25 Temmuz 2021

Ya meslek lisesi ya da diplomalı işsizlik

Diplomalı işsizlik konusundaki yazdıklarıma cevaben iş dünyasından ve akademisyenlerden çok sayıda değerli görüş geldi. Onları, "Bir dokun bin ah dinle", olarak özetleyebilirim. Okuyucuların yoğun ilgisi nedeniyle, ben de mesleki teknik eğitim konusundaki birikiminden yararlanmak üzere Mesut Uğur ile konuşmaya karar verdim...

Diplomalı işsizlik konusundaki yazdıklarıma cevaben iş dünyasından ve akademisyenlerden çok sayıda değerli görüş geldi. Onları, "Bir dokun bin ah dinle", olarak özetleyebilirim. Bir şirket yöneticisi, vardiyada çalışacak laboratuvar teknisyeni bulamadıkları için onların yerine mühendisleri işe aldıklarını söyledi. Vasıflı eleman sıkıntısını ifade eden bir üst düzey yönetici de, teknik alanlarda mühendis-teknisyen oranın tersine döndüğünü anlattı. Üniversite mezunu sayısının, kalifiye teknisyen sayısının çok üstüne çıktığını söyledi. Avrupa'da benzer bir kuruluşta bir mühendisin yanında yedi veya sekiz teknisyen çalışırken, bizde bir teknisyen ile birlikte üç beş mühendis çalışıyor dedi.

Okuyucuların yoğun ilgisi nedeniyle, ben de mesleki teknik eğitim konusundaki birikiminden yararlanmak üzere Mesut Uğur ile konuşmaya karar verdim. Mesut Bey teknik liseden mezun olduktan sonra İsviçre'de mühendislik eğitimini takiben 9 yıl İsviçre'de Ar-Ge mühendisi olarak çalışmış olan bir uzman. Kendisi Türkiye'de uzun yıllardır çok çeşitli ortamlarda mesleki eğitim ve çıraklığın önemini gündeme getiriyor. Geçenlerde, bilim ve teknoloji gündeminin tartışıldığı bir Teknorama toplantısında meslek liseleri ve meslek yüksek okulları konusunda görüşlerini açıklamıştı.

Son dönemde T24 üzerinden de, gençlerin eğitim ve işsizlik sorunlarına ışık tutmaya ve çözüm önerilerini gündeme getirmeye çalışıyorum. Bu çerçevede, Mesut Uğur ile yaptığım önemli söyleşiyi aşağıda okuyabilirsiniz.

  • TÇ: Mesut Bey, ülkemizde çoğu insan meslek liselerini çıkmaz sokak olarak görüyor. Bu da gençlerin meslek yani zanaat eğitiminden uzak durmasına ve tek seçenek olarak üniversitelere görmesine neden oluyor. Oysa ben çok sayıda büyük şirketin kurucusunun meslek liselerinden mezun olduklarını biliyorum. Başarılı akademisyenler arasında da meslek liselerinden mezunlara sık sık rastlıyorum. Bu konuda sizin bireysel deneyiminizi ve görüşlerinizi öğrenmek istiyorum? 

MU: 1975 yılında Maçka Endüstri Meslek Lisesi'ne sınav kazanarak girdim. Birinci sınıfta derslerim iyi olduğu için teknik lise kısmına geçtim. 1979'da hem makine teknikerliği hem de lise fen kolu diplomasına eşdeğer bir diploma aldım. Lise bitirme derecem iyi olduğu için yurtdışında eğitim sınavlarına katıldım ve İsviçre'de üniversite eğitimi için burs kazandım. Orada mikroteknoloji lisans eğitimini tamamladıktan sonra elektronik ve kontrol mühendisi olarak çalışmaya başladım. Bir taraftan da yazılım mühendisliği alanında yüksek lisans yaptım. Daha sonra bir tekniker okulunda beş yıl öğretmenlik yaptım.

1992 ve 1993 yıllarında İsviçre Hükümeti'nin, orada yaşayan Türk gençlerine meslek edindirme konusundaki çalışmalarına katıldım. Bu sayede mesleki eğitimin önemini daha iyi anladım. Bu konudaki görüşlerimi gençlere ve ebeveynlerine aktardım.

1995'te Türkiye'ye döndükten sonra, üretimde ve hizmet sektöründe çalışırken vasıflı eleman sıkıntısını kendim de bizzat yaşadım. Bu sorunun çözümleri için makaleler yazdım, birçok yerde konuşmacı oldum. Örneğin, Ekotürk TV'de "Soyut Şeyler Ekonomisi" programında bu konuyu izah ettim.

Benim meslek eğitiminde başarılı örnek olarak vermek istediğim bir kişi Eskişehir Meslek Lisesi mezunu Prof. Dr. Hasan Mandal'dır. Uzun ve çok başarılı bir akademik kariyerden sonra Prof. Mandal şimdi TÜBİTAK Başkanlığı görevini yürütüyor. Meslek ve teknik lise çıkışlı pek çok akademisyen, iş adamı, müsteşar seviyesinde bürokrat tanıyorum. 

Meslek lisesi eğitimi girişimci ruhu da kazandırır. Bu konuda bir örnek olarak da iş makineleri üreticisi Hidromek şirketinin kurucusu rahmetli Hasan Basri Bozkurt Bey'i göstermek isterim. Geçen hafta yaşanan sel felaketinde yolları açan makinelerin Hidromek olduğunu haberlerde görmüş olabilirsiniz. 

  • TÇ: Ben iş yaşamım sırasında meslek liselerinden mezun olan çok değerli ustaların sanayi kuruluşlarında önemli işler yaptığını gördüm. Size göre mesleki eğitimin ulusların kalkınmasında önemi nedir?

MU: Ülkelerin refahı, üretkenliği ve rekabetçiliği meslek eğitimi ile doğrudan ilgilidir. Yüksek katma değerli ürünlerin ve hizmetlerin oluşumunda, farklı seviyelerde eğitim almış kişilerin katkısı vardır. Örneğin, bir ürünün geliştirilmesinde ve tasarımında akademik birikime sahip uzmanlar daha fazla katkı sağlayabilir. Buna ilaveten, üretimin ve hizmetin planlanması aşamasında da üniversite seviyesinde eğitim almış personele ihtiyaç duyulabilir. Üretim sırasında ve hizmetlerin sunulmasında ise daha çok çıraklıktan veya meslek lisesinden yetişmiş vasıflı personel gerekiyor.

Teknoloji şirketlerindeki organizasyon yapısını bir insan kaynakları piramidi olarak tanımlayabiliriz. Piramidin en üst kısmında bilim, mühendislik ve işletme eğitimi almış uzmanlar istihdam edilirken, temelde meslek eğitimi almış çok sayıda uzmanlar çalışmaktadır. Ara kademelerde de vasıflı ustalar görev yapar.

  • TÇ: Ülkemizde meslek liselerinin öneminin hâlâ anlaşılmadığını düşünüyorum. Buna karşılık, Avrupa'da meslek eğitimi çok yaygın. Almanya ve İsviçre'de gençler meslek eğitimine nasıl yönlendiriliyor?

MU: Üretim ve hizmet süreçlerini anlayabilmek için mesleklerin nasıl gruplandırıldığına bakmak gerekiyor. Meslek, bir işi yapabilmek için gereken becerileri kazanmak ve kuralları öğrenmektir. Almanya ve İsviçre'de meslekler iki grupta toplanıyor. Birinci grupta akademik yetkinlik gerektiren meslekler. İkinci grupta ise eğitimle birlikte deneyimle beceri kazanılan meslekler.

Tıp, diş hekimliği, mimarlık, mühendislik, avukatlık ve eczacılık gibi alanlarda akademik ağırlıklı bir mesleki eğitim veriliyor. Analitik düşünmeyi ve soyut kavramlarla çalışmayı gerektiren bu mesleklerde, genel olarak nüfusun sadece %25 kadarı başarılı oluyor. Almanya ve İsviçre'de, 15 yaşında analitik ve soyut düşünme yetkinliği yüksek olan öğrenciler belirlenerek akademik eğitim kulvarına yönlendiriliyor. Geri kalan %75'lik grup ise yeteneklerine göre seçilen mesleki yani çıraklık eğitimine yönlendiriyor. Öğrenciler başarı durumlarına göre gerektiğinde bu kulvarlar arasında geçiş yapıyor.

Mesleki eğitim ve usta-çırak ilişkisi gerektiren mesleklere örnek olarak elektrik-elektronik, metal işleme, aşçılık, tarım, sağlık, güzellik ve ticaret sayılabilir. Bunlar üst düzeyde deneyim ve el becerileri gerektiren mesleklerdir. Bir usta eşliğinde uygulamaları görerek ve deneyerek uzun bir zamanda beceri kazanılır.

Bu yaklaşım, gençleri gelecekte başarılı olacakları mesleklere yönlendiren bir insan kaynakları planlamasıdır. İş dünyasındaki istihdam piramidi ile de paralellik gösteriyor. Meslek eğitimi alan öğrencilerin önüne üniversiteye girişte bir engel konmuyor. Özellikle de kendi uzmanlık alanlarındaki meslek yüksek okullarında veya uygulamalı bilim üniversitelerinde (Fachhochschule) iki veya dört yıllık programlarda kendilerini ilerletmeleri mümkün. Meslek liseleri mezunlarının bir kısmı yüksek öğrenim alıyor. Böylelikle ulusal ölçekte üniversite eğitimi alan gençlerin oranı %35 civarına kadar yükseliyor.  

Sizin geçen hafta yazdığınız makaledeki gibi, Türkiye'de 8 milyon kadar üniversite öğrencisi varken aynı nüfusa sahip olan Almanya'da bu sayı sadece 3 milyon civarında. Aradaki farkı oluşturan gençlerin büyük bir kısmı meslek eğitimi alarak erken yaşlarda iş dünyasına giriş yapıyor. Almanya hem 5 milyon öğrencinin üniversite eğitiminden tasarruf ediyor hem de gençlerin daha önce katma değer yaratarak geçimlerini kazanmalarını sağlıyor. Ulusal ekonomi için bunun ne anlama geldiğini kolayca hesaplayabilirsiniz.

  • TÇ: Sizce gençleri erken yaşlarda mesleki eğitime yönlendirmenin faydası nedir?

MU: Bu yaklaşım ulusal insan kaynaklarının rasyonel ve verimli kullanımı ile alakalıdır. "Ağaç yaş iken eğilir." atasözümüz de eğitimin çocukluk döneminde başlaması gerektiğini vurguluyor. Akademik eğitim alan gençlerin ekonomiye katkı sağlaması 24 yaş civarında başlarken, meslek eğitimi ilk öğrenimden sonra yani 15 yaşında çıraklık ile başlar ve en azından 3 – 4 yıl sürer. Bu dönemde bile gençler ekonomik değer yaratmaya başlıyor. İlk öğrenimi tamamlamakta zorlanan bedensel veya zihinsel engelli gençleri de topluma kazandırmak için onlara, kolaylaştırılmış iki yıllık çıraklık eğitimi veriliyor. Onların da ekonomiye kazandırılması ve kendi başlarının çaresine bakması hedefleniyor.

Çıraklık eğitimi haftanın 3 veya 4 günü iş yerinde, 1 veya 2 günü de okulda geçer. Okullarda, genel kültür, yazılı ve sözlü iletişim, basit sözleşme yapma teknikleri, meslekle ilgili hesaplama ve iş güvenliği gibi konular öğrenilir. Ayrıca, gençlerin sosyalleşmesi yanında spor ve sanat gibi konularla ilgilenmesi hedeflenir. Bu maksatla özel meslek lisesi açmaya gerek yoktur, gerekli dersler normal liselerde bile verilebilir.

Meslekler iş yerinde, bir usta gözetiminde çalışılarak öğrenilir. Meslek eğitiminde çırak, çalıştığı kurumda mesleğini öğrenirken yavaş yavaş üretime de katılır. Bu eğitim ilkin basit büro işleri veya temizlik gibi kolay görevlerle başlar. Daha sonra, bir ustanın denetiminde yavaş yavaş daha zor işleri içerir. Meslek eğitimi alan çırak, kıdemine göre ücretlendirilir. Bu ücretlendirme motivasyonu ve kendine güveni arttırır. Meslek eğitimi bir sınavla tamamlanır ve diploma verilir.

Meslek diploması bireyin mesleğini yapma yetkisi olduğunu gösterir. Bu birikim gençlerin, iş aramak yerine kendi işini kurabilen girişimciler olmaları için önemli bir avantaj sağlar. Bir ülkede ne kadar fazla meslek eğitimi almış çalışan varsa katma değeri yüksek olan sanayi üretimi de o kadar fazladır. Nüfusu fazla olan ülkeler insan kaynakları açısından zengin demek değildir. Meslek eğitimi almış bireyler, ülkelerin insan kaynakları açısından değerini belirler.

Wikipedia'nın 2021 tahmini rakamlarıyla İsviçre ile Türkiye'yi kıyaslarsak; İsviçre 8,5 milyon nüfusla 660 milyar dolar Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) gerçekleştirirken, Türkiye 83,6 milyon nüfusla, yani 10 kat fazla insanla ancak 794 milyar dolara ulaşabiliyor. Özetle, İsviçre'deki etkin insan kaynakları planlaması ve meslek eğitimi yüksek katma değerli işlerin yapılmasını sağlıyor ve ulusal verimliliği 10 kat artırıyor.

  • TÇ: Bugünlerde çok sayıda araştırma, gençlerin iş bulmakta zorlandığını ve ülkeyi terk etmeye hevesli olduğunu gösteriyor. Bir taraftan da, vasıfsız işçi olarak çalışmaya hevesli göçmenlerin varlığı tartışılıyor. İş dünyası açısından, ülkemizdeki mesleki ve akademik eğitimin durumunu siz nasıl görüyorsunuz?

MU: Ülkemiz gerek kendi nüfus yapısı ve gerekse bulunduğu coğrafi konumu nedeniyle hizmet ve ürün üretimine çok uygundur. Genç nüfusun istihdam edilmesi hem olası sosyal sorunları engelleyecek, hem günümüz tüketim dünyasının ihtiyaçlarını rekabetçi ve sürdürülebilir şekilde karşılayacaktır. Çağdaş üretim tesisleri her ne kadar yüksek otomasyon seviyesine sahip olsa da bu tesisleri verimli şekilde işletecek, yaşam süresi dolan tesisleri yenileyecek, teknolojileri iyileştirecek ve yüksek katma değerli ürün üretecek vasıflı eleman ihtiyacı hiç bitmeyecektir. Özellikle, pazardaki hızlı değişimlere ve taleplere uygun üretim süreçlerini ve yeni ürünleri geliştirebilen eleman ihtiyacı artacaktır.

Ülkemizde gerek sanayici ve gerekse hizmet sektörü işverenleri ara eleman eksikliğinin had safhada olduğunu söylüyor. Buna karşılık, değişen ihtiyaçlar için uygun eğitim sistemini kuracak düzenlemeler yapılamıyor. Bence ilk olarak yapılması gereken, gençlerin yetkinliklerine göre hangi mesleklere yönlendirileceğini, bu yönlendirmenin hangi yaşlarda yapılacağını ve verilecek eğitimin sürelerini belirlemek olmalıdır. Öğrencinin verilen eğitimi alıp alamadığının ölçümünü ve bunun belgelendirmesini yapmak da devletin görevidir.

Ben, Türkiye'de meslek seçiminin 12'inci sınıfı bitirdikten sonra yani üniversitede yapılmasının çok geç olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu yaştan önce öğrenilebilecek beceriler ve mesleki bilgiler çok değerli. Onlar olmadan gençler üniversitede yanlış bölümleri seçiyor daha sonra da onları değiştirmekte zorlanıyorlar.

  • TÇ: Nüfusumuz çok genç olmasına rağmen neden yurtdışından yeterince yatırım gelmiyor?

MU: Avrupa'da nüfusun yaşlanması üretim tesislerinin başka ülkelere aktarılmasına neden oluyor. Genç nüfusuna ve Avrupa'ya yakın olmasına rağmen Türkiye'nin yatırım alamamasının önemli bir nedeni üretimde çalışacak yeterli sayıda mesleki eğitimli personelin bulunmamasıdır. Bu görüşümün abartılı olduğunu düşünenler olabilir. Bence Türkiye'ye, meslek eğitimi gerektirmeyen, vasıfsız işçilerin çalışabileceği yatırımlar geliyor. Buna ilaveten, Türkiye iç pazarına hitap eden ürünlere yatırım yapılıyor.

Bence ülkemizde yeterli mesleki eğitimin olmadığının kanıtı Türkiye'nin Dünya Meslek Olimpiyatları'na (Worldskills) aktif bir şekilde katılmamasıdır. 1946 yılında İspanya kendi ülkesindeki çıraklar arasında bir mini olimpiyat başlatmıştı. 1953'te İspanya'nın daveti üzerine Almanya, İngiltere, Fransa, Fas ve İsviçre de bu olimpiyatlara katılmıştı. Bu yarışma daha da yaygınlaşarak Dünya Meslek Olimpiyatları'na dönüştü. 2019 yılında 45'incisi Rusya'da yapılan Worldskills Olimpiyatları'na 63 ülkeden 1354 yarışmacı katılmıştı. Maalesef ülkemiz katılmamıştı.

Dünya Meslek Olimpiyatları'na gitmek için katılımcı ülke genelinde seçmeler yapılıyor. Spor olimpiyatlarında olduğu gibi ülkenin en yetenekli gençleri önce ülke içinde birbirleriyle yarışıyor, derece alanlar olimpiyatlara gönderiliyor. Ben ülkemizde meslek olimpiyatlarıyla ilgili bir seçme yapıldığını duymadım.

  • TÇ: Meslek eğitiminin yeterli olmamasının ülkemize maliyetleri nelerdir?

MU: Meslek eğitimi almamış kişiler tarafından yapılan ürünler ve hizmetler kalite ve estetik olarak yetersizdir. Onların tatmin dönemi ve yaşam beklentileri kısadır. Meslek erbabı olmayan kişilerin standartlara uymadan yaptığı işler maddi kayıplara hatta can kayıplarına neden oluyor.

Ülkemizde katma değerli ürünlerin yapılabilmesi için başta belirttiğimiz, insan kaynakları piramidinin geniş tabanı vasıflı işçi ve ustalar ile doldurulmalıdır. Şirketlerimiz yenilikçi ürünler geliştirse dahi bu ürünleri üretecek nitelikli işçi ve ara eleman bulamadığımız takdirde sürdürülebilir bir kalkınma sağlanamaz. Ülkemizde üretilen ürünler küresel rekabete dayanamaz. 

Bence meslek eğitimi ne Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) ne de Yüksek Öğretim Kurumu'nun (YÖK) işidir. YÖK akademik alanlar dışındaki mesleklerle ilgili çalışmamalıdır. Bence Meslek Yüksek Okulları (MYO) da kapatılmalıdır. Bir alanda çırak olarak yetişmeden o mesleğin yükseğinin öğrenilemeyeceği bilincine varmamız gerekiyor. Meslek eğitimi her sektörün meslek örgütlerine ve sivil toplum kuruluşlarına (STK) bırakılmalı, onlar kendi müfredatlarını belirlemeli, yeterlilik için ölçme değerlendirme sınavlarını kendileri yapmalıdır. Meslek eğitimi esnasında MEB'dan sadece anadil, yabancı dil, spor ve sosyalleşme gibi konular için destek alınmalıdır. MEB'nın meslek öğretilmekte olan işyerlerine yakın çevrede okulları kurarak, haftada 1-2 gün gerekli dersleri sağlaması yeterli olacaktır.

Türkiye'deki MYO kavramı, Batı'da olduğu gibi uygulamalı eğitim (Vocational School) değildir. Bence, uygulamalı eğitim sadece gerçek işyerinde verilir. Bunu üniversitedeki bir atölyede yapmak çoğu zaman imkânsızdır. Mevcut eğitim bütçeleri ile ne doğru dürüst atölye kurulabilir ne de atölyeye öğrenim amaçlı malzeme alınabilir, ne de ihtiyaç duyulan enerji faturaları ödenebilir.

Türkiye'de zorunlu eğitim 12 yıl ama tek hedef üniversite diploması. Oysa eğitim politikamız temel insan kaynakları planlamasına yönelik olmalıydı. Bu konuda standartlar tanımlanmalı ve meslek eğitimi ilgili meslek alanındaki STK'lara bırakılmalıdır. Mesleki eğitim müfredatı devletin işi değildir, onu en iyi o mesleğin uygulayıcıları bilir. Osmanlı'daki meslek örgütleri yani ahilik ve lonca teşkilatları da böyle işliyordu. Avrupa'da meslek örgütlerinin önemini, yüzyıllar önce yaptıkları lonca binalarından anlıyoruz. Brüksel Belediye meydanında 15. yüzyıldan kalma birçok meslek loncasının binaları hâlâ duruyor.

Bence, mevcut eğitim sistemi, ülkemizin insan kaynağı ihtiyacına göre düzenlenmiyor. Eldeki imkanlara ve şirketlerin yatırım stratejilerine bakılmıyor. Oysa, küresel şirketler yatırım yapacağı zaman bir ülkenin verdiği teşvikler kadar nitelikli eleman nüfusuna da bakıyor.

Son Söz: Gençlerin mesleki eğitim meselesi acilen siyasetin gündemine girmelidir

  • TÇ: Mesut Bey kendi meslek eğitimi deneyiminize dayanarak gençlerimizin geleceğine nasıl bakıyorsunuz?

MU: 60 yıllık yaşamımda az çok dünyayı gözlemledim, farklı ortamlarda bulundum. Gördüm ki üretim ekonomisi olmadan bilgi ve teknoloji ekonomisi de olmuyor. Genç işsizliği düşürmenin yolu üretim ekonomisinden geçiyor. Güçlü bir üretim ekonomisi olmadan akademik eğitim de işe yaramıyor. Üretim ekonomisi için de doğru insan kaynakları planlaması gerekiyor. Yani erken safhada ölçme değerlendirme yaparak akademik kulvarda ilerleyecek ve usta nezaretinde zanaat-meslek öğrenecek gençleri belirlemek gerekiyor. 

Sonuç olarak, ülkemizde yeterli sayıda nitelikli eleman yetiştirecek mesleki eğitim sistemi yoktur. Dünya genelindeki yatırım fırsatlarını kaçırmamak için bu konu acilen siyasetin gündemine girmelidir.

TÇ: Mesut Bey meslek eğitimi konusundaki özgün deneyimlerinizi, görüş ve önerilerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler.

Yazarın Diğer Yazıları

Gelecek için din eğitimi

Abdülaziz Bayındır: Din eğitiminin temeli Kur'an'daki ayetlerden çözüm üretmeyi sağlayan hikmet metodunu öğrenmek olacaktır. Hikmet eğitiminin özü kitaptaki ayetler ile yaratılmış bütün kainattaki ayetlerin birlikte öğrenilmesidir

İş yerinde üniversite için bir örnek: TOBB ETÜ

Öğrencilerin üçte ikisi, Ortak Eğitim yaptığı iş yerlerinden iş teklifi alıyor. Onların da neredeyse yarısı bu şirketlerde işe başlıyor.

Danimarka’dan bir bakış: Türkiye için 209 üniversite kaynak israfıdır

Doç. Dr. Erdal Kayacan: Türkiye derhal üniversite sayısını düşürerek kaynaklarını az sayıda ama seçkin üniversitelere yönlendirmelidir. Araştırma-geliştirme bütçelerini az sayıda ve dikkatle seçilmiş araştırmacılara ayırmalıdır.