18 Mayıs 2021

Hem argo hem de teknik anlamıyla "yürütme"den arınmış yolsuzluk komisyonlarına ihtiyacımız var

Türkiye, günlerdir hükûmet mensupları da dâhil olmak üzere çok sayıda yetkiliye dönük ithamları dinliyor. Bu ithamlar, 1990'ların Susurluk olayını gölgede bırakacak denli ağır nitelik içeriyor. Cinayet, insan kaçırma, şantaj ve tecavüz iddiaları bir tarafa, bir türlü kurutulmamış yolsuzluk bataklığına işaret ediliyor

Bugün, anayasaların özünde yer alan ve neredeyse hepimizin kulak aşinalığı olan bir teorinin, erkler aylığı teorisinin az bilinen bir yorumuna dikkat çekmek istiyorum: Erkler ayrılığı teorisi çok eskidir. Antiklerde farklı sınıflardan gelen kişilerin karma yönetiminin denge sağlayacağına inanılır mesela. Modern zamanlarda, insan doğası üzerine düşünenler; insanın tükenmez hırsının, ancak karşı hırslarla frenlenebileceği ve bu frenlerin denge yaratacağı fikrini ileri sürerek teoriyi geliştirmiştir. Devletin etkinliklerine uyarlayabileceğini düşünenler, kural koyma ve uygulama etkinliklerinin yanı sıra savaş ilan etme veya yabancı ülkelerle müzakerede bulunma gibi kendine özgü eylemlerinin olduğunu düşünerek bu eylemlerin farklı kişilerce gerçekleşmesi gerektiğini önermiştir. Çok eskiden beri bilinen bu teori Aydınlanma düşünürleri tarafından sadeleştirilmiş; kural koyan, kuralı uygulayan ve denetleyenlerin farklı organlar olması gerektiğini ileri sürmüştür. Bugün erkler ayrılığı teorisi dediğimizde anladığımız şey aşağı yukarı belli: Yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılması gerekir.

Gerekir gerekmesine ama bugün yasama ve yürütmenin parti disiplini uyarınca birleştiği siyasi partiler çağında bu teorinin gerçekçiliğinin kalmadığını ileri sürenler in sayısı hiç de az değildir. Pek de haksız olmayan bu kaygılardan hareketle "yeni erkler ayrılığı" teorileri geliştirilmeye başlanmıştır.

İşte konunun daha az bilinen yönü budur. Yeni anayasa hukuku literatüründe kimi yazarlar, dördüncü ve beşinci erklerden bahseder. Bu yeni erkler ayrılığı teorileri, ayrı bir yazıyı hak ediyor. Koşullarım uyarsa anlatmak isterim. Fakat burada klasik erkler ayrılığı teorisinden ayrı bir kategoride görülen, kendine has bir iktidar alanından bahsetmek istiyorum: yolsuzluk komisyonlarından.

Yolsuzluk komisyonları

Dünyada artan sayıda ülkenin yeni anayasalarında "yolsuzluk komisyonları" özel olarak düzenleniyor. Bu komisyonlar, kural koymuyor; bu nedenle yasama içinde değiller. Tam olarak yargı erki içinde de görülmezler çünkü nihai karar da vermiyorlar. Kural olarak, yürütme içinde kabul edilebileceklerse de, çok temel bir kaygıdan dolayı yürütmeden de farklı bir kategori içinde sayılıyorlar.

Bu temel kaygı şöyledir: Yolsuzluk, büyük ölçüde organize biçimde gerçekleştirilir. Dolayısıyla belli bir kurumsallığa gerek duyar ve çoğu kez iktidarın manipülasyonuna dayalı bir etkinliktir. Deneyimlere göre genellikle yürütme erki bünyesindeki kişilerin bulaştığı, içli dışlı olduğu bir suç tipidir. Bu bakımdan yolsuzlukları soruşturacak olan kişilerin yürütmenin özellikle de hiyerarşik ilişkilerin dışında kalması önem taşır. Zira böyle durumlarda "çıkar çatışması" baş gösterir.

Somut bir soru ve örnekle açıklamaya çalışayım: Örneğin mesleki geleceği İçişleri Bakanı'nın iki dudağının arasından çıkacak sözlere bağlı olan bir kolluk görevlisinin veya Cumhurbaşkanı ya da Adalet Bakanı'nın idari tasarruflarına, hatta "sürgün" tehdidine tabi bir savcının sözcüğün gerçek anlamıyla yolsuzlukla mücadele edebileceğine inanabilir miyiz? Böyle koşullarda çalışan bir savcı veya emniyet müdürü, yolsuzluğa karıştığından kuşkulanılan bir devlet başkanı veya bakanlar hakkında veya onların yakınlarıyla ilgili soruşturma yürütebilir mi?

Bu soruların yanıtı tabii ki olumsuzdur. Meslekten atılmaktan korkan polis veya sürgün yemekten çekinen savcı, suça karışan üst düzey yetkililerin üzerine gidemez, gidecekse de defalarca düşünmek zorunda kalır, ezilir büzülür. Böyle yaptıkları için de kişileri suçlayamayız. Zira özel bir güvence getirilmeden aksini düşünmek çok güçtür.

İşte bu nedenledir ki çok sayıda ülkede "yolsuzluk komisyonları", olağan kolluk ve savcılık kurumlarından farklı biçimde ele alınmıştır. Bu işleri yürütecek yapılar, özerk biçimde organize edilmeye başlanmış ve bu özerklik bazı ek güvencelerle birlikte anayasal olarak güvence altına alınmıştır. Bu kurumlara seçilecek kişilerin seçilme süreçlerinde çeşitlilik ve kamusallık ön plana taşınmıştır. O kadar ki bu özgün nitelikler, söz konusu komisyonların (benzer diğer bazılarıyla birlikte) ayrı bir erk olarak görülmesine neden olmuştur.

Ekvador, Kenya, Meksika, Tunus, Venezuela gibi yeni nesil anayasalar, bu kategori içindekilerden bazıları. Tüm bunların içinde en ünlüsü ise Güney Afrika Cumhuriyeti'ndekidir.

Yürütmeyle ilgili soruşturma yürüten savcılara ve polislere teminat şart!

Irkçı aparthayt rejiminden Nelson Mandela'nın önderliğinde çıkan ve çıkışını yeni bir anayasa ile taçlandıran Güney Afrika Cumhuriyeti'nde yolsuzluk sorunu özel bir önem taşır. Anayasa, bu konuya özgü ayrı bir hüküm içerir. Bu hükümler uyarınca idari örgütlenmede "Akrepler" diye bilinen ayrı ve özerk güvencelerle donatılmış bir kolluk grubu oluşturulmuştur.

2009 yılında Akrepler'in soruşturmalarından rahatsız olan yeni hükûmet döneminde, bu soruşturma komisyonunu olağan kolluk kurumunun içine sokacak bir kanun değişikliği yapılmış ve isimleri de "Şahinler" olarak değiştirilmiş, yetkileri ve yapısı da gözden geçirilmişti. Muhalefet, bu birimlerin hükûmete bağlı olmasına itiraz etti.

Konu, Anayasa Mahkemesinin önüne geldiğinde ise Mahkeme, bu kanunu iptal etti. Mahkemenin kararı ilham vericiydi:

"Şahinler birimi, siyasal kontrol karşısında yeterli bağımsızlığa sahip değildir. İlgili düzenlemelerde birimin başındaki müdür, bakan tarafından atanmaktadır. Yani birimin yönetimi siyasal etkiye açık kılınmıştır. Üstelik bu etkinin kapsamı da belirsizdir. Söz konusu statüdeki kişilerin görevden alınması konusunda hiçbir kayıt yoktur. Birimin mensupları olağan polis memurlarıdır; dolayısıyla güçlendirilmiş özel bir mesleki güvenlikten yoksundurlar. Olağan mesleki güvenceler, bu türden hassas soruşturmaların şiddetle ve korkusuzca yürütebileceklerine dair güven aşılayacak biçimde tasarlanmamıştır. Özel olarak güvence altına alınmış bir mesleki statünün yokluğu, bu birimdeki üyeleri cezalandırılma korkusuna sokabilir ve olası siyasal müdahaleleri bildirmekten alıkoyabilir."

Görüldüğü gibi bazı suçlar, hele ki organize suç ve yolsuzluk gibi yürütme erkinin açık veya zımni onayı olmadan gerçekleşmesi çok güç olan suçlar için farklı bir birim kaçınılmaz. Yani yürütme erkinin işin içinde olduğu suçlara, yürütmenin tasarruflarına tabi polisler bakamaz, bakarsa da bu soruşturmalar sağlıklı yürümez. Bu nedenle ayrı bir erk olarak örgütlenebilmeleri gerekir.

Türkiye'de yolsuzluk

Bu aktarımı yapmamın bir nedeni var. Türkiye, günlerdir hükûmet mensupları da dâhil olmak üzere çok sayıda yetkiliye dönük ithamları dinliyor. Bu ithamlar, 1990'ların Susurluk olayını gölgede bırakacak denli ağır nitelik içeriyor. Cinayet, insan kaçırma, şantaj ve tecavüz iddiaları bir tarafa, bir türlü kurutulmamış yolsuzluk bataklığına işaret ediliyor.

Cumhuriyet savcıları veya kolluk görünürde hareketsiz. Harekete geç(e)meme nedenlerini ise hepimiz iyi kötü biliyoruz. Hiçbir savcı ve polis büyük olasılıkla kendini "yakmak" istemiyor. Böyle hukuk devleti olur mu? Olmaz. Zaten pek çoğumuzun böyle de bir beklentisi kalmadı. Fakat hukuk devletine döneceğimiz günlerde bir daha böyle bir bataklığa düşmemek için bu farklı ülke deneyimlerini dikkate almamız gerekiyor. Zamanı geldiğinde sözcüğün hem argo hem de teknik anlamıyla "yürütme"den arınmış birimler kurmalıyız. Talebimizin bugün karşılığı olmayabilir fakat karşılık bulabileceği zamanlar çok uzak görünmüyor.

Hukuk devletine doğru yöneleceğiz. Belki hemen bugün değil ama çok uzak bir gelecekte de değil.

Yazarın Diğer Yazıları

Orman kayıplarımız Anayasa krizimizden ayrı değil

Yanan ormanların yerine bina dikmeyip yeni ormanların yetiştirilmesi de gerek. Bu, siyasi rant amacıyla kullanılabilecek bir lütuf ve propaganda aracı değil, anayasal (md. 169) bir emirdir!

Plajlarda “sürtme” özgürlüğümüze ve kıyılarımıza sahip çıkalım

“Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.”

Türkiye'nin hayvanları da "refah"a kavuşamıyor: Hayvanları Koruma Kanunu hâlâ yetersiz

İnsanımızın ne refahı ne özgürlüğü var, biliyoruz. Hayvanlarımızın durumu da farklı değil