08 Nisan 2020

Sarah Cox namıdiğer Fanny Cornforth ya da Lady Lilith

Sanırım Rosetti en çok ona aşık olmuştu ya da ikisi arasındaki aşk en güzeliydi

Başlık garip gelebilir ama anlatacağım kadın 3 Ocak 1835 de Sarah Cox ismiyle doğmuş, 24 Şubat 1909 da Fanny Cornforth olarak ölmüştür. Bense onu Lady Lilith olarak tanıdım. Öteden beri resim sanatına meraklıyım. Meraklı olup da resim biriktiren bir koleksiyoner değilim. Ne resim toplayacak kadar varlıklı oldum, ne de kalıcı bir mekanım oldu hayatımda resimleri sergileyecek. Ben daha çok ressamların ve resimlerinin öykülerinin peşinde oldum. İşte Fanny Cornforth’la da öyle bir merakın peşindeyken tanıştım.

Lady Lilith - Fanny yüzlü

Türkçeye Ön-Raffaelloculuk olarak çevrilmiş olan Pre-Raphaelit sanat akımının en etkileyici ressamlarından Dante Gabriel Rosetti’nin kadın portlerinin peşine düşmüştüm (bana göre Raffaello-Öncesi olmalı, çünkü Ön-Raffaelloculuk ismi sanki Raffaello’nun öncülü olan, onu hazırlayan bir akımı ifade ediyor, oysa tam aksi, bu harekete mensup sanatçılar Raffaello dönemi resim sanatını eleştirerek kendilerini ifade etmişler, Rönesans öncesi sanatının yalın, saf haline dönmeyi amaçlamışlardır).

Rosetti’nin kadın portreleri sanki canlı gibidir. Bakarken, gözlerine ve saçlarına takılırsınız resmedilen kadınların. Hep düşünceli, hüzünlü bir halleri vardır. Bir yere dalıp gitmişlerdir. Genelde soluk tenli, kızıl saçlıdırlar, kırmızı bir ruj eksik olmaz dudaklarından. Portresini yaptığı kadınlar yalnız model değildirler, ya karısı ya da sevgilisi olmuşlardır ve kendisine ilham perisi olan kadınların hepsiyle de sonuna kadar ilişkisini sürdürmüştür Rosetti. Son, ya Rosetti’nin ya da kadınların ölümüyle olmuştur.

Elisabeth Eleanor Siddall karısıydı, Dante Alighieri’nin aşkı Beata Beatrix resmine hayat vermişti. Pre-Raphaelit’lerin kurucularından Sir John Everett Millais’in müthiş resmi Shakespeare karakteri Ophelia’nın da modeli olmuştur. Zayıf bünyeli ve hastalıklı bir kadın olan Elizabeth 33 yaşında ölmüştür. Sanat tarihçileri tüberküloz hastası olduğunu yazmışlardır. Soluk, sürekli iç dünyasında yaşayan bir havası vardır resimlerde.

Beata Beatrix

Jane Morris, Rosetti’nin yakın arkadaşı ve bir başka Pre-Raphaelit akım ressamı, William Morris’in eşiydi. Aynı zamanda bir yazar da olan William Morris (Hiçbir Yerden Haberler isimli Ütopya romanı türünün etkileyici örneklerindendir), İzlanda’ya giderken Rosetti ile birlikte kiraladıkları evi dekore etsinler diye Jane ve Rosetti’ye bırakmıştı. Bu dönemde yakınlaştılar ve Rosetti ölene kadar da ilişkileri sürdü. Jane Morris Proserpine (ölüler dünyasının tanrıçası) ve Gün Düşü resimlerinin modeli olmuştu. Pre-Raphaelit sanat dünyasının güzellik sembolüydü.

Proserpine

Alexa Wilding’i ise yolda görmüş ve güzelliği karşısında büyülenmişti Rosetti. Hemen modeli olmasını teklif etmiş, ama Alexa modelliğin sonu nereye varır diye endişelenmiş, randevusuna gelmemiş adeta kaçmıştı. Uzun zaman arayıp bulamadığı kadına bir gün yolda tekrar rastlayınca bu sefer ısrar etmiş ve resmini yapmaya ikna etmişti. Alexa 37 yaşında , Rosetti den iki yıl sonra öldüğünde, babalarının kim olduğu kayda düşmemiş iki çocuğu kalmıştı geride (Diğer ilham perilerinin aksine Alexa ve Rosetti arasında bir sevgililik ilişkisi olmadığı iddia edilmiştir). Alexa, Veronica Veronese ve La Ghirlandata resimlerinin modeli olmuştu.

Lady Lilith - Alexa yüzlü
Veronica Veronese

Ben neden Fanny’i seçtim anlatmak için tüm bu kadınlar arasından? Sanırım Rosetti en çok ona aşık olmuştu ya da ikisi arasındaki aşk en güzeliydi. Tabii bu ne benim, ne de başkasının asla bilemeyeceği bir şey. Fanny ilk kez 21 yaşındayken modellik yaptı Rosetti’ye ve kısa süre sonra da sevgili oldular. Rosetti Elizabeth’le evlendikten üç ay sonra Fanny de başka birisiyle evlendi ama ilişkileri sürdü. Elisabeth’in erken yaşta ölümünü takiben Fanny kocasından ayrıldı ve kahya olarak Rosetti’nin evine taşındı. Fanny de tıpkı karısı Elisabeth gibi taşralı ve alt sınıftan gelen bir kadındı. Rosetti’nin çevresi onu aşağı görürdü. Pre-Raphaelit hareketin teorisyeni de olan kardeşi William Michael Rosetti, güzelliğini övmekle birlikte, Fanny’i zerafetten yoksun, görgüsüz ve eğitimsiz bulduğunu belirtmişti.

Fanny Cornforth - Karakalem çizim

Yıllar içinde Fanny kilo aldı, şişmanladı. Saf güzelliği sanatının temel öğesi yapmış olan Rosetti için bu durum ilişkilerinde bir değişikliğe yol açmadı. Fanny’e benim sevgili filim derdi, o da Rosetti’ye gergedanım. Birbirlerinden ayrı olduklarında fil resimleri çizip altına yaşlı gergedan diye imza atıp Fanny’e yollardı. Rosetti hastalanınca ailesi daha yakından ilgilenmeye başladı ve Fanny evden ayrılmak zorunda kaldı. Rosetti ona yakınlarda bir ev tutu ve şöyle yazdı: "Sen hayatta benim sorumlu olduğum tek insansın, bedenimde nefes, cebimde para kaldığı sürece de sana bakacağım." Ayrı oldukları dönemde Fanny ikinci bir evlilik yapsa da 1882 de, 54 yaşında ölümüne kadar Rosetti’ye baktı, yanında oldu. Bir süre Rosetti’nin ona verdiği resimleri satarak geçimini sağladı. Hayatının son yıllarında hafıza kaybı, uykusuzluk, agresif davranışların eşlik ettiği bir bunama tablosuyla akıl hastanesine yatırıldı ve 74 yaşında zatürreden ölene kadar da orada kaldı. Rosetti, en etkileyici resimlerinden olan Lady Lilith’e model olarak Fanny Cornforth’la başlamış, resmi bitirmiş, ancak ilerleyen dönemde Alexa Wilding’in yüzüyle resmi tekrar yapmıştır. Fanny’nin model olduğu Lady Lilith daha yumuşak ve hülyalı, Alexa’nın yüzünü taşıyan Lady Lilith ise ismini aldığı karakterle daha uyumlu, sert ve kararlı bir ifade taşır.

Pre-Raphaelit sanat akımı resim tarihinin en ilginç dönemlerinden birini oluşturur. Akıma dahil olan sanatçılar, çevrelerindeki insanlar, sanatçıların ilham perileri ve aralarındaki karmaşık ilişkiler adeta bir pembe dizi gibidir. Onlar da herkes gibi tek bir hayatı, o hayata sığdırabildiklerini yaşamış ve olağanüstü eserler bırakmışlardır.

Yazarın Diğer Yazıları

Amiral Nelson'un son sözleri...

Büyük bir deniz savaşını kazanmış komutanın yaklaşan ölüm üzerine söyleyebileceği en anlamlı söz bu olurdu herhalde: "Kısmet Hardy."

Döngü

Artık yola çıkmıştım, dönmeyecektim, "kaç kere baştan başlanır" bilmiyorum ama yeni başlangıçlar, bekleyen mümkün gelecekler, ardımızda bıraktığımız mümkün geçmişler. Hepsi büyük bir bütünün parçacıkları. Hiç olmayabilirdik ama olduk. Madem olduk, sonuna kadar gidelim. Sonuna geldiğimizde son denen şeyin yeni başlayacak bir yol olduğunu bilerek akalım...

Endülüs’te Solan Bahçe

Her şey Flamenko’nun ezgilerinde kalsaydı, kalabilseydi keşke. Ama bizzat flamenko da böyle bir şeydi. O huzurun, sükunetin müziği değildi