16 Haziran 2019

Damızlık kızlar ve felaket alanından selfie'ler

Kurgu ile gerçeğin talihsizce çarpıştığı günler ve geceler içindeyiz. Distopyadakilerden beter bir geleceğe doğru son sürat ilerlerken Black Mirror gibi dizilerde anlatılan hikayeler de gerçeğe dönüşüyor bir noktada…

Margaret Atwood’un 1985 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan The Handmaid’s Tale dizisi (roman Türkçeye Damızlık Kızın Öyküsü olarak çevrilmişti) bizi distopyanın en karanlık yerlerine çekerek aklımıza bile getirmek istemediğimiz bir senaryonun orta yerine bırakıvermişti. Korktuklarımızın yeryüzünü kapladığı bir gelecekte geçiyor hikâye. Amerika’da ikinci kez bir iç savaş yaşanmış, sular biraz durulur gibi olmuş ama ”gerçek” tarihte iç savaşa sebep olan kölelik, ”kurgu” olan bu ikinci savaşın ardından şekil değiştirerek geri gelmiş: Doğurgan kadınlar, damızlık olarak kullanılmaya başlamış… Margaret Atwood’un kaleme döktüğü şekliyle zaten yeterince tüyler ürpertici olan bu distopik kurgu, Bruce Willer’ın yaratıcısı olduğu bu dizide, Elizabeth Moss gibi usta isimlerin oyunculukları ve başarılı çekimlerin etkisiyle daha da tekinsiz bir hale bürünüyor. Üçüncü sezonuyla geçtiğimiz hafta ekranlara dönen diziyi Türkiye’de BluTV’de izlemek mümkün. 

Lakin The Handmaid’s Tale’ı bu yazıya taşıyan başka bir olay daha oldu yakın geçmişte. Biraz da kafa karıştıran… Popüler kültürü çalkalayan Kardashian hanedanlığının en genç üyesi; geçtiğimiz Mart ayında Forbes dergisinin servetinden bahsetmek için kapağa taşıdığı (kendi servetini yapan en genç isim ilan edilmişti) Kylie Jenner, yakın bir arkadaşı için The Handmaid’s Tale temalı bir doğum günü partisi düzenledi…

Bu noktada Kylie Jenner’ın diziyi hiç izlememiş olduğunu ve diziyi sadece fotoğraflardan görerek, karakterlerin kıyafetlerini çok beğendiği için böyle bir şeye kalkıştığını ummak istiyor insan. Çünkü Elizabeth Moss’un canlandırdığı Offred gibi karakterlerin giydiği bu kırmızı cübbe aslında onların ‘’damızlık’' olarak kullanıldığının bir göstergesi. Yani bile isteye damızlık kız kılığına girmenin altında nasıl bir motivasyon olabilir diye düşünürken, zihnim sıkışmaya başlıyor: Her adımı Z kuşağı tarafından yakından takip edilen ve taklit edilen genç bir kadın, damızlık olmaya gönüllü olursa devamı gelir de kurgu gerçek olur mu? Amma da abarttı diyecekler için küçük bir not: Kylie Jenner, dudak estetiği yaptırdıktan sonra sosyal medyadaki bazı hayranları, onunki gibi dolgun dudaklara sahip olabilmek için dudaklarını küçük shot bardaklarına ve şişelere sıkıştırarak kendilerince eğlenceli bir formül yaratmaya çalışmışlardı. Bazısı işi şakaya alsa da bunu büyük bir ciddiyetle yaparak, yüzünü yara bere içinde bırakanlar da olmuştu. Jenner’ların ve Kardashian’ların tarafında buna benzer nice taklit olayı var; tedirginliğimi biraz daha açıklayacak olursa eğer…

 

Sosyal medyadaki bir diğer dizi çılgınlığı da HBO’nun Chernobyl’i üzerinden yaşanmaya devam ediyor. ABD ve Rusya üzerinden diziyi değerlendirerek aslında ideolojik bir savaş niyetiyle HBO’nun yola çıktığını söyleyenler ve bunun bir distopya değil, 33 yıl önce yaşanmış, on binlerce kişinin ölümüne sebep olmuş ‘gerçek’ bir olay olduğunu ısrarla hatırlatanlar arasındaki ‘gerginlik’ sürerken sosyal medyada, vicdanı zorlayacak başka bir dalgalanma daha oldu. Dizinin popülerliğinin ardından bölgeye ‘‘akın eden’’ influencer’lar, afili pozlarını bu sefer Çernobil’de sergilemeye başladılar…

Aslında felaketin yaşandığı alan ve santral çalışanlarının vaktiyle yaşadığı Pripyats kenti, 2011 yılından bu yana ‘‘turistik’’ ziyarete açık. Bilim dünyasının, yeniden yaşamın başlayabilmesi için 24.000 yılın geçmesi gerektiğini söylediği Çernobil’de, maksimum yedi saat sürecek gezilerin hiçbir tehlike yaratmadığı açıklanmıştı Ukraynalı yetkililer tarafından. Hatta bu turistik geziler, birkaç adım daha ileri taşınmış, bu felaket bölgesinde özel temalı partiler düzenlenmeye başlamıştı.


Partinin yanında birkaç Instagram karesi hafif kalıyor tabii ama aşırılıklardan aşırılık beğenmek bizimkisi… İşin kötüsü bu sefer, Kylie Jenner örneğinde olduğu gibi, ‘‘belki de diziyi izlememişlerdir’’ tarzında bir teselliye de başvuramıyoruz; zira çok yakın bir tarihte yaşanmış gerçek bir felaket söz konusu. Her şeyin içi boşaltılırken vicdanın yükü de azalıyor olmalı…

Distopyadakilerden beter bir geleceğe doğru son sürat ilerlerken Black Mirror gibi dizilerde anlatılan hikayeler de gerçeğe dönüşüyor bir noktada. Kurgu ile gerçek kafa karıştırıcı bir şekilde iç içe geçmişken, bundan daha kötüsü olamazdı dediğimiz her anda, daha da kötüsünü görüyoruz. Şimdi bunun tüm suçunu sosyal medyaya mı atmalı?

 (Yazının sonunda izlemelik bir tavsiye: Distopyaları televizyon alemine taşıyan öncü dizilerden Black Mirror da beşinci sezonuyla geri döndü. Bu sezonun ikinci bölümü Smithereens, sosyal medyanın bizi getirdiği halleri sorgulayıp sorgulatıyor. Aslında tedirgin edici olan ise bu bölümün, teknolojiyi zirveye çıkaran dizinin şimdiye kadarki en gerçekçi bölümü olması… Kendimize neler ettiğimizi yüzümüze çarpıyor.) 

Yazarın Diğer Yazıları

Efsanelerin yılı: 1969

Yunanca’dan çıkmış bir sözcük anemoia; yaşanmamış bir döneme dair nostalji duymak anlamına geliyor. Bu anemoia’dan mustarip, geçmişe hasret yaşayanların zihninde en çok dönen yıllardan biri olsa gerek 1969. İnsanoğlunun ilk kez Ay’a ayak bastığı bu yıl, popüler kültürün efsanelerine de sahne oldu. Başrolde ise The Beatles ve tabii bolca rock'n roll var

Yazın "dımtıs" hit'lerine alternatif parçalar

Sıcağın rehavetine kapılmadan son sürat üretmeye devam eden yerli alternatif müzik sahnesi, yazın o tekdüze dımtıs müziklerinden yorulmuş bünyelere ilaç gibi parçalar sunuyor

Bu gelen RTÜK'ün 'bip' sesleri

Olayı kendime çekmek istemem ama aklıma gelen başıma geldi tarzında bir durum söz konusu benim için. Hatta tüm bunlardan ben sorumluyum, "evrene yanlış enerji" yolladım diye düşünüyorum. RTÜK'ü evren ile eşdeğer tuttuğum sanılmasın! İrrasyonel konulara aynı irrasyonellikle yanıt verme çabası benimkisi