12 Ekim 2023

Vaclav Havel Ödülü, Osman Kavala ve Türkiye’de insan hakları

AKPM’den gelen baskılar sonucunda, Bakanlar Komitesi’nin kararın uygulanmasıyla ilgili süreci hızlandırması ve AKPM, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter’den oluşan üçlü mekanizmanın harekete geçirilerek Türkiye’ye yaptırımlar uygulanmasının devreye girmesi beklenebilir

Avrupa Konseyi’nin en büyük insan hakları ödülü olan Vaclav Havel Ödülü, bu yıl Osman Kavala’ya verildi. Osman Kavala, 6 yıldır cezaevinde olduğu için Strasbourg’da düzenlenen törende ödülü Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) Hollandalı Başkanı Tiny Kox’un elinden Osman Kavala’nın eşi Prof. Dr. Ayşe Buğra aldı.

Törende Ayşe Buğra, Osman Kavala’nın cezaevinden yazdığı mektubu okudu. Mektupta, Osman Kavala ödülü, hukuka aykırı olarak cezaevinde tutulan yurttaşları adına kabul ettiğini belirtiyor ve Vaclav Havel’in cezaevinden eşine yazdığı mektuptaki, “En önemli şey umudu yitirmemektedir. Bu, dünyada olup biten korkunç şeylere gözlerini kapamak anlamına gelmez. Tersine sadece inancını ve umudunu yitirmeyenler bu korkunçlukları açık bir biçimde görebilirler" sözlerine değiniyor.

AKPM Başkanı Kox ise konuşmasında şöyle dedi:

“Bugün, her zamankinden fazla, cesaretleri, kararlılıkları ve kuvvetleriyle bize özgürlük yolunu gösteren kadın ve erkekleri kutlama zamanıdır. Mücadeleleri hepimiz için örnek oluşturmaktadır.”

Vaclav Havel Ödülü,, Osman Kavala adına eşi Prof. Dr. Ayşe Buğra aldı

Vaclav Havel ödülü, Çekoslovakya’daki totaliter rejimin önde gelen muhalifi, 77  bildirisini kaleme alan, Çekoslavakya demokrasiye geçtikten sonra Çekoslavakya devlet başkanı, Slovakya’nın ayrılmasından sonra Çek Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olan, 2011’de ölen ünlü yazar ve düşünür Vaclav Havel’in anısına AKPM, Vaclav Havel kitaplığı ve Şart 77 tarafından kuruldu.

Ödüle aday olmak için, büyük ve sistematik ihlalleri ortaya çıkarmada etkili olmak ya da insan haklarıyla ilgili bir hedef doğrultusunda kamuoyu ya da uluslararası toplumu başarıyla harekete geçirmek koşulları aranıyor.

Geçmiş yıllarda ödüllerin kime verildiğine baktığınızda Çin’de hapis cezası alan Uygur aydını İlham Tohti, Suudi Arabistanlı kadın hakları aktivisti Loujain Alhathloul, Belarus muhalefet lideri Maria Kalesnikava gibi kişileri görüyoruz. Kısacası bu ödül, ülkesinde özgürlük, insan hakları mücadeleleri veren, bu nedenle hükümetleri tarafından cezalandırılan kişilere veriliyor.

Ödülün bir özgürlük savaşçısı olan Vaclav Havel’in adını taşıması ve Şart 77 tarafından verilmesi ödüle ayrı bir anlam kazandırıyor.

Şart 77 ya da 77 Bildirisi, Çekoslovakya 1989’da Kadife Devrim ile demokrasiye geçmeden öncedeki demokrasi mücadelesinin önemli bir köşe taşı. 1976’da 242 kişinin imzaladığı yazılan bildiri 1977’de kamuoyuna açıklandı. Vaclav Havel, Ludvik Vachlik, Pavel Landorsky’den oluşan bir heyet bildiriyi Meclis’e götürürken tutuklandılar. Dört buçuk yıl hapse mahkûm oldular. Devlet kanallarında, basın yayın organlarında bildiri “rejim karşıtı, devleti aşağılayan kağıt parçası”, bildiriyi imzalayanlar da “vatan haini, dönekler, emperyalizm uşakları” olarak nitelendirildi. Hükümetin baskılarına, tutuklamalara karşı 77’ler grubu insan hakları ihlallerini iç ve dış kamuoyuna duyurmayı sürdürdü.

Bildiri, Çekoslavakya’nın Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’ne taraf olmasından hareketle, bu iki Sözleşme’de yer alan hakların kağıt üzerinde kaldığı, bu hakların Çekoslavakya’da ihlal edildiğini anlatır ve bu hakların gerçekleşmesinin sadece hükümetin değil, sivil toplumun da sorumluluğu olduğunu, 77 bildirisini imzalayanların bu sorumlulukla hareket ettiğini, bir örgüt olmadıklarını, aynı ülküyü ve düşünceleri benimseyen herkese açık olduğunu belirtir.

Vaclav Havel ödülünün Osman Kavala’ya verilmesini tetikleyen olay AİHM’in Kavala’ya ilişkin iki kararını uygulamamakta ısrar edilmesi, Kavala’nın serbest bırakılmaması, bunun da ötesinde AİHM kararları hiç yokmuşçasına Kavala’nın yaşam boyu müebbet hapse mahkum edilmesi ve bunun geçtiğimiz günlerde Yargıtay tarafından onanması.

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin AİHM kararlarının bağlayıcı olduğu, Sözleşmeye taraf devletlerin bu kararlara uymak zorunda olduğuna ilişkin açık hükmüne rağmen AİHM’in kararlarını uygulamadı.

AİHM’in 2019 yılındaki birinci kararında, Osman Kavala’nın Gezi olaylarını örgütleyerek hükümeti devirmek gibi bir suçu işlediğine ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığı, suçun oluşması için gereken cebir ve şiddet olaylarına karışmadığı, ayrıca bir insan hakları savunucusu olan Osman Kavala’yı susturmak gibi siyasi nedenlerle kendisinin tutuklandığı sonucuna varmış, Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını talep etmişti.

AİHM, 2022 yılındaki ikinci kararında, ilk kararındaki bulguları yineledi. İlk kararın Gezi olaylarına ilişkin verilecek bütün kararları hükümsüz kıldığına ve Türkiye’nin AİHM kararını uygulamadığına hükmetti. O yandan bu yana Türkiye’nin kararı uygulamamaktaki ısrarı ve Yargıtay kararı bardağı taşıran son damla oldu. AİHM kararlarının uygulanmasından sorumlu Bakanlar Komitesi yanında AKPM’yi de harekete geçirdi.

Vaclav Havel ödülü yanında, AKPM, 12 Ekim Perşembe günü Osman Kavala ile ilgili özel bir oturum yapacak. Oturumun başlığı “Osman Kavala’nın Derhal Serbest Bırakılması İçin Çağrı.” Oturumun sonunda bir de karar alması olası.

AKPM’den gelen baskılar sonucunda, Bakanlar Komitesi’nin kararın uygulanmasıyla ilgili süreci hızlandırması ve AKPM, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter’den oluşan üçlü mekanizmanın harekete geçirilerek Türkiye’ye yaptırımlar uygulanmasının devreye girmesi beklenebilir.

Vaclav Havel ödülünün Osman Kavala’ya verilmesi, Osman Kavala ile dayanışma, yalnız olmadığını göstermek amacını taşıyor. Aynı zamanda Türkiye’ye yöneltilen bir eleştiri niteliğinde.

Bu ödülle AKPM Türkiye’ye yönelik şu mesajı veriyor:

“Türkiye, temel hak ve özgürlükleri mevcut iktidar tarafından ihlal edildiği, insanların baskı altında tutulduğu, hukuk devletinin geçerli olmadığı bir ülke. Türkiye’nin stratejik önemi ya da uluslararası alanda önemli bir konuma sahip olmak için gösterdiği çabalar nedeniyle insan hakları ihlallerini görmezlikten gelemeyiz. Avrupa Konseyi, insan hakları, hukuk devleti, demokrasi gibi ortak değerlerin korunduğu bir kuruluş. Türkiye bu ortak değerlerden uzaklaşıyor. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sisteminin saygınlığının, etkinliğinin korunması gerekir. AİHM kararlarının uygulanmaması sisteme indirilen bir darbedir.”

AKPM’nin Türkiye eleştirisi haksız sayılmaz. Özgürlükler Evi’nin son raporuna göre özgürlükler bakımından Türkiye, “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde, 165 ülke arasında 139. sırada. Özgürlükler notu, 100 üzerinden 32... Birkaç yıl öncesine kadar Türkiye “kısmen özgür ülkeler” arasındaydı. Son 10 yılda özgürlükler açısından 30 puanlık bir gerileme göstermiş.

Buna karşılık Türkiye’de canlı bir demokrasi, özgürlük mücadelesi var. Kadın hakları hareketi, ekolojik haklar için verilen mücadeleler, demokrasi, insan hakları mücadelesi veren türlü platformlar, işçilerin, emekçilerin hakları için verilen uğraşılar, hak talep eden Aleviler, Kürtler hep bu demokrasi mücadelesinin parçaları. Osman Kavala da bir insan hakları savunucusu. AİHM kararında Kavala’nın insan hakları savunucusu olduğu, onu susturmak için tutuklandığı belirtiliyor. AKPM, Vaclav Havel ödülüyle Türkiye’deki demokrasi, insan hakları mücadeleleri veren grupları desteklediğini gösterdi. Bu ödül insan hakları mücadeleleri verenleri yüreklendiren, onlara umut veren bir ödül.

Günümüzdeki çağdaş demokrasilerde, iktidarın fren-denge mekanizmalarıyla sınırlandırılması sadece yurt içinde değil, yurt dışında da gerçekleşiyor. Devletler, taraf oldukları uluslararası sözleşmeler, üye oldukları uluslararası kuruluşlar nedeniyle hareket alanlarının sınırlandırılmasını kabul ediyorlar. Buna karşılık başka yararlar elde ediyorlar.

Avrupa Konseyi’nin ve onunla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ve AİHM’in böyle bir rolü var. Türkiye’nin de çağdaş bir demokrasi, insan haklarının hukuk devleti tarafından korunduğu bir ülke olabilmesi için oyunu bu kurallara uyması gerekiyor.

Vaclav Havel “Güçsüzlerin Gücü” adı denemesini şu cümlelerle bitirir:

“Gerçek sorun ‘daha iyi bir geleceğin’ gerçekten çok uzak olup olmadığıdır. Ya, tersine, şimdiden buradaysa ve kendi körlüğümüz, güçsüzlüğümüz nedeniyle göremiyorsak ve geliştiremiyorsak?”

Bu satırların yazılmasından birkaç yıl sonra Çekoslovakya’da Kadife Devrim gerçekleşti ve demokrasiye geçildi.

Aynı şekilde, Türkiye’de de “daha iyi bir geleceğin” yakın olduğunu düşünmek fazla bir iyimserlik mi olur?

Rıza Türmen kimdir?

Türkiye'nin önde gelen insan hakları hukukçularından ve diplomatlarından olan Rıza Türmen İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.

Kanada Montreal McGill Üniversitesi'nden hukuk yüksek lisansı, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden Siyasal Bilimler doktorası aldı.

Avukatlık stajını yaptıktan sonra, 1966 yılında Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Dışişleri Bakanlığı'nda çeşitli görevlerde bulundu.

1985'de Singapur'a ilk Türk Büyükelçisi olarak atandı.

1993 Birleşmiş Milletler Dünya İnsan Hakları Konferansı'nda ve AGİT, İnsani Boyut Toplantıları'nda Türk Heyeti Başkanlığı'nı yaptı.

1994'te İsviçre'ye Büyükelçi olarak atandı. 1996'da Türkiye'nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi oldu.

1998 yılında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığına seçildi. 2008 yılına kadar bu görevi sürdürdü.

2008'de Türkiye'ye döndükten sonra 10 yıl Milliyet gazetesinde köşe yazıları yazdı.

2011 seçimlerinde CHP İzmir Milletvekili olarak parlamentoya girdi. TBMM Adalet Komisyonu ile Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda görev yaptı.

2009 yılında Türkiye Barolar Birliği Yılın Hukukçusu Ödülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Üstün Hizmet Ödülü, 2010 yılında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin Cumhuriyet Ödülü Rıza Türmen'e verildi.

İnsan Hakları ve hukuk konularında yerli ve yabancı dergilerde yayınlanmış çok sayıda makale ile kitap bölümleri kaleme aldı. "Güçsüzlerin Gücü-Türkiye'de İnsan Hakları" ve "Türkiye'de Demokrasi Arayışı" adlı iki kitabı yayımlandı.

Halen demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında çalışmalarını sürdüren Rıza Türmen, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi'nin eş sözcülüğünü yapıyor.

Sanata yakın ilgi duyan ve yaklaşık 40 yıldır çello (viyolonsel) çalan Rıza Türmen, T24'te 2013 yılından beri, ağırlıklı olarak temel haklar, insan hakları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, genel hukuk ve politika konularında yazılar yazıyor.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Kim korkar Açık Radyo'dan?

Açık Radyo’nun lisansının iptali, Türkiye’yi büsbütün karanlığa iterek rejimin normalleşmesi yönünde bir siyasal iradenin mevcut olmadığını ortaya çıkardı. Kapalı bir rejime açık değil, kapalı radyolar yakışır

Sokak siyaseti ve yerel yönetimler

CHP’nin sokak siyaseti Türkiye’nin koşullarında doğru bir çizgidir. Bu siyasetin öznesi, ezilen, yoksul, işsiz, emekli, emekçi halktır

Yeni bir siyasetin anatomisi

"Antagoznizma"nın değil, "agonizmanın", "siyasal"ın değil, "siyasetin" egemen olduğu bir düzende, hiçbir iktidar muhalefeti yok sayamaz. Hiçbir iktidar, kendisini bütün bir toplumun temsilcisi olarak göremez. Kendi varlığının "öteki" olarak gördüğü muhalefetin varlığına bağlı olduğunu kabul eder. Muhalefeti ortadan kaldırılması gereken bir hasım değil, birlik içindeki farklılığın temsilcisi olarak görür. İki parti liderinin buluşmaları ve onunla başlayan diyalog, agonistik siyasetin kapılarını açabilir