doğmuş olanlar, büyümüş olanlar da bilsin; yaş alanlar, yaşlananlar da hatırlasın diye!

N.Ç.'nin adı neydi peki?

T.C. karşısında N.Ç.'nin hükmü neydi?

Şöyle düşünün.

"Kuvvetler ayrılığı" devletinin tüm kuvvetleri adeta birleşmiş, bir çocuğu kıstırmış.

En az 26 erkek, yürütmeden.

Bürokrat, asker, öğretmen tecavüzcü.

Onları kollayan kanunlar, yasamadan.

Küçük bir kızı "rızası vardı" diye ezip geçen kararlar, bağımsız yargıdan.

"Kuvvetler" öyle bir maço birlik içinde ki; karşısında ne 13 yaşında durabilir N.Ç., ne 18'ine geldiğinde!

O yüzden zaten…

Önceki yıllar gibi, "Global Gender Report"ta, yani "kadın-erkek eşitliği endeksi"nde, Türkiye en sonlarda.

En adil ve eşit sayılan İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsveç'te kadının erkek karşısındaki güç ve imkanları yüzde 80-85 iken, Türkiye'de sadece yüzde 59.

Yani, bir erkek iki kadın demek!

Aslında o bile sadece sayı!

Çünkü bu ülkede 26 erkek, yargı kararı, yüksek yargı onayı, Meclis kanunu ve devlet kollamasıyla, sadece bir küçük kız, bir N.Ç. demek!

26 erkeği ve erkekliği korumak için, bir çocuğun hep birlikte harcanması demek!

Güzel ülkem ne ateşli yargı kapışmalarına tanık oldu, değil mi?

Yüksek Yargı üyeleri hükümeti şey etti, hükümet onları.

Netice şu:

Tecavüze uğrayanı tecavüzcüyle evlendirmeyi içinden geçirmekle kalmayıp dışına da şey eden erkek yargı mensupları!

13 yaşındaki kız rızasıyla, babası, dedesi yaşında 26 adamla… diye karar veren mahkeme üyeleri.

Mahkeme kararını normal bulan, onaylayan, N.Ç.'ye hançer saplayan yüksek yargı.

Biz de, iktidarın adı Adalet, yargının sıfatı bağımsız, Ankara'daki Yüksek diye bir çocuğun hakkının teslimini umacağız, öyle mi?

Bunun adı cumhuriyet olacak; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olacak, değil mi!

Üstüne muhafazakârlık, ahlak, namus ya da cumhuriyetçilik filan da serpilecek!

Bir çocuğun bedeni, hayatı ve haysiyetini linç ederken; nasıl da mutabıklar, farklı erkek fraksiyonlarının önyargıçları!

Şimdi hepimiz, nasıl derler, infial halindeyiz.

Sahi mi?

Fakat bu bir ideoloji Kamil!

Sen biraz da kendini bil; kendinden bil!

Üstünlük ideolojisinin en kritik sahalarından birisi, "erkek" ibaresi.

Başta ana, baba; okul, işyeri, askerlik, aşiret, cemiyet, cemaat, töre, örgüt vesaire hep erkeğe düşkün!

Düzen değiştirmeye soyunan nicesi bile; kadına, bacıya hükmederek düzeni yeniden giyinip kuşanmadı mı!

"Ana gibi yar olmaz" deyu atıp tutan kültür; kadına, kıza, kız kardeşe, eşe, işteki "bayan arkadaş"a tahakkümle üstünlük ve güç tahkim ediyor.

İki yüzlü yalan yavşak bir "bağyan saygısı"; her fırsatta, güçsüz bir bedeni, tedirgin bir ruhu ezip geçiyor.

Kadın isyan etmeden bu iş çok zor Yonca!

Fakat esas, erkek her türden ezilmeye, ezmeye isyan etmeden; isyanla hakkaniyet ve adalet öğrenmeden, imkansız Kani!

Çünkü her işin başı; üstünlük ideolojisi ve mütemmim cüzü olan tahakküm, ezme, hükmetme arzusu.

Aileden okula; işten askerliğe kadar kişiliği ezilen milyonlarca erkeğin tek sığınağı kalıyor, bir başkasına üstünlük için: Ah o kimlik!

Bazen inanç, bazen milliyet, köken… Ama ille de erkeklik!

Erkekler ezilmeye isyanı öğrenmeden, kendine hakiki saygısını kovalamadan, kimliğe ve güce değil kişiliğe saygı duymadan, çok zor Çiğdem!

Rıza ile ceza!

T.C'nin N.Ç. hakkındaki nihai hükmünün tercümesi şudur:

18 yaşına kadar fikri fikir, hayali hayal, sevdası sevda sayılmayan bir çocuk…

13 yaşında, sözde "rızasıyla" 26 büyük erkeğin tecavüzüne izin verirken reşittir!

Devletin ve adaletin töresi belki de bu.

Sözde namus için kızını katleden, sevdalanan kızını ölüme mahkûm eden, tacize uğrayan kızları intihara teşvik eden, kan kovalamaktan asla bıkmayan "töre babaları, ağaları"nın devlet ve adalet olarak sureti böyle!

13 yaşında bir kız çocuk, devleti; yerel bürokratı, askeri ve kankalarıyla küçücük bedeninde acıyla tanıdı.

Şimdi, 18'inde, tecavüzün nihai darbesiyle tescil ediliyor vaziyet.

Oysa bu hukukta basılmamış kitabın dahi uzun tutukluluk cezası var!

Ama kesinleşmiş bir çocuk linci, "rıza"ya havale!

"Rıza… tahrik" gibi ince hususlar, düzenin kadim bekçileridir.

Güçsüzlere darbelerin, tahakkümün, linçlerin, mermilerin ve hatta katliamların zırhı, kalkanı.

N.Ç. T.C.'nin bu ağır geleneğinin altında kalmış küçük bir bedendi sadece!

Artık konuşulacak olan "rıza" şudur belki de:

13 yaşında bir N.Ç.'nin 26 erkeğin seri cinsel saldırısına uğramasındaki "rıza"dan ziyade…

T.C.'nin devlet ve adalet sisteminin, çocukların, kızların, kadınların maruz kaldığı şiddete verdiği rıza!

12 yaşında bir çocuğa 13 kurşuna da rıza…

13 yaşında bir kıza 26 tecavüze de rıza!

Umur Talu kimdir?

Umur Talu, ilk, orta, liseyi Galatasaray Lisesi'nde yatılı okudu. 1980'de Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi'den mezun oldu.

Üniversite döneminde Demiryolu İşçileri Sendikası ve Marmara Boğazları Belediyeler Birliği'nde çalıştı. Günaydın gazetesinde başladığı gazeteciliği, Güneş, Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet, tekrar Milliyet, Star, Sabah, Habertürk'te sürdürdü. Muhabirlik, ekonomi servisi yönetmenliği, yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı, kısa süre Paris temsilciliği yaptı.

Medyakronik başta olmak üzere, çok sayıda web sitesi ile dergide makaleleri yer aldı.

Birkaç dönem Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu'na seçildi, başkan yardımcılığında bulundu.

İstanbul Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi İletişim fakültelerinde ders verdi.

Türkiye medyasında ilk "ombudsman"lik kurumunun kurulmasını gerçekleştirdi. 1998'de Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'ni hazırladı.

Çalışmaları Türkiye Basın Özgürlüğü Ödülü, iki kez Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Köşe Yazısı ÖdülüÇağdaş Gazeteciler Derneği Ödülü başta olmak üzere, çeşitli mesleki ödüllere değer görüldü. Aynı yıl, üç farklı gazetecilik örgütünden köşe yazarı ödülü aldı.

Bodrum: Yüzyıllık Yolculuk, Kadınımızın Hatıra Defteri gibi belgesellerde metin yazarlığını yaptı.

Sosyal Demokrasi, Fransa Bölümü (Turhan) Uçuran Bey Postanesi (Milliyet) , Dipsiz Medya (İletişim) , Bedelli Gazetecilik (Everest) , Senin Adın Corona Olsun (Literatür) kitapları yayımlandı. Keynes'in (O. E. Moggridge, Afa Yay.) çevirisini yaptı. 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Al hüznünü, götür bayram yerine!

Alın tüm sevginizi, tüm neşenizi, bayramı bayramlara götürüverin. Yoklarınızı anarak; varken yok olanlarınızı, varken sizi yok edenleri, yoktan var olanları; bir merhaba esirgeseler bile hep aynı kalple sevdiklerinizi, özlemleri, tutkuları, aşkları, ruhunuza sarılanları sarıp sarmalayarak

Beka probleminden zekâ problemine!

Başka şeyler bir yana, önce düşük faizle tuzağa düşürdüğünüz, cebindekini, sofrasındakini döviz ve enflasyonla götürdüğünüz, borçtan borca mahkûm ettiğiniz yoksulluk nüfusunu, şimdi de artan faiz, kısılan kredi kartlarıyla tuttuğunuz gibi öptüğünüz bir sürecin “ileri analitik şeyi” nasıl olacak?

Bir çocuk gördüm uzaklarda…

Bu “psikolojik” çoraklık ülkesinin suçluları hangi “hayvanlar”; sokak köpekleri mi?