09 Mayıs 2021

Diller... Kelimeler...

Genellikle kulaktan dolma bilgiyle, İngilizcenin yaşayan diller arasında en zengin dil olduğuna dair yanlış bir inanç vardır. Bu doğru değildir elbette...

Bu defa farklı bir nefes üfleyelim dedim, danslardan biraz uzaklaşıp dillere, kelime zenginliklerine bakalım.

Aslında geçenlerde, durup dururken çok sevgili bir arkadaşımla Türkçe üzerine gelişen tartışmalı bir yazışma, bu yazıyı kaleme alma gereğini uyandırdı bende. Bambaşka bir konudan bahsederken onun bir ifadesine hafiften alınganlık göstermiştim. Kendisi bu defa, "Yanlış ifade ettim!" anlamına bir mesaj gönderdi ve kabahatı Türkçeye yükleyerek, "Türkçe, bu boktan dil..." demekle kalmadı, diğer diller karşısında fakirliğini vurgulamak amacıyla, "Türkçe 40-50 bin sözcük... İngilizce 400 bin... Arapça, Farsça, Çince 1 milyon üzeri" diye ekledi. Bu ifade beni yerindem zıplattı!

Tevazu bir yana, İngilizceye anadilim olan Türkçe kadar hakimin, her iki dilde aynı rahatlıkta yazabilirim. Bunun nedeni de, hasbelkader en doğru yaşlarda İngiltere'nin en iyi devlet liselerinden birinde, çok yetenekli hocalardan gördüğüm öğrenimdir. O zamanlar Grammar School denirdi bu okullara; öğrencileri yeteneklerine göre süzüle süzüle gelirdi ve ancak bu okullardan ve bazı özel okullardan çıkanlar üniversitelere kabul edilirdi. Eksik olmasın, günün birinde iktidara gelen İngiliz İşçi Partisi, kendi "eşitlik" anlayışı kapsamında, diğer okulların düzeyini yükselteceğine bu Grammar School'ları kapatıp yok etti!

Bu kadar lafın nedenini tahmin etmişsinizdir.  Bir Türk yazarıyım ama iki dilin karşılaştırmasını yapabilecek koşullara sahip olduğumu sanıyorum. Bu noktadan hareketle...

Genellikle kulaktan dolma bilgiyle, İngilizcenin yaşayan diller arasında en zengin dil olduğuna dair yanlış bir inanç vardır (Tabii ki iki ya da daha fazla dil bilen ve diller üzerine çalışan uzmanlardan bahsetmiyorum). Bu doğru değildir elbette, çünkü Çince, Korece, Fince ve Arapça çok daha fazla kelimeye sahiptir, ama bunlar, özellikle ilk üçü, uluslararası dil olmadığı için dünya çapında esamesi bile okunmaz!

Türkçe (kullanmayı bilenler, zenginliğine erişenler için) müthiş bir dildir. Ama, "O Farsça, bu Arapça, öteki Rumca, diğeri Fransızca, atın, atın!" diye saçmalamaya başlandı mı ve "uydurukça" devreye alındı mı koskoca bir hazine çöpü boylar. Ortaokuldan başlayarak -hiç kuşkusuz hocalarımın yönlendirmesiyle- ben de zamanın "Arı Türkçe" akımına kendini kaptırmış bir öğrenciydim ve genç yaşlarımda da bu tutkuyu sürdürdüm. Ortaokul bitirme  sınavlarında (Evet gençler, sınav üstüne sınavdan geçmiş bir nesiliz biz!), kompozisyon sınavında, manevi kelimesinin arı dilde karşılığı olarak tinsel yazabilmiştim de, maddi kelimesinin karşılığı özdeksel'i bir türlü hatırlayamamış, sınav sonrası gidip Türkçe hocamdam özür dilemiştim!  Günümüzde kullanan kimse kaldı mı bu kelimeleri?

Şimdi rahatlıkla "aşırı" diye nitelediğim bu eğilimden kurtulmamın zaman aldığını da itiraf etmeliyim. Özellikle konuşulan dile, günlük kullanılan kelimelere ihtiyaç duyan tiyatro metinlerini yazarken, bir replikte, "Çok yoruldum, dinlenmeye gereksinim var,"  denilemeyeceğini, ihtiyaç kelimesinin gerektiğini idrak ettiğimde balyoz inmişti kafama! Şimdilerde eskisi yenisi, hepsini zenginlik olarak görüyor ve nüanslardan yararlanmak için hepsini kullanıyorum.

Meselenin özü şu galiba: İmparatorluk dilleri (imperial) olarak sınıflandırılan diller, oradan buradan katkılarla zaman içinde zenginlik kazanmıştır. Latince, İngilizce, Arapça, Farsça ve Türkçe böyle dillerdir. İmparatorluklar yayıldıkları, işgal ettikleri yerlerdeki yerli dillerden kendi ana dillerine aktarmalar yaparak dillerini zenginleştirmiştir. Etimolojileri incelenince bu durum apaçık ortaya çıkar.

Bugün tezgâhımda sadece İngilizce ve Türkçe var, yoksa ipin ucu kaçar!

Alalım İngilizceyi: Bildiğimiz dilin kökeni, Batı Alman kökenli Anglelar, Saksonlar ve Jutlerin MS 5. yüzyılda bugünkü Britanya adasına ayak bastıklarında getirdiği ortak dile dayanmaktadır. Eski İngilizce diye adlandırılan bu dil, öncesinde adadaki yerli halkların kullandığı Proto-Kelt dilini (ki bu da Hint-Avrupa dil ailesine bağlıydı) ve Roma işgaliyle bölgeye gelmiş olan Latinceyi kenarlara, bugünkü Galler, Cornwall ve Güney İskoçya topraklarına ittirmiş, ortalığa hakim olmuştur. Derken 7. yüzyıldan itibaren Viking istilasıyla Nordik diller, 1066'dan sonra da Normanlar, Bretonlar ve Flamanların istilasıyla özellikle Fransızcanın hakim olduğu Anglo Norman dili yaygınlaşmış, Eski İngilizce dönemi kapanmış,  Orta İngilizce dönemi başlamıştır.

Modern İngilizce dilinin gelişmesi ise, zaman içinde dünyanın dört bir yanındaki fetihlerle İmparatorluğa dönüşen İngiltere'nin diline, zaten kazanda bulunan Kelt, Latince, Almanca, Fransızca, Flamanca, Nordik diller çorbasına katılan baharatlara, yani Afrikaanca (Güney Afrikada konuşulan Felemenkçe), Rusça, Çince, Hindu ve Urdu, Turkik dillerinden ve daha pek çok dilden gelen kelimelerle olmuştur. Al sana İngilizce! İngilizcenin Alıntı Dili (Borrowing language) olarak nitelendirilmesinin nedeni de budur!

Çok önemli üç özelliği vardır İngilizcenin; kelime devşirmeye açık olması, kullanımda esneklik sağlaması ve binlerce yıl içinde fiil çekimlerinin yontularak basitleştirmiş olması.

Şimdi alalım Türkçeyi: Aynen İngilizce gibi, bir İmparatorluk dili olan Türkçe, mensup olduğu Altay dil ailesinin kelime haznesine[*]sürekli olarak birbiri ile iç içe yaşayan etnik toplumlarda görüldüğü gibi, Sırpça, Rumca, Farsça, Arapça, Yahudilerden Ladino, Levantenlerden İtalyanca, Fransızca, yakın işbirliği ve eğitim yoluyla Almanca kökenli kelimelerin katılmasıyla zenginleşmiştir.

Her yıl her dile büyük sayılarda pek çok yeni kelime eklenmektedir. Karşılaştırmalar yapacaksak, dillerdeki kelimelerin sayılamayacağını, ancak sözlüklerde yer alanların sayılabileceğini baştan kabul edelim.

Farklı İngilizce sözlükler farklı sayılar verir. Bu sayılara nelerin dahil edildiği önemli. İngilizcede "entry", dilimizde "sözlük birimi" olarak anılan, sözlüğe giren kayıtlara, aslında ansiklopedik nitelikteki kelimeleri de (tarihte önemli kişiler, coğrafik adlar, tüm bilimsel kelimeler, şunlar bunlar) katarsanız, İngilizcenin en büyük temel sözlüğü olan 10 ciltlik Oxford English Dictionary, "600,000'den fazla kelime" barındırdığını belirtiyor.

Bunu karşılık, dilimizin en büyük sözlüğü olan "Büyük Türkçe Sözlük"te (TDK) aynı nitelikte 616.767 sözlük birimi var. (Ben saymadım elbette, uzmanlar öyle naklediyor!) Bu sayı aşağı yukarı doğru olmalıdır. 2007 yılında Hükümetimiz, Yaşar Çağbayır'ın uzun zamandır üzerinde çalıştığı muazzam eseri, "Büyük Türkçe Sözlük" adıyla TIKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) eliyle 10 cilt halinde bastırarak Türkçe konuşan ülkelere dağıtmıştı. Aynı sözlük, ertesi yıl bu kez gerçek sahibi Ötüken Neşriyat tarafından 5 cilt halinde yayımlandı ve halen piyasada satışta.

Bu sözlük, Orhun Yazıtlarından başlayarak, Göktürk, Eski Uygur, Hakaniye, Oğuz, Eski Anadolu, Osmanlı, Çağdaş Türkiye Türkçesi ile Anadolu, Rumeli, Kıbrıs ve Kerkük Ağızları dahil, Türk dilinin bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün söz varlığını içerir. 2007'deki TİKA baskısında 316 bin sözlük birimi, her yıl dile katılan kelimeler ve geçmişe dönük sürdürülen yeni çalışmalarda bulunanların eklenmesiyle zaman içinde 570 bine ve görüldüğü gibi şimdilerde neredeyse 617 bine ulaşmıştır.

Buna karşılık güncel kullanılan kelime sayısı açısından bakıldığında İngilizcenin sayısı 172 bin, Türkçenin ise 119 bin. Eğitimli bir insan ise günlük hayatında ancak 10 – 20 bin kelime kullanıyor, o başka hikâye!

Sözün özü: Hatalı ifadelerimizde suçu dile atmakla olmaz; önemli olan o dili ne kadar bildiğimiz ve ne ustalıkla kullandığımız.


[*] Altay dil ailesi Türkçe, Moğolca, Mançuca ve Tunguzca dillerinden oluşur. 20 yüzyıl ortalarına kadar Ural-Altay dil ailesi diye bir kavram varken, karşılıklı etkileşim ve benzerlikler dışında bunu gerçek olmadığı ortaya çıkmış ve bu varsayım terkedilmiştir. Ural dil ailesi ise Yukagir (Sibirya'da), Samoyed (Ural dağlarının her iki yanında), Macarca, Fince ve Estonca'dan oluşmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları

Antikahramanlara veda ederken (V)

Fatma'nın yaşadıklarıyla ruhunda devamlı yeni yaralar açılması, elini kana bulaması, adım adım bir intikam makinesine dönüşmesini tutkuyla izliyor seyirci, bağlanıyor Fatma'ya. En başta da söylemiştim: Çoğunluğunuz, "Cinayet kötü, ama kadın haklı, çünkü yaralı!" dediniz zaten

Kahraman-Antikahraman (4)

Suç denince devreye hırsızlık, yaralama, cinayet, şantaj, dolandırıcılık, kalpazanlık, vatana ihanet ve casusluk türleri girecek ve suçluların peşinden koşacak, engelleyecek, yakalayacak kahramanlar gerekecektir...

Kahraman-Antikahraman (3)

Gerilere gidersek ve başka bir optikten bakarsak, pek çok eserde kahraman olarak değerlendirdiğimiz bazı başkişilerin, zaten aslında antikahraman nitelikleri taşıdığını görmekte pek zorlanmayız