30 Eylül 2022

Mersin Polisevi'ne saldırı düzenleyen kadın teröristin parmak izi doğrulandı mı?

Kadın terörist hakkında istihbarat bilgilerin mevcut olduğu İçişleri Bakanlığı'nın salı günkü açıklamasında aktarıldı. Ama asıl önemli olan kriminal incelemelerdir

Mersin'den pazartesi gecesi gelen haber, bir anda hemen herkesi alarma geçirdi.

Yenileme inşaatı nedeniyle Tece'de geçici binada faaliyet gösteren polisevine yönelik terör eylemi, toplumun sinir uçlarını etkiledi ister istemez.

Zira Ceylanpınar'da 2015'te iki polisin şehit edilmesi sonrasında ülkede yaşananların bir tekrarı olabileceği endişesi iktidar ve muhalefeti bir kez daha karşı karşıya getirdi.

Saldırıda nöbet kulübesinde görevli polis memuru Sedat Gezer şehit oldu. Bir meslektaşı yaralandı. Eylemi gerçekleştiren iki kadın ise asıl eylem için taşıdıkları değerlendirilen bomba düzeneklerini infilak ettirip kendilerini havaya uçurdular.

Olayın ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, hemen kente gitti. Soruşturmayı yakından takip etti, ve ilk bilgileri yeni günün ilk dakikalarında kamuoyu ile paylaştı:

"(...) Arkadaşlarımızla yapılan ilk tespiti ifade edeceğim. Bir teröristin kimliğini önemli ölçüde belirledik. Çünkü patlamayla kopan bir kafa var, dört de bacak var. Bir tespit belli. İkisinin de kırsalcı olduğunu değerlendiriliyor. Hangi terör örgütü olduğu da belli. (...)"

Ertesi gün açıklama sırası İçişleri Bakanlığı'ndaydı. Yapılan bilgilendirmede, kimlik belirleme çalışmaları sonucunda teröristlerden birinin 'Zozan Tolan' kod adlı Dilşah Ercan olduğunun belirlendiği duyuruldu.

Hemen sonrasında terörist Ercan'ın CHP'nin 2013'de hazırladığı "tutuklu gazeteciler" raporunda yer aldığı ortaya çıktı.

  •  

Buraya kadar yazdıklarım, pazartesi gecesinden perşembe akşamına kadar yaşananların bir özeti.

Şimdi gelelim işin en önemli boyutuna.

Saldırının ardından başlatılan soruşturmanın en önemli boyutu adli delillerin incelenmesidir.

Evet, kadın terörist hakkında istihbarat bilgilerin mevcut olduğu İçişleri Bakanlığı'nın salı günkü açıklamasında aktarıldı. Ama asıl önemli olan kriminal incelemelerdir.

Olay yerinden elde edilen deliller, GSM sistemleri üzerinden yapılan teknik incelemeler, hedef kişi / kişilere yönelik MOBESE ve olay yeri çevresindeki kameralardan elde edilen kayıtlar adli dosyanın esasını oluşturur.

Terör eyleminden hemen sonra eylemci kadın teröristin kimliğinin, olay yerinde elde edilen bir kimlikteki Dilşah Ercan adından yola çıkılarak tespit edildiği anlaşıldı.

Soruşturmanın sıcaklığı esnasında alelacele yapılan bu açıklamada adı geçen teröristin, kadın eylemciler arasında olmadığı gün ışığına iki gün sonra çıkıverdi!

Nasıl oldu bu yanlışlık?

Böylesi olaylarda; olay yerinden elde edilen bütünlüğü bozulmuş diğer deyişle parçalanmış cesetlerden elde edilen parmak izleri, DNA artıkları, patlayıcı madde kalıntıları, savcılık soruşturmalarını doğrudan yönlendirir.

Mersin Polisevi'ne yönelik terör eylemi sonrasında kriminal uzman polisler, olay yerinden topladıkları delilleri laboratuvar ortamında incelemeye tabi tuttular.

İşlem sonrasında ortaya çıkan tablo, İçişleri Bakanlığı'nı pek de mutlu edecek durumda değildi maalesef.

Çünkü, Dilşah Ercan'a ait olan parmak izleri, olay yerinden elde edilen iki kadın teröristin parmak izleriyle örtüşmedi!

Ercan'ın parmak izi, tutuklandığı süreçte gözaltına alındığı sırada Emniyet Genel Müdürlüğü Parmak İzi Arşivi'ne girmişti. İki kadın PKK'lıya ait parmak izleri ise, arşivde çıkmadı.

Böylelikle İçişleri Bakanlığı'nca yapılan açıklama adı duyurulan kadın PKK'lının aslında eylemde yer almadığı anlaşıldı.

Zaten, pazartesi gecesinden bu yana PKK'ya yakın sosyal medya hesaplarından Mersin eyleminin üstlenilmesine dair bir açıklama da gelmedi. Fakat dün sabah yine PKK'ya ait bir sosyal medya hesabı, eylemi örgüt adına üstlendi.

Sosyal medya paylaşımda eylemi gerçekleştiren örgüt mensuplarının kimlikleri ve fotoğrafları duyuruldu. Aynı paylaşımda adı gündeme gelen ancak kriminal incelemede eyleme katılmadığı anlaşılan Dilşah Ercan'ın ise halen "örgütteki görevine devam ettiği" kaydedildi.

Gelinen noktada, henüz olay yerinden elde edilen delillerin ortaya koyacağı sonuç beklenmeksizin yapılan resmi açıklamaların yanlış olduğu görüldü.

İşin vahim yanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan çarşamba akşamı katıldığı televizyon programında yanlış bilgi üzerinden olayın değerlendirmesini yaptı.

Burada hata elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan'da değil. Kendisinin yanlış bilgilendirilmesinde, ya da gelişmelerin yenilenerek aktarılmamasında.

Süreçte kimler Erdoğan'ı bilgilendirdiyse artık!

Bu işin mutlaka bir sorumlusu veya sorumluları olmalı.

Cumhurbaşkanı'nın yanlış bilgilendirilmesinin hesabı verilmeli.

* * *

PKK'nın Mersin eyleminde bakıldığında bir de madalyonun öteki yüzü var.

O da güvenlik zafiyeti olup olmadığı.

Olayla ilgili kamera görüntülerini izlerken ister istemez eylemin hedefi olan Polis Memuru Sedat Gezer'de çelik yelek olup olmadığına baktım. Görüntülerde şehit Gezer'in çelik yelek kullanmaması dikkatimi çekti.

Dikkatimi çeken diğer nokta ise, nöbet kulübesinde sabit nöbet tutan Gezer'in saldırı sırasında uzun namlulu silah yerine, tabanca ile müdahale etmesi.

Bu durumda, Gezer'e idare tarafından çelik yelek verilip verilmediği, verildiyse neden kullanılmadığı, verilmediyse neden verilmediği sorularının yanıtları önemli.

Aynı şekilde uzun namlulu silahla müdahale yerine tabanca kullanmasının da mutlaka bir açıklaması olmalı.

Ayrıca tesis korunmasında önemli olan sabit nöbet değil, gezici devriyelerin çevre güvenliği almasıdır. Mersin Polisevi'nde çevre güvenliği modelinin uygulanması halinde terör eylemini şehit verilmeden önlenebilirdi.

Herhalde İçişleri Bakanlığı ya da Emniyet Genel Müdürlüğü idari, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı ise adli olarak bu konuları araştıracaktır.

Eylem hedefi olarak da bir bilgi vermek istiyorum.

Mersin uzun yıllardır PKK'nın eylem yapmadığı bir bölge. Belki son 30 yılda PKK'nın böylesi bir eylemi yok kentte. Çevre kentlerde eylem olmasına rağmen Mersin bu bakımdan sessizliğini korudu.

İki kadın teröristin eylemiyle Mersin'de sessizlik bozuldu.

Bu olayla beraber "Amanosların temizlendiği" yönünde sosyal medya paylaşımının yanı sıra "teröristlerin ayakkabı numaralarının bile bilindiği" veya "uçan kuştan haberinin olduğu" gibi açıklamalarıyla siyaset yapan İçişleri Bakanı Soylu'nun son dönemde ülkede yaşanan kimi olaylardan haberdar olmadığı / olamadığı görülüyor.

İşte Mersin'de yaşanan saldırıyı bu açıdan da değerlendirmek gerekir. Daha önce de çeşitli kereler dile getirdim. Emrinde polis ve jandarma istihbaratı olan, ayrıca gerektiğinde MİT'le işbirliği yapma olanağı olan bakanlığın başındaki Soylu ve ekibinin böylesi bir eyleme karşı tedbir alması gerekirdi.

Üstelik ortaya çıkan son gelişmeyle Soylu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da yanlış bilgilendirilmesi sebebiyle bir eksi daha aldı.

Bakan bey; muhtemel ki kendisine yönelik eleştirilerin yoğunlaşması halinde yakın zamanda ne kadar ve hangi terör eylemlerinin engellendiğini anlatacaktır.

Ancak bu işler böyledir maalesef. Binlerce eylem önlenir kimsenin haberi olmaz, ama bir eylem gerçekleşir ortalık tozdan dumandan geçilmez.

Uzun süredir çalışmalarını yakından izlediğim Soylu'ya naçizane önerim; - eğer bu göreve devam etme hesabındaysa – kendisini yanıltan ve zor durumda bırakan ekibinde "taze kan" değişikliği yapmasıdır.

Ülke seçime giderken aynı ekipte ısrarcı olması daha farklı sonuçların doğmasına sebebiyet verebilir.

Zira muhalefetin tüm gözleri Soylu ve ekibinin üzerinde. Benden duymuş olsunlar, isim isim takip ediliyorlar. Takip edenler, kimin neler yaptığının kaydını tutuyor. Rüzgârın tersten esmesi halinde büyük sıkıntılar baş gösterecek. Benden söylemesi.

* * *

Tabii ki bu olayın bir de CHP'ye yönelik siyaseten kullanılan boyutu mevcut. Parmak izi örtüşmemesiyle başlayan polemik konusunu siyaset uzmanlarına bırakayım.

Seçime doğru giderken ülkede ilginç bir atmosfer hüküm sürüyor maalesef.

Fakat siyaset, sert açıklamalar ve hırçın davranışların gölgesinde kimi zaman ürkütücü görüntü veriyor bir süredir.

İktidar ve muhalefetin asıl önemli görevlerinden birisi; ülkeyi sağ salim sandık başına götürmek olmalı.

Tolga Şardan kimdir?

Tolga Şardan, 1988'de yerel yayımlanan Ankara Ulus Gazetesi'nde mesleğe başladı. 1989'dan 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde polis muhabirliği, Ankara Temsilci Yardımcılığı ve köşe yazarlığı yaptı.

Haber ve yazılarıyla, 1992'den itibaren Çetin Emeç, Muammer Yaşar Bostancı, Abdi İpekçi'nin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Yanı sıra, haberleri Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Spor Yazarları Derneği'nce ödüle layık bulundu.

Ayrıca, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nce verilen 2021 Yılı Basın Özgürlüğü Ödülü'nün sahibi oldu.

Şardan, 2019'da Doğan Kitap'tan yayımlanan "Komonist Masası'nda Nazım Hikmet" adlı araştırma dalındaki kitabını kaleme aldı.

2019'dan bu yana T24'te çoğunlukla güvenlik konularını ele aldığı Büyüteç adlı köşeyi yazıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Yeni Yargıtay Başkanı'nın ilk sınavı; yargıdaki yolsuzluk iddialarının üzerine gitmek!

Kerkez'in önünde iki yol var: Toplum bir yana çocuklarına bırakacağı "manevi miras" için yarından tezi yok düğmeye basıp, Yargıtay'daki temizlik amacıyla ilk işareti vermeli. Aksi taktirde selefinden farklı konumda olmaksızın "eski başkanlar" fotoğraf dizisinde yerini alır

Tutuklanan polis müdürü 22 polisle korunuyormuş: Kaplan soruşturmasında el konulan Rolex'ler sahte çıktı!

Yapılan üç ayrı kıymet tespitinde; bir firma Rolex'lerin gerçek olduğunu buna karşın iki firma ise, sahte olduğunu ortaya koydu. Rolex'lerin sahte olduğunu ortaya koyan firmadan birisinin aynı zamanda firmanın temsilcisi olduğunun altını çizeyim

Emniyet’te gizli tanık skandalında yeni gelişmeler: Darbe girişimi emniyette biliniyor muydu, Garson listesine karşı MİT’e operasyon mu var?

Eğer emniyet içinde darbe girişimde bulunan bir ekip varsa MİT’in ulusal güvenlik çerçevesinde bilgilendirilmesi ve müdahale etmesinin sağlanması gerekirdi. İşte bu ortamda, MİT’in yeni verilerinden rahatsız olan bir kısım polis yöneticisinin “aradan bu işin çıkarılması”nı sağlamak amacıyla MİT’e dolaylı operasyon yapılmasının önünü açtığı iddiası mevcut