27 Aralık 2022

İBB'yi teftiş eden heyetin başkanı neden değişti?

Görevden ayrılan başmüfettişin adını polemik yaratılmaması amacıyla vermiyorum. Ayrıca, bizzat bildiğim bürokrattır. Yirmi yılı aşkın süredir Mülkiye Teftiş Kurulu'nda görevlidir. Sonradan heyet başkanı olan Yıldırım'dan en az on yıl da kıdemlidir. Kendisinden kıdemsiz başmüfettişlerin vali olmasına rağmen vali olmak için idarenin suyundan yürümeyen bir devlet görevlisidir

İçişleri Bakanlığı'nın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik gerçekleştirdiği teftişin savcılığa ulaşmasıyla beraber yeni tartışma başladı.

Tartışma önemli. Zira, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun İçişleri Bakanlığı'nca görevden alınmasının önünü açan sürecin ilk aşaması özel soruşturma raporunun hazırlanıp savcılığa gönderilmesi.

Ardından adli soruşturma çerçevesinde YSK üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle aldığı hapis cezasının görevden alınmaya gerekçe olamaması sebebiyle bu kez terör örgütü / örgütleri bağlantısı gerekçe gösterilip görevden alınabilecek İmamoğlu.

İmamoğlu'nu taça çıkartmak isteyen iktidar, İçişleri Bakanlığı marifetiyle savcılığa gönderilen 578 sayfalık raporla seçim öncesinde süreci lehine yönetmeye çalışıyor.

* * *

Siyasi ve adli süreç devam ederken, İBB soruşturması çerçevesinde İçişleri Bakanlığı bünyesinde bürokratik anlamda kamuoyuna henüz yansımamış bir gelişmenin yaşandığını belirteyim.

İBB'deki iddiaların gündeme gelmesiyle Bakanlık, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesinden başmüfettişlerin yanı sıra maliye, ticaret müfettişleri ve MASAK uzmanlarından oluşan teftiş heyetini İstanbul'a görevlendirdi.

Geçen yıl bu tarihlerde Bakan Süleyman Soylu'nun onayıyla çalışmaya başlayan müfettişler, belediye yönetiminden gelen belgeleri ve bilgileri değerlendirmeye aldı.

Günler günleri kovalarken yaz aylarında ilginç gelişme yaşandı. Soylu'nun onayı doğrultusunda teftiş heyetinin lideri olarak görevlendirilen Mülkiye başmüfettişi, görevden affını istedi.

Sağlık sorunlarını gerekçe göstererek görevden ayrılan başmüfettişin yardımcılığını yürüten isim Arif Yıldırım ise heyet başkanı olarak görev aldı.

Yıldırım'ın ismi üzerindeki tartışmalar malum. Kendisi daha önce AKP'den milletvekili aday adayı olmuştu. Daha önce de İmamoğlu'nun önceki görev yeri Beylikdüzü Belediyesi'ni teftiş eden Yıldırım, heyet lideri olarak soruşturmayı yönetti.

Görevden ayrılan başmüfettişin adını polemik yaratılmaması amacıyla vermiyorum. Ayrıca, bizzat bildiğim bürokrattır. Yirmi yılı aşkın süredir Mülkiye Teftiş Kurulu'nda görevlidir. Sonradan heyet başkanı olan Yıldırım'dan en az on yıl da kıdemlidir. Kendisinden kıdemsiz başmüfettişlerin vali olmasına rağmen vali olmak için idarenin suyundan yürümeyen bir devlet görevlisidir.

Bu cümleleri söz konusu başmüfettişi övmek için – kaldı ki işini iyi yapan bir kamu görevlisidir - yazmadım. Tam tersine böylesi görev anlayışı olan bir başmüfettişin görevden ayrılması sürecine dikkat çektim.

Bakanlık kulislerinde; söz konusu başmüfettişin, sürecin kamu görevi safhasından çıkılarak siyasi sonuç yaratılmasına çalışıldığını görmekten "rahatsız olup" görevden ayrıldığı bilgisi mevcut.

Ayrıca, müfettiş raporu henüz tam olarak kamuoyuna yansımadı. Bakanlığın geçen hafta sonu yaptığı açıklamada yer verdiği bilgilerin raporun içinden olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Ancak kritik nokta, güvenlik soruşturması ile arşiv araştırmalarının yapılması uygulaması. Bakanlık, İBB'de işe alınanlar hakkında güvenlik soruşturması yapılması gerektiğinde ısrarlı.

İBB tarafı ise, özellikle belediye şirketlerine alınanlara yönelik güvenlik soruşturmasının yapılmasında yasal zorunluluk olmadığı görüşünde.

Daha önce Mülkiye Teftiş Kurulu'nda yıllarca görev yapıp emekli olan kaynağım, güvenlik soruşturması konusunda şu tespiti yaptı:

"Milli güvenlik açısından stratejik tesis veya projelerde çalıştırılacak olanlar dışında kamu personeli olmayan kişiler hakkında güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması yapılamaz.

Zaten belediye veya bağlı idareleri bünyesindeki özel hukuk tüzel kişisi olan şirketler; kamu hizmeti verseler bile, kamu kurumu ya da kuruluşu olmadıkları için şirketlerde görev yapanlar, Anayasa'nın 128. maddesi ve 657 Devlet Memurları Yasası'nın 4. maddesi hükümlerine göre kamu görevlisi, dolayısıyla yaptıkları işte kamu görevi olarak kabul edilmemesi gerekir.

Ancak müfettişlerin raporda nasıl değerlendirme yaptığını görmeden kesin hüküm vermek doğru olmaz."

Ortaya çıkan tabloya bakıldığında; İBB'de yapılan teftişin sonuçları daha çok konuşulacak, gündem olacak.

Soru 2: Diyarbakır Bağlar Belediyesi'nin dosyası nerede?

Konu belediyeden açılınca yakın tarihte yaşanan bir olayı daha Büyüteç'te okurla buluşturayım.

Olayın yaşandığı yer Diyarbakır'ın Bağlar Belediyesi.

Bağlar Belediyesi'nin özelliği HDP'nin kalesi olarak bilinir. 2019'daki son yerel seçimler sırasında HDP'li başkan adayının YSK tarafından adaylığının kabul edilmemesiyle siyasi tartışmaların odağındaydı.

İddiaya göre, HDP'li adayın seçim dışı kalması sonrasında seçimi kazanan AKP'nin adayı Hüseyin Beyoğlu başkanlık koltuğuna oturdu.

Aradan geçen zaman zarfında belediye hakkında yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararı iddiaları kentte konuşulmaya başlandı.

İddiaların artması üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı devreye girdi. Bizzat dönemin Başsavcısı Ahmet Yavuz, belediye hakkında iki klasör evrak ve fezleke hazırladı.

Başsavcı, sonrasında klasörlerle birlikte Ankara'nın yolunu tuttu. Başkentte dönemin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yu ziyaret ederek durumu anlatıp, beraberinde getirdiği dosyaları teslim etti.

Edindiğim bilgiye göre; Adalet Bakanı Gül'den, ‘şimdilik ihbara kaydedin, ben inceleyeceğim' yanıtını alan Başsavcı Yavuz'a İçişleri Bakanı Soylu'dan da ‘teşekkür ederim Başsavcım, biz gereğini yapıp üzerine gideceğiz" sözlerini kulaklarıyla duydu.

O günden bugüne Bağlar Belediyesi hakkında adli veya idari herhangi bir işlem yapılmadı.

Oysa, İçişleri Bakanı Soylu bizzat imzasıyla bölgedeki pek çok belediyeye kayyum atadı. Bağlar hariç.

Aslına bakarsanız aynı olayın farklı bir kanaldan Cumhurbaşkanlığı'na aktarılması var.

Diyarbakır'da görev yapan üst düzey bir askeri yetkili, Bağlar Belediyesi ile ilgili kentte yaşananları Cumhurbaşkanlığı'na iletti.

Sonra ne oldu dersiniz?

Bağlar Belediyesi hakkında dosya hazırlayan dönemin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Yavuz, HSK kararıyla Ankara'da Yargıtay'a düz savcı yapıldı.

Cumhurbaşkanlığı'na bilgi aktaran Diyarbakır'daki üst düzey askeri yetkili ise, daha üst bir göreve atanacakken, İçişleri Bakanı Soylu'nun onayı sonrasında emekli edildi.

Peki Bağlar dosyası nerede?

Tozlu raflarda beklemede.

* * *

"İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Diyarbakır Bağlar Belediyesi aynı mı?" sorusunu yöneltebilirsiniz.

Aynı değil elbette.

Ancak, birbirine benzer yaşanan iki süreçte İçişleri Bakanlığı'nın, dolayısıyla iktidarın yaklaşımını göstermesi açısından dikkat çekici.

Tolga Şardan kimdir?

Tolga Şardan, 1988'de yerel yayımlanan Ankara Ulus Gazetesi'nde mesleğe başladı. 1989'dan 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde polis muhabirliği, Ankara Temsilci Yardımcılığı ve köşe yazarlığı yaptı. 

Haber ve yazılarıyla, 1992'den itibaren Çetin Emeç, Muammer Yaşar Bostancı, Abdi İpekçi'nin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Yanı sıra, haberleri Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Spor Yazarları Derneği'nce ödüle layık bulundu. 

Ayrıca, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nce verilen 2021 Yılı Basın Özgürlüğü Ödülü'nün sahibi oldu. 

Şardan, 2019'da Doğan Kitap'tan yayımlanan "Komonist Masası'nda Nazım Hikmet" adlı araştırma dalındaki kitabını kaleme aldı. 

2019'dan bu yana T24'te çoğunlukla güvenlik konularını ele aldığı Büyüteç adlı köşeyi yazıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ayhan Bora Kaplan, polis muhbiri oldu mu?

17 - 25 Aralık 2013'te Gülen cemaatinin emniyetten tasfiyeye başlanması sonrasındaki personel değişimi sırasında yeni göreve gelen ekipler, Ankara'yı kasıp kavuran Aramaz'ı bir türlü yakalayamazken, muhbir olmak amacıyla şubeye gelen genç, Aranmaz'la ilgili önemli bir bilgiyi polise aktardı...

180. yaşına adım atan Türk Polis Teşkilatı...

350 bin kişilik teşkilatın başındaki yöneticinin Şeref Defteri'ne yazdığını düşündüğümüz bağlılık mesajlarına karşın teşkilatın içinde bulunduğu tablonun örtüşmediğini, deyim yerindeyse "sokaktaki insan" biliyor artık

CHP'li belediyeleri bekleyen tehlike ve Bodrum örneği

Elimde, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca Bodrum Belediyesi ile ilgili hazırlanmış iki karar mevcut. Her iki karara esas olan araştırma raporlarının konusu, belediyenin imar konusundaki çalışmalarına yönelik kimi usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları