15 Ağustos 2014

Hâlâ biat etmeyenlerden misiniz?

Bir tane “köşe yazarı” çıkıp Türkiye’nin Suriye iç şavaşındaki rolünü analiz edebildi mi?

Kalemlerini sürekli yalakalık yapmak için kullananlara saygı duyuyor musunuz? Sadece para, mevki ve sosyal güvenlik için her daim kazanandan yana olanlara, eleştiri nedir, analitik düşünce nedir, sorgulama sonuç çıkartma nedir bilmeden düşünce üretebileceğini sananlara da saygı duymuyorum.  Azıcık “hür düşünce” olmaz, biraz özgür olunmaz.

Yıllardır parça parça yasa üstüne kanun, kanun içine yönetmelik çıkartarak başdöndürücü bir hızla anlamsızlaştırdığınız bir siyasi düzen içinde adil bir yarış mümkün mü?. Kapıları tutanlardan geçip yarışa girmek neredeyse imkansız, yarışa girenlerin görünür olabilmesi, ana akım medyada yer bulabilmesi zaten imkan dışı, bir nebze bir görünürlük kazananlara da anında linç edip, oyun dışı bırakmak artık “norm” oldu. En kötü ihtimalle çamur atarız değil mi? Onlarca general apansızın terrörle mücadele eden kahramanlardan darbeci ihanetçilere dönüşüvermediler mi?

Bir tane Ermeni, bir tane LGBT birey, iki-üç sahte Alevi derneği, dergahının sözleşmesini yenilenip yenilenemeyeceğini bilemeyen çağrılara evet demek zorunda bırakılan ocaktan gelen dedeler, TRTde program almak isteyen “sanatçılar” bir iki de “Müslüman liberal” bulup “açılım” toplantısı yapınca, bu kesimler temsil mi edilmiş oluyorlar yani? Mitingde LGBT pankartı açılınca, LGBTler bizi destekledi diye dışbaşında yazılar yazınca gerçekten Türkiye gayler için cennet mi oldu demek? LGBT kaç birey var AKP saflarında açıkça kimliğini ortaya koyabilen? Oysa başbakanımız söyleyin kimliğinizi dediler değil mi?

Meclisteki beş-on kadın vekilliniz, bir adet aileyi temsil eden kadın bakan olması kadın haklarının güvence altına alınması anlamına mı geliyor? Tıpkı bol miktarda laik görünümlü, Arapça bilmeyen, ömründe iki mevlüt bir iki cami dışında İslamiyetin yanına yakınına gelmemiş, nereden nasıl bir eğitim alındığı meçhul kişilerin hepimize dindarlık dersleri vermek ve suları bulandırmak için ortaya atılması gibi değil mi? İçinde “Allah” geçen her kelimeyi bolca kullanıp, üç-beş ayet, iki-üç Mevlana cümlesi “sallayınca” ayrı bir kıymeti olan düşünce adamları mı bunlar… Haaa kadınlar da var canım…. Bimbo diyebiliriz böylelerine, üstünüze alınıp kızıyorsanız bu sözlere, ne mutlu bana çünkü sizi kast ediyorum evet.

Cebinizi doldurabilirsiniz, ama siz sadece papağansınız. Üstten gelenleri tekrarlıyorsunuz, aynı gün içinde hepiniz aynı cümlelerden oluşmuş yazılar, tweetler yazıyorsunuz. El insaf cidden… Belli bir süre bu tekrarlarınız da etkili oluyor elbette, çünkü sayıca çoksunuz, sürekli ortadasınız, kayıtsız şartsız, köru körüne ve körleştirecek kadar “Sadık”sınız… Ama biliyor musunuz, kimse –size para verenler dahil—size saygı duymuyor, çünkü sizin sadaketiniz bir kişiye, düşünceye, duruşa, sisteme değil, sadece ve sadece kendi menfaatinize.

Bu arada bu içi boş söylemleriniz belki belli kesimlerde etkili olabilir, ancak içinizden bir tane “köşe yazarı” çıkıp Türkiye’nin Suriye iç şavaşındaki rolünü analiz edebildi mi? Onlarca dış politika uzmanı, danışman köşe yazıyor malum. Bir tane ne kazandık ne kaybettik yazısı üretebildiniz mi?  Tüm dünya basını Türkiye IŞİD’i besledi, doğumuna yardım etti diyor, bir tane “hayır etmedi, işte ispatı budur, şu ülkeler bu şekilde İŞİD’a destek verdi, Türkiye IŞİD’e karşı şu eylemleri destekledi” diye ispatlayan çıktı mı?

İki clickle bilginin dünyanın her yanına anında yayılabildiği bir devirde hala basın yasağı, twitter, facebook, youtube gibi sitelerin kapatılması ile uğraşan, hala köşe yazarlarına, karikatüristlere davalar açan ülkeler var diyorlar… Bilmem size tanıdık geldi mi? Böyle bir düzende sağlıklı muhalefet, sağlıklı bir yarış, adil bir sonuç beklemek mümkün mü sizce?

Şair çok güzel demiş “ne yapsalar boş göklerden gelen bir kader vardır”…. Zorla pek çok kazanım mümkün ama işte bir güzellik olmuyor zorla….