18 Eylül 2020

Devlet Bey’e açık mektup!

Amacım, virüsle mücadele eden bir sağlık çalışanının her akşam sağ salim evine geldiğinde gözlerinde tanık olduğum endişeyi ya da mutluluğun ne anlama geldiğini anlatmaktır

İktidardaki Cumhur İttifakı'nın ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli, önceki gün sosyal medyadan yaptığı bir dizi paylaşımla Koronavirüs salgınıyla mücadele eden sağlık emekçilerinin haklarını savunmayı amaç edinen Türk Tabipleri Birliği'ni (TTB) "hainlikle" itham etti.

Aynı mesajında Bahçeli, salgında ortaya çıkan sonuçlar nedeniyle siyasi iradeyi eleştiren TTB'ye sabır ve tahammül gösterilmesinin imkânsız olduğunu vurgulayıp, Türkiye'nin sağlık alanındaki en büyük sivil toplum örgütünün gecikmeksizin kapatılıp adli kovuşturma başlatılması talebinde bulundu. Bahçeli, TTB yerine "vatansever bilim insanlarından oluşacak yeni bir yapı kurulması" tavsiyesi yaptı.

TTB'nin Koronavirüs kadar tehlikeli olduğunu savunan MHP lideri, birliğin hükümete yönelik tepkilerini göstermek için hazırlandığı eylemin "haince bir tertip" olduğunu kaydetti.

Oysa MHP lideri, sağlık emekçileri arasında büyük tepki çeken bu mesaj zincirinden iki gün önceki başka bir paylaşımda şöyle diyordu:

"Sağlık Bakanımız muazzam bir dirayetle çalışıyor. Doktorlarımız, hemşirelerimiz, diğer tüm sağlık personelimiz fedakârlıkla görevlerini ifa ediyorlar. Onlara ne kadar şükran duysak azdır. Her şeyin en iyisine layık oldukları tartışma götürmez bir gerçektir."

* * *

Büyüteç'e bu girişle başladıktan sonra; bir gazeteci olarak değil, dünyanın ve ülkemizin altı ayı aşkın süredir boğuştuğu Covid – 19'la mücadele sürecinde doğrudan görev alan, hastalarını sağlıklarına kavuşturan, hatta halk sağlığını tehdit eden benzer salgınlarda kimi zaman devletin uyguladığı sağlık yöntemlerine katkıda bulunan bir sağlık emekçisinin birinci derece yakını olarak MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye seslenmek istiyorum:

Ülkemizde ilk Koronavirüs vakasını gördüğümüz 11 Mart'tan itibaren bugüne kadar geçen süreyi bir gözden geçirelim, hep beraber.

Aynı zamanda kendisi de bir hekim olan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın 11 Mart akşamı yaptığı ilk açıklamada, ülkemizin ve dünyanın nasıl bir tabloyla karşılaşacağının ipuçlarını verdiğini hatırlayalım.

Hatırlayalım, henüz ilk günlerde devletin eksiklerini ya da organizasyondaki hataların yarattığı tabloyu etkisiz kılmak, virüsle mücadelede sahada görev alan sağlık emekçilerinin yanında devletle birlikte yer alanları. Yerel yönetimleri, sivil toplum örgütlerini, halk kitlelerini, bireyleri...

Hemen herkes elini taşın altına koyup, elinden geldiğince Covid - 19'la mücadelede görev aldı.

Dünyadan ve ülkemizden gelen görüntüleri hatırlayalım. Hele ki, sağlık kuruluşlarından gelen haberler, görüntüler halen belleklerde. Unutulması mümkün değil.

Bu süreçte virüsle mücadelede en önde olan sağlık çalışanlarıydı. Durumun gereği buydu kuşkusuz. İnsanları nefessiz bırakan ve bir anda öldüren virüsle bilimsel mücadele, ölümün kıyısından dönen hastaları yeniden ayağa kaldırmak elbette sağlıkçıların göreviydi. Kimi zaman bunu başaramadıkları da oldu / oluyor.

Doktorundan hemşiresine, acil tıp teknisyeninden hasta bakıcısına, hatta idari servislerde görev alan devlet ve özel sektör ayrımı olmaksızın tüm sağlık emekçileri, hiç düşünmeden ellerini taşın altına koyup bugüne kadar virüsle mücadelede görev aldılar. Çaresiz biçimde kendilerine gelen hastalara karşı hiçbir zaman kayıtsız kalmadılar.

Salgın sürecini pek çok kişiye göre daha yakından takip eden birey olarak burada bir parantez açayım:

Her ne kadar son dönemde açıklanan verilerin doğruluğu ve devletin virüsle mücadeledeki politikası nedeniyle eleştirilse de Sağlık Bakanı Koca'nın bir siyasetçiden ziyade hekim kimliği ile düşünüp hareket ettiğini biliyorum.

Daha ilk günden belirli bir sağlık politikası uygulamak istedi Bakan Koca. Ancak, salgının ilk döneminde kontrol altında giden süreç, farklı koşullar ve zorunluluklar nedeniyle Koca'nın inisiyatifinden çıktı. Şimdi de kontrol edilemez hale dönüştü maalesef. Parantezi kapatıyorum.

Yine gözlerimizin önünden gitmiyor, Covid -19'a yakalanıp ölüm döşeğindeki hastaları tedavi eden sağlık çalışanlarının halleri. Astronot benzeri kıyafetler içinde saatlerce hasta başında nöbet tutup görev yapanların görüntüleri. Şişmiş yüzler ve gözlerle bitik bakışlar.

Tabii ki, yaşam profesyonel. Sağlık çalışanları görevlerinin karşılığında para kazanıyorlar. Burada bir sorun yok.

Ama inanın ki, bu süreç parayla değer biçilecek bir süreç değil. Yaşananları yakından izleyen bir gazeteci olarak söylemeliyim ki, bunun parasal karşılığı yok gerçekten.

Bu ülkede zaman zaman meslek grupları bütün olarak memleket için görev alırlar. Tıpkı vatanı korumak için yaşamını yitiren şehitler, nefes almayı başaran gaziler gibi. Çocuklarımıza bir harf öğretmeye; onları daha güzel bir ülke ve dünya ile buluşturmaya çabalayan öğretmenler gibi.

Şimdi sıra sağlıkçılarda.

* * *

Sayın Bahçeli,

Pandemide bugüne kadar devletin yaptıkları vardır. Yapmak isteyip de yapamadıklarını, hatta hiç yapamadıklarını, eksiklerini tartışmak mümkün.

Fakat Koronavirüs salgını bilim insanlarının ifadesiyle daha bir süre gündemimizde olacak. Kısa zamanda virüs etkisini kaybetse bile, artçı etkileri bu coğrafyada uzunca bir süre devam edecek.

Ayrıca, virüsün önümüzdeki süreçte ülkemizi sosyal ve ekonomik açıdan nasıl ve ne kadar etkileyeceği henüz belli değil.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, pandeminin başından bu yana Koronavirüs nedeniyle yaşamını yitiren sağlık personelini sayısını 52, Covid-19'a yakalanan sağlık çalışanı sayısını ise 30 bine yakın olarak açıkladı, geçtiğimiz günlerde.

Bu rakam, dünya ortalamasının oldukça üzerindedir. Sağlık emekçileri yoruldu, tükendi. Üstelik yedekleri de yok, bir futbol takımı misali. Binlercesi sağlık kurumlarında ter döküyor. Bir o kadarı da filyasyon ekiplerinde görevli olup sokaklarda koşturuyor. Hepsi birden sahada.  

Buna karşın, gelecek dönemde virüsle mücadelede ne kadar sağlık çalışanının etkileneceği konusunda herhangi bir öngörü yok. Yanı sıra, toplumda ortaya çıkacak sonuçları da şimdilik bilmiyoruz.

Belki yepyeni bir yaşam modelimiz olacak.

Yani, karşılaşacağımız resim net değil.

Bunun yanında, memleketin içinde bulunduğu atmosferde vatanseverlik ile hainlik arasında çok ama çok ince bir çizgi var. Adeta bıçak sırtı…

Bir yurttaş, bir anda vatansever olabileceği gibi, hiç beklemediği bir anda hain olabiliyor. Ya da tam tersi.

İsmimize veya konumumuza bakmaksızın hepimizin bir anda bu tabloyla karşı karşıya kalma olasılığımız var.

Bu gözle baktığımızda; siz, her şeyden önce bir yurttaş olarak TTB'nin çalışmalarını beğenmeyebilirsiniz. TTB'nin hükümet ve siyasetten beklentilerini, ülkeye ve hayata bakış açısını, taleplerini tartışmaya açabilirsiniz. Son derece normal.

Ama siz, bilim insanı- akademisyen kökenli bir siyasetçi kimliğinizle bu tartışmaları sonlandıracak adımları atabilirsiniz. Aynı zamanda TTB'nin söylemlerine hükümet yönünden açıklık getirmeyi sağlayabilirsiniz. Birliğin sağlık çalışanlarının lehine olan taleplerini uygun biçimde gündeminize alarak çözümü bulabilirsiniz. Böylelikle yaşanan çatışma ortamını ortadan kaldırabilirsiniz.

Tecrübeli bir siyasetçi ve iktidar ortağı olarak bunu gerçekleştirmeye gücünüz var.

Zira bugün gelinen noktada Koronavirüs'le mücadele devletin veya siyasetin tek başına altından kalkabileceği bir konu olmaktan çıktı. Süreci özellikle iç siyaset malzemesi yapmaktan kaçınmak elzem oldu.

Siyaset ve yönetimindeki devletin, sivil toplum, yerel yönetim, yurttaş gibi paydaşlarla sağlayacağı tam bir bütünlük içinde Koronavirüs ile mücadele mümkün olacak.

Sizin ve temsil ettiğiniz camianın siyasetine yön vermek niyetinde değilim.

Amacım, virüsle mücadele eden bir sağlık çalışanının her akşam sağ salim evine geldiğinde gözlerinde tanık olduğum endişeyi ya da mutluluğun ne anlama geldiğini anlatmaktır. Amacım, son yıllarda iyice ayrışan ülkenin ve toplumun salgınla mücadelesinde yeknesaklığın sağlanmasıdır. Amacım, ne zaman sonlanacağı meçhul olan virüsle mücadelede canı pahasına görev alanlara moral verilmesine aracı olmaktır.

Saygılarımla.

Yazarın Diğer Yazıları

Reyhanlı katliamında "üç milyonluk ödül" kavgası

Bugünkü Büyüteç'in konusu Bayat'ın Suriye'de yakalanarak Türkiye getirilmesinden sonra yaşanan bir dizi gelişme

Emniyet'te yaşanan emeklilik krizi

İçişleri Bakanlığı, FETÖ'yle mücadele çerçevesinde fırsat bilip sadece FETÖ'yle bağı olan emniyet müdürlerini değil, sistemi sorgulayan, hayata bakışı iktidarla örtüşmeyen, iktidarın uygulamaya çalıştığı sosyal yaşam biçimine uymayan, hatta farklı mezhepten olan personeli emekliye sevk etti

Valiler kararnamesi: TÜRGEV'den valilik koltuğuna gelen türbanlı ilk kadın vali 

Yeni atama listesinde yer alan kimi mülki idare amirlerinin kamuoyuna yansıyan sorunlu süreçleriyle bağlantılı olarak tayin görmelerinin yanı sıra iktidar üzerinde etkili olan bazı dini grup ve cemaatlerin etkisini göz önünde bulundurmak gerekiyor