29 Ağustos 2021

Duygusal zekâ matematiksel zekâdan büyüktür

Başarımızın sadece yaklaşık yüzde 2'si IQ yani sahip olduğumuz matematiksel zekâ ile açıklanmakta.

İş ve hayattaki başarımız zekâdan çok kişiliğimize bağlıdır.

Başarımızı etkileyen faktörler nedir? Cevabı baştan söyleyelim. Başarımızın sadece yaklaşık yüzde 2'si IQ yani sahip olduğumuz matematiksel zekâ ile açıklanmakta.

IQ’nun ne olduğunu burada da tanımlayalım: IQ (Intelligence Quotient) içinde matematik becerisi, dil yeteneği, hafıza, mantık yeteneği, analitik düşünce kabiliyeti, bilgi işleme süresi ve hızı gibi pek çok beceriyi barındıran genel bir tanımdır, kısaca beynimizin analitik bölümü tarafından yönetilen becerilerin bütünüdür.

EQ (Emotional Quotient ) ise duygusal zekâ seviyesini temsil eder. Bireyin başka insanların duygularını anlama, kendini duygularının farkında olma ve bunları kontrol etme, içsel motivasyonu, genel ilişkiler ağını anlama ve yönetme gibi sosyal beceriler bütünü olduğunu söyleyebiliriz.

Nobel ödüllü ekonomist James Heckman ve meslektaşları tarafından yürütülen büyüleyici bir çalışmanın iddiası şu: IQ'nun başarıyla neredeyse hiçbir ilgisi yok.

Çalışmayı yürüten araştırmacılar, İngiltere, Amerika ve Hollanda'daki binlerce insanın IQ puanlarını oluşturan standart test sonuçlarını, eğitimleri esnasında aldıkları notları ve kişilik testleri ile ilgili verileri taradılar. Daha sonra bu faktörlerin her birinin, bireylerin gelecekteki kazançları ile ne kadar yakından ilgili olduğunu hesapladılar (bu aşamada ‘başarı’ tanımına kızgın yorumlar almadan önce, ‘başarının’ sadece kazanılan para ile ilgili olmadığını söyleyelim ancak ölçülebilir bir sonuç olduğu için araştırmaları kolaylaştırıyor.)

Bulgu etkileyici; gelecekteki başarının sadece %1-2’si kişinin IQ'suna bağlı.

Peki başarı için hangi özellikler daha önemli?

Derslerde alınan yüksek notlar, gelecekteki yüksek gelirleri işaret etme konusunda biraz daha tutarlı veriler sunsa bile kimya dersinden aldığımız 10 puan, beynimizin doğuştan gelen kapasitesini göstermekten fazla bir veri sunmuyor. Detaya bakan bilim insanları, ders çalışma konusundaki arzu, sorumluluk bilinci, öğrenmeye açıklık, merak gibi karakteristik özellikleri karşımıza çıkarıyor. Bu altı çizilen unsurların hepsinin duygusal zekâmız tarafından yönetildiği açık.

Kişilik önemlidir. Hem de göründüğünden çok daha fazla.

Evet, kişilik değişir.

Pek çoğumuz zihninde yer etmiş bir kalıp var. “Karakter değişmez.”, “insan yedisinde neyse yetmişinde de odur”, “can çıkar, huy çıkmaz.”. Bu bakış açısı bilimsel değil. Kendini yeni baştan yaratmayı, kendini dönüştürmeyi sevenler için iyi bir haberimiz var: çünkü IQ büyük ölçüde sabit olsa da (eğitim, çevre, aile, beslenme gibi faktörlerle az da olsa gelişir.), karakter şekil verilebilir bir malzemedir ve değişir.

Bilim insanları ikna edici bir biçimde karakterin kader olmadığının altını çiziyor. Kişiliğimizi sabit ve değişmeyen bir özelliğimiz olarak gördüğümüzde aslında kendimize zarar veriyoruz. Karakterimiz ve davranışlarımız önemli olaylar ve durumlar karşısında zamanla değişir ve başka bir hal alır. Ailesi ile mesafeli olan birey, aile fertlerinin birinin ani kaybından sonra ailesine daha düşkün bir birey olabilir. Ya da hayatı hafife almayı tercih eden bir birey, kritik bir hayat dersiyle karşılaştıktan sonra hayatı daha ciddiye almaya başlayabilir.

Ayrıca kişiliğimizi değiştirmek amacıyla bilinçli olarak aldığımız aksiyonlar ve gösterdiğimiz ısrarlı çaba her zaman olumlu sonuç verir.

Sonuç olarak kendinize "bu işte başarılı olacak kadar zeki miyim?" diye sormayı bırakın ve bunun yerine kendinize "bu işte başarılı olacak kadar doğru karakteristik özelliklere sahip miyim?" diye sormaya başlayın. Eğer cevap “henüz değil” ise sakın cesaretinizi kırmayın. Daha iyi bir karaktere sahip olmak için yeni bir yolculuğa başlamak mümkün.

Yazarın Diğer Yazıları

Cesaretin var mı kariyerini değiştirmeye?

Kariyer değişikliği yapmak isteyen kişi neler yapmalı?

Nefret edilen bir yönetici ile nasıl çalışırsınız?

Nefret edilen, zor kişi, kusurlu yönetici hangi tanımı kullandığımıza bakmadan bu kişiyle çalışmanın yollarını geliştirmek ve çözümler üretmek mümkün. Bu kötü durumu iyileştirme gücünün kendimizde olduğunu anlamak ve sistematik olarak tasarlanmış bazı yöntemleri kullanmak işe yarayabilir

İş yerinde trans birey olmak ya da olmamak

Bu yazıyı iş dünyası ile sınırladığımızda, trans bireyler kurumsal olarak iş gücü çeşitliliği, eşitlik ve kapsayıcılık çabaları üzerinde özenle çalışan işverenlerin bile radarına çoğunlukla girmiyor