13 Nisan 2021

Amiral bildirisinde madalyonun öteki yüzü

Türkiye'de yaşanan veya ortaya çıkan bir olayı, bir olguyu, bir söylemi tek başına değerlendirmek mümkün değil. Mutlaka bir başka halkayla bağlantısı vardır

Ülke olarak yine "Şeytan'ın gör dediği" günlerden geçiyoruz.

Pandemi ve ekonomik sıkıntıların toplumu nefessiz bırakmaya başladığı şu günlerde ana gündem maddelerinden birisi, darbe çağrısında bulundukları iddiasıyla haklarında adli soruşturma başlatılan 103 emekli amiralin imza attığı "bildiri" oldu.

Bildirinin yazımı, imza koyanların konumları, basına aktarılması, kamuoyuna duyurulması ve adli soruşturmaya konu olan içeriğiyle ilgili bir haftadır değişik mecralarda tartışma yürüyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı imzacı emekli 10 amiral hakkında gerçekleştirilen gözaltı işlemi ve sonrasında yaşanacaklar sebebiyle bu tartışma bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Ancak, haftanın ilk Büyüteç'inde pek konuşulmayan ya da göz önüne alınmak istenmeyen madalyonun öteki yüzünü değerlendirme niyetindeyim.

Yazının girişindeki "Şeytan'ın gör dediği günlerden geçiyoruz" cümlesinin anlamını; "Türkiye'de yaşanan veya ortaya çıkan bir olayı, bir olguyu, bir söylemi tek başına değerlendirmek mümkün değil. Mutlaka bir başka halkayla bağlantısı vardır" görüşüyle değerlendirmek yanlış olmaz.

AKP'de yaşananlar

Madalyonun öteki yüzünde, olayın darbe söylemi merkezindeki siyasi tartışmasının yanı sıra aslen iktidar partisi AKP içinde yaşananları da göz ardı etmemek gerekiyor.

Bu nedenle bildirinin kamuoyuna yansımasından kısa süre öncesine dönelim.

Hatırlayalım; AKP'nin kurucu lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan, mart sonundaki genel kurul sonrasında partinin vitrininde bir dizi düzenleme yaptı. Düzenlemelerin hedefi, 2023'deki olağan genel seçimler öncesinde tabana yeni bir hareket kazandırmaktı.

Bu düzenlemeyle birlikte genel kurulun epey öncesinden itibaren Erdoğan'ın kabinede de değişim yapacağı mart sonu itibarıyla Cumhur İttifakı kulislerindeki yaygın söylemlerdendi.

Kabine değişikliği beklentisi

Kulis bilgilerine göre, kabinedeki değişim konusunda dikkatler üç bakan üzerinde yoğunlaştı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın kabinedeki konumlarının ne olacağı Cumhur İttifakı'nın en önemli gündem konusuydu bu süreçte.

Kabine değişimi kulislerinin gölgesi altında gerçekleşen AKP Genel Kurulu sonrasında Erdoğan'ın yapacağı son düzenleme bakan değişimiydi.

Yine kulislere yansıyan bilgilere göre Erdoğan, Soylu'yu Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapacaktı. Bu konuda Soylu'ya açıktan destek veren isim ise, ittifakın ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ydi.

AKP'de kabine değişimi beklentilerinin yoğunlaştığı günlerde Erdoğan'ın Ankara dışına çıkacağı dönüşü olan 5 Nisan Pazartesi günü yeni kabineyi açıklayacağı görüşü kulislere düşen yeni bilgiydi.

Kabinenin değişmesi beklenirken…

Bu gelişmeleri bir kenara koyup, yeniden bildiri sürecine dönüyorum.

Emekli 103 amiralin imzasını taşıyan bildiri, 3 Nisan Cumartesi'yi 4 Nisan Pazar'a bağlayan gece yarısı kamuoyuna yansıdı.

Yani, Erdoğan'ın kabineyi açıklaması muhtemel tarihten bir gün öncesinde!

Sonrasındaki gelişmeler daha da ilginçti, kanımca.

Önce Cumhur İttifakı ortağı, MHP lideri Bahçeli oldukça sert tonlu bir açıklamayla pazar gününe damga vurdu. Bahçeli, darbe beklentisi içinde bulunduklarını iddia ettiği bildiriye imza koyan amirallerin rütbelerinin sökülmesini, emekliliklerinin iptal edilmesini ve lojmanlardan çıkartılmasını talep ediyordu. Ki aynı Bahçeli, 2004'te TSK'daki 313 general ve amirale mektup yazarak AKP'yi şikâyet etmişti.

MHP lideri ile birlikte Numan Kurtulmuş, Binali Yıldırım, Ömer Çelik başta olmak üzere AKP'nin önde gelen isimleri arka arkaya bildiriyi eleştiren sert açıklamalar yaptı.

Erdoğan bir süre sessiz kaldı

Aynı gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bildiriyle ilgili adli soruşturma başlattı.

Buna karşın Cumhurbaşkanı Erdoğan, bildiri gündemiyle 5 Nisan pazartesi günü öğleden sonra toplanan AKP MYK toplantısının sona erdiği akşam saatlerine kadar sessizliğini korudu.

Erdoğan toplantının ardından imzacı amiralleri eleştiren ancak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni savunan açıklamalarını yaptı.

Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarının tansiyonu, geçmişte benzer örneklerine bakıldığında düşüktü.

Erdoğan'ın bildiriye karşı verdiği tepkinin tonu, örneğin "Gezi" ve "Gezi olayları" kelimelerini duyduğunda verdiği tepkilere göre daha hafifti!

Bahçeli ve Soylu konuştu

Erdoğan'ın açıklamasının ertesi günü Bahçeli TBMM'deki grup toplantısında eleştirisinin tonunu düşürmeden ilk açıklamasına benzer sertlikte görüşlerini yineledi.

Keza aynı gün İçişleri Bakanı Soylu, katıldığı canlı yayında "bildiriyle ilgili sabaha kadar uyumayıp deliller bulduklarını" açıkladı.

Nihayetinde Çarşamba günü AKP'nin TBMM Grubu'nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bildiri değerlendirmesinde düşük tansiyonlu denebilecek bir tonlamayla muhalefete yüklendi.

Sonrasında ise sosyal medyada bile amiraller konusundaki siyasi paylaşımların kesilmesi dikkat çekiciydi.

Muhalefet ne diyor?

Muhalefetin gelişmelere bakış açısı da belliydi. Emekli amirallerden bazılarının yakınlarının CHP üyesi olduklarının emniyet tarafından tespit edilmesi – kaldı ki bu tespitlerin bildirinin içeriğiyle ilgisinin bulunup bulunmadığı tartışmaları devam ediyor – üzerine CHP süreci gündem değiştirme olarak nitelendirdi.

Millet İttifakı'nın diğer ortağı İyi Parti ise, genel başkan Akşener'in "zevzeklik" açıklamasının üzerine herhangi bir tansiyon yükselten açıklama yapmadı. Zaten bildiriyi organize ettiği iddia edilen Emekli Tuğamiral Ergun Mengi'nin İyi Parti'den ayrıldığı ve parti ile siyasi bağı kalmadığını ortaya çıkması MHP'nin "darbenin İyi parti organizasyonu olduğu" iddiasını da boşa çıkardı.

Erdoğan ve AKP yönetiminin haftanın geri kalan bölümünde bu konuda sessiz kalmalarına karşın MHP lideri Bahçeli ve İçişleri Bakanı Soylu, bildiri süreciyle ilgili görüş vermeye devam eden isimler olarak kamuoyu önünde kaldılar.

Çakır'ın dikkat çeken iddiası

Cumhur İttifakı'nda bu gelişmeler yaşanırken, hafta sonu önemli bir iddia ortaya atıldı.

Bildiriyi ilk yayımlayan kişi olduğunu öne süren gazeteci Zihni Çakır bildiriden AKP'li bir kabine üyesinin de haberinin olduğunu iddia etti! Ancak isim vermedi.

Çakır'ın ortaya attığı iddia dikkat çekiciydi. Zira durum gerçekten böyleyse, AKP'nin 6 Nisan'da açıklanması planlanan bu bildiriden daha önceden haberi olmuştu.

AKP'nin daha önceden bilgisi olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sessiz kalmasının Cumhur İttifakı ve parti içi siyaset bakımından başka bir anlamının olup olmadığına önümüzdeki günlerde tanık olacağız.

Ve bugüne geldiğimizde darbeler konusunda ağır eleştiriler yapmaktan kaçınmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP'li siyasetçilerin, son birkaç gündür sessiz kalmalarının dikkat çekici olduğunu belirtmek gerekiyor.

Fakat yaşanan bu ani gelişmeyle birlikte AKP'yi ilgilendiren kabine değişikliği rafa kalkmış oldu!

Amirallere manevi baskı mı yapılıyor?

Emekli amiraller bildirisiyle ilgili ilginç ama önemli bir durum daha var.

Şöyle ki, savcılık tarafından haklarında gözaltı kararı verilen şüphelilerin Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi'nde işlemleri sırasında başka FETÖ sanıklarıyla aynı hücrelere konulduğu bilgisi avukatlar aracılığıyla kamuoyuna yansıdı.

Uzun yıllardır gazeteci olarak benzer süreçleri yakından izlemem nedeniyle bu uygulamanın ne anlama geldiğini bilirim.

Gözaltına alınan şüphelilerin, farklı konu nedeniyle gözaltında bulunan şüphelilerle aynı hücreye konulması uygulaması genelde yapılmaz. Hele ki devlette görev almış şüpheliler çoğunlukla ya tek başlarına ya da aynı konudan benzer konumda olan şüphelilerle beraber nezarette tutulur.

Ancak bu olayda muhtemel ki "manevi baskı" olması amacıyla gözaltına alınan emekli on amiral, aktardığım bu koşullar yerine FETÖ'den başka dosyaların şüphelisi olan kişilerle aynı nezarete konuldu. 

Bu konudaki talimatları da çoğunlukla il emniyet müdürleri verir.

Şüphelilerin nezarette tutulması biçimi adli değil idari bir durumdur. Bu nedenle soruşturmayı yürüten savcılığı bu konuda resmi talebi olmaz. İnisiyatif tamamen emniyete aittir.

Yazarın Diğer Yazıları

Kara paranın gönderildiği şirketin sahibi: "Devlet izin verince şüphelenmedim"

Hukukçular öncelikle, Türkiye ve ABD'de kara para aklama işlemleri için özel bir yapı veya organizasyon kurulmasına karşın, iddianamede "örgütlü suç unsuru"nun görülmediğine dikkat çektiler

Kırmızı bültenle aranan iş insanı ve 6 bin lira maaşla alınan 8 milyonluk ev!

İfadeler ve tespitler ışığında gerek Türkiye, gerekse ABD'de faaliyet gösteren bir kara para aklama organizasyonu oluşturulduğu görülüyor

Utah – İstanbul hattında Mormon ailenin parası

Savcı Sürü, çok değil 30 sayfalık iddianamesinde, Utah – İstanbul hattındaki sistemi ortaya koyarken aralarında SBK Holding'in sahibi Sezgin Baran Korkmaz ile ikisi yabancı uyruklu 10 şüpheliye yer verdi