14 Mart 2022

Medeniyet dediğin

Ses yükseltmek yok, sadece bombardıman gürültüsü ve çocuk ağlaması var, gerginlik yaratmak yok yalnızca can almak ve can vermek var, medeniyet var medeniyetsizlik ve şiddet yok—öyle mi?

Bir dışişleri bakanı düşünün ki ülkesinin kuzeyinde amansız bir savaş başlamış. Daha ne kadar amansızlaşacağı belli değil ama işaretler korkutucu. Güçlü taraf tam bir saldırı, işgal, istila, imha savaşı yürütüyor. Zayıf tarafın şimdiden yüzlerce çocuğunu, binlerce sivilini öldürmüş, on binlerce askerini öldürmeye hazırlanıyor. Kendisi zaten bir insanlık suçu olan savaşın üstüne hastane bombalamak gibi savaş suçlarını da koymuş.

Meşru öz-savunma halinde değil; on dokuzuncu yüzyılın ilkel “nüfuz bölgeleri” siyasetini güdüyor. Nedeni de ulusal güvenlik kaygısı diyor ama buna karşı kendi sınırları içinde ve üstünde tedbir alacağına bunu komşusunun sınırlarını geçip onun arazisinde onun egemenliğini ihlal edecek şekilde yapıyor.

Zayıf tarafın aileleri bölünüyor. Erkekler silah altına alınırken kadınlar ve çocuklar sığınmacı olmak için yollara düşüyorlar. Daha on beşinci günde mülteci (adayı) sayısı iki milyonu geçiyor. Onları kabul edecek ülkelerdeki yaşam şanslarının ne olacağı belli değil.

Bütün bunlar tarihin bu ileri saatinde, nice felaketlerden ders alınamamış olarak bir kez daha tekrarlanıyor. Bütün bunlar nasıl olabiliyor? Bir dışişleri bakanı düşünün ki hal bu iken çıkıyor ve savaşan tarafları ateşkes müzakeresi için ülkesinde ağırlamaktan duyduğu patronize edici gururla diyor ki: Taraflar “son derece medeni bir biçimde”, “ses yükseltmeden”, “gerginlik yaratmadan” konuştular.

Sanırsınız ki her şey güllük gülistanlık, savaş mavaş yok, diplomasinin incelikleri söz konusu. Ve dışişleri bakanı tarafların temsilcilerini takdir ediyor, emsal gösteriyor. Oysa bir taraf can çekişiyor, öbür taraf soğukkanlılıkla toplu cinayet işliyor. Cereyan eden olayın “medenilik”le ilgisi yok.

Bir dışişleri bakanı, sorumlu konumdaki bir siyasetçi, meseleleri böyle görüyorsa, böyle adlandırıyorsa, savaşı ve savaşçıları böyle algılıyorsa, devletler ve bazı insanlar daha çoook savaşacaklar demektir. Çarpıklık ve sapkınlık çok derinde demektir.

Ses yükseltmek yok, sadece bombardıman gürültüsü ve çocuk ağlaması var, gerginlik yaratmak yok yalnızca can almak ve can vermek var, medeniyet var medeniyetsizlik ve şiddet yok—öyle mi?

Gerçeğin bu denli çarpık ve sapkın algılanması ve adlandırılmasında savaşların hâlâ nasıl devam edebildiğinin bir ipucu yatmıyor mu? Ve kuzeyindeki savaşı böyle gören bir kafa yapısının güneyindeki bir savaşı nasıl karşıladığının ve kışkırttığının işaretleri kendini ele vermiyor mu?

Savaş resmi devlet cinayetidir. Evcilleştirilmesi ve medenileştirilmesi mümkün değildir. Yumuşatılması ve munisleştirilmesi de…. Dışişleri bakanının devletinin yüksek himayelerindeki sonuçsuz ateşkes müzakeresine saldırgan taraf istediği kadar bakımlı ve alımlı sözcü diplomat hanımları alarak gelse de. “Son derece” estetik (!) bir ölüm müsameresi sahneye koymak için.

Yazarın Diğer Yazıları

ABD Yüksek Mahkemesinin tutuculuğu

Genellikle toplumun gerisinde kalmış olan bu Mahkeme, ayrı bir erk olmasına rağmen, birinci erk Yasama'nın iki kamarasından birincisi olan Temsilciler Meclisi'ni frenlemesi öngörülen ikinci üst kamara olan Senato'nun da üstünde, ondan daha da elitist ve tutucu bir üçüncü kamara gibi çalışmıştır

"Rekabetçi otoriterlik" safsatası

Bu nitelemenin pek de ikna edici olmadığını kendileri de bir miktar anlamış olmalılar ki, zamanla teorinin alternatif ismini "seçimli otoriterlik" olarak uyarladılar

Rusya: Nereden nereye...

"Kont" Tolstoy bir hümanist ve proto-sosyalistti, "Slavist" Dostoyevski de bir evrenselci hümanistti. Rusya böyle çelişkileri içinde birlikte barındıran bir büyük kültür iken bugün zıt cereyanlardan sadece birinin, gayrı insani olanının ve barışçıl olmayanının eline düşmüş görünüyor