20 Eylül 2020

Kitle psikolojisine iki bakış: Ben Asrı ve Sosyal İkilem

Kitle iletişim araçlarıyla ilişkimize odaklanan Asrı ve Sosyal ikilem birbirini tamamlayan iki yapıt

Bir süredir dünyada bir akımın iki farklı ve zıt yönlü yükselişini izliyoruz. Bir yanda iletişim teknolojisinin, yarattığı sayısız olanaklarla "olmazsa olmaz" konuma yükselişi, görünüşte bireyi özgürleştirmesi diğer yanda aynı teknolojinin, yarattığı kitle manipülasyonu yoluyla bireyde yarattığı tutsaklık, çaresizlik… Bu ikilemin kökeni bizi belki Herakleitos'a kadar götürür. Ancak çözüm için ipucu arayacaksak zamandan bağımsız olarak toplumların nasıl manipüle edildiğini, bireyin tüm bu kakafonide nasıl çaresizleştirildiğini anlamaya yönelik çarpıcı iki yapıtı izleyerek başlayabiliriz belki...

İlki dört bölümden oluşan Adam Curtis imzalı bir BBC Belgeseli olan "Ben Asrı (Century of The Self)". Yapıt, Freud'un yeğeni, kıvrak zekalı bir iletişimci olan Edward Louis Bernays'ın bilinçaltı araştırma tekniklerini, kitlelerin taleplerini belirlemede kullanarak nasıl bir tüketim toplumu oluşturduğu üzerine. İkinci belgesel ise geçtiğimiz hafta Netflix'te yayınlanan "Sosyal İkilem". İki yapıt ortak bir zaman çizgisinde birbirini tamamlıyor. Bir dönem geleneksel yöntem ve kitle iletişim araçları kullanılarak ulaşılmaya çalışılan bireylerin bilinçaltı, bugün teknolojiyle çok daha rahat kontrol ediliyor.

Bir dayı-yeğen ilişkisi

Ben Asrı, 1900'lü yılların başında kitlelerin nasıl bir fikir, kişi veya ürün çevresinde kümelenerek manipüle edildiklerini tarihi bir perspektiften anlatıyor. Bir dayı-yeğen ilişkisinin dünya dinamiklerini nasıl şekillendirdiğini de çarpıcı biçimde göz önüne seriyor.

Psikanalizin kurucusu olan dayısı Sigmund Freud'un bilinç altı öğretilerine kulak kesilen iletişimci yeğeni Edward Bernays, 20.YY toplumunun şekillenmesinde çok ciddi bir isim. Bernays, Freud'un bilinçaltı fikrini alıp kitlelerin satın alma davranışlarını manipüle etmek için kullanmayı akıl ediyor. Bernays zamanla Amerikan şirketlerine sigara, araba gibi seri üretim ürünlerini, insanların bilinçdışı arzularıyla ilişkilendirme konusunda devasa bir perspektif kazandırıyor. İnsanları, ihtiyaçları olmayan şeyleri istemeleri için nasıl ikna edeceklerini gösteren bir rehbere dönüşüyor ve 'Tüketim toplumunun mimarı' unvanını hak ediyor. İlerleyen yıllarda Almanya Propaganda bakanı Joseph Goebbels'in fikirlerinden çok etkilendiğini söylediği bilinen Bernays'in en başarılı işlerinden, deneylerinden biri şüphesiz ki kadınları sigara içmeye ikna etmek.

Bunu nasıl mı başarıyor? Bayners psikolojinin iletişimdeki yerini erken fark etmişti. Kadınlar için sigara içmenin tabu olduğu bir dönemde, müşterisi Amerika Tütün Şirketi'nin ihtiyacı bu tabunun kırılmasıydı. Kadınlar için sigaranın ne demek olduğunu anlamak için psikanalist ile görüşen Bernays'in aldığı cevap sigaranın penisle simgelendiği, erkeğin cinsel gücünü hatırlattığı oldu. "Eğer sigarayı erkek iktidarına meydan okuma fikriyle bir araya getirebilirsen, kadınlar da sigara içer çünkü o zaman kadınların da kendi penisleri olur" önerisini dikkate alan Bernays, kalabalık bir törende, yüksek sosyeteden kadınların sigara içmesini sağlayarak ve basına bunu bir özgürlük hareketi olarak lanse ederek, sigarayı "özgürlük meşalesi" olarak konumlamayı başardı.

Buradan hareketle Bernays, bir tek sembolik reklamla, sigara içen kadınların toplumsal kabul görmesini sağlıyor.

Sosyal İkilem gerçeği

Geçen hafta Netflix'te yayınlanan Jeff Orlowski imzalı Sosyal İkilem'de ise son 10 yılın hikayesini işin mutfağındakilerden dinliyoruz. Sofokles'in "Ölümlülerin hayatına giren tüm büyük olaylar beraberinde lanet getirir" sözüyle başlayan belgesel, toplumların sosyal medya üzerinden hangi yöntemlerle kutuplaştırıldığını, gerçekler yerine nasıl yalan haberlere odaklandığımızı, komplo teorilerinin nasıl logaritmik şekilde yayıldığını ve şirketlerin daha yüksek ciro için verilerimizi nasıl kullandığını anlatıyor.

Google, Pinterest, Instagram, Facebook eski yöneticilerinin pişmanlık ve uyarılarla dolu görüşleri ortak bir paydada birleşiyor: "Böyle olacağını düşünmemiştik…"

Facebook'ta like (beğeni) butonunu oluşturan mühendisin bunu tamamen 'sevgi ve hoşgörüyü yaymak' için yaptıklarını ama insanlara stres, depresyon, politik kutuplaşma olarak dönmesinden duydukları üzüntüyü anlatışı çarpıcı anekdotlardan.

Facebook ve Pinterest'te üst düzey yöneticilik yapan Tim Kendall bu gidişatın sonunda iç savaştan korkarken, Amerikalı bilgisayar bilimci Jaron Lanier ise şu anki durum 20 yıl daha sürerse, muhtemelen gezegenimizi kasıtlı cehalet sonucu yok edeceğimizi söylüyor ve "İklim değişikliğini aşamayız, demokrasileri ayağa düşürür, tuhaf bir otokratik işlevsizliğe indirgeriz. Dünya ekonomisini mahvederiz ve muhtemelen hayatta kalamayız. Varoluşsal bir tehdit olarak görüyorum" diyor.

Bu yöneticilerin hemen hepsi çocuklarını sosyal medyadan uzak tutarak yetiştiriyor, geceleri odalarına telefon sokmuyor, bildirimlerini ise kapatıyorlar.

'Ben Asrı'ndan 'Sosyal İkilem'e uzanan yolda değişmeyen şey; ister siyasi, sosyal veya isterse kâr amaçlı olsun, kitlelerin bilinçaltına erişimin irrasyonel sonuçlar doğurabileceği tehdidi… Bugün internet kötüdür, iyidir tartışmaları yerine kitle iletişim araçlarının üzerimizdeki etkisini iyi anlamak ve sınır çizmek meselesini tartışmak gerekiyor. Her iki belgeselde de böyle bir dönüşümün ancak 'insanların manipülasyonlara karşı güçlü talepleri doğrultusunda' yapılabileceği söyleniyor.

Öte yandan dönüşüm için talep yaratmak sosyal linçin, sahte haberin, ötekileştirmenin yükseldiği bir ortamda tepemizde Demokles'in kılıcı, sırtımızda yumurta küfesi taşımak anlamına geliyor. Ancak ironik biçimde yine de dönüşüm için talep yaratmanın koşulları sosyal medyada gibi görünüyor…

Yazarın Diğer Yazıları

Yankı odalarının kapısı Kongre'ye açıldı

Geçtiğimiz hafta ABD'nin başkenti Washington'da yaşanan olaylar sosyal medyadaki yankı odalarının sokağa yansımasının resmi geçit töreni gibiydi. Haftalardır Facebook gruplarında eylemleri planlayanlara yönelik adım atılmaması ise sosyal medya devlerini eleştirilerin hedefine oturttu

Politik birer sensör olduğumuzda, yerinden oynar bu dünya

Politik sensörler olarak kentlerin sokaklarını arşınlayıp, etrafımıza vicdani sorumluluk ve vatandaşlık bilinci perspektifinden bakıyor, kamunun paslı kaslarını harekete geçiriyor, yeni bir kamusallığın dijitalleşmeyle güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyoruz

Dayanışma ekonomisinin çanları bizim için çalıyor

Deprem, ekonomik kriz, küresel salgın, kutuplaşma gibi ağır gerçeklerle sınanan günlük hayatlarımızın rotasını daha iyiye kırmanın yolu dayanışma ekosistemini derinleştirmekten geçiyor