12 Aralık 2016

Sokakta huzur içinde dolaşmaya hakkı yok mu insanın?

TAK topraktan bitmedi ya, onlara güç veren sizin tutumunuz değil mi?

Unutulmuş bir çanta, şüpheli bir şahıs gördüğümüzde bomba patlayacak endişesiyle kelle koltukta yaşamaya mahkûm edildiğimiz bir ülkede özgürlükten, huzurdan söz edemiyorum. Hiçbir şey olmamış gibi yapanlara, herşeyi hayatın olağan akışı gibi görenlere hayretler içinde bakıyorum. Şehit mi oldu ölenler şimdi? Kimdir bu şehit, kime denir, bir üst insan mıdır? Hayatı çalınmış insana, vahşice öldürülene şehit deyip ölümü kutsamıyor muyuz aslında?

Şehitlik bu katliamların sorgulanmasına ket vuruyor. “Neden” diye sorma hakkını elinden alıyor. Tekrar soruyorum: Sokakta huzur içinde dolaşmaya hakkı yok mu insanın?

21 yaşında ölen bir polisin annesi oğlum hep şehit olmak isterdi diyor. Neden gencecik bir insan şehit olmak ister? Böyle mi teselli bulacak ölenlerin yakınları? Sizin evladınız, eşiniz, babanız şehit oldu, müsterih olun mu diyerek avutacaksınız, maaş bağlayıp mı yüreklerine su serpeceksiniz?

İstihbaratınız bu kadar mı zayıf, güvenlik zafiyetiniz had safhaya çıkmış da bir tek sizin mi haberiniz yok, suçu üstlenen örgüte lanetler yağdırıp herşeyi unutulmaya bırakmak mı tek çözümünüz? Bir daha olmayacaktı hani, ‘hain’ bildikleriniz bu ülkenin insanının canına kast edemeyecekti? Kaç yerden düşman biriktirdiniz, farkında mısınız? Hangi örgüt üstlenecek diye bekliyoruz, tahminler yürütüyoruz, sonra bir avuç ilenç kalıyor geride...

TAK topraktan bitmedi ya, onlara güç veren sizin tutumunuz değil mi? Bir türlü nihayete erdiremediğiniz, sağ gösterip sol vurduğunuz, artık yılan hikayesine döndürdüğünüz çözüm süreci değil mi? İlk kurşunu kim attı, kim daha haklı kim daha mağdur hesabını kitabını geçelim. İnsan hayatının kıymetini anlamanız için daha kaç kişi hunharca öldürülecek, pardon sizin tabirinizle şehit olacak?

Sizin korkunuz düşman bildiğinizle pazarlık sürecine girip koca T.C. devleti yenildi dedirtmek mi?

Vermem dediğiniz insiyatifleri, ‘lütfetmem’ dediğiniz hakları verip düşman bildiğinizin dediğine gelmek mi? Elini veren kolunu kaptırır, bunun sonu özerklik talebine kadar gider diye düşündüğünüzden mi aylardır bir arpa boyu yol kat etmediniz?

Çocuk kandırır gibi güdümünüzdeki halkı pışpışlamaya devam edin.  O evde zor zapt ettiğiniz yüzde ellinin sesi neden çıkmıyor? Artık istenilen dişe diş, göze göz mü? Pinokyonun tahta burnu uzadıkça uzadı, gözümüzü oydu.

Düşman bildiklerinizin kökünü kurutmak için otuz yıldan fazladır kanla suladığınız bu topraklara memleket denebilir mi artık? Birbirine nefretle bakan insanlara toplum denebilir mi? Ne olacak bu filmin sonu sizce? Ne bekliyorsunuz artık? Daha kaç kişi hiç ummadığı bir anda, hiç hakketmediği bir ölümle hayat sahnesinden çekilecek?

Takdiri ilahi deyip geçecek miyiz?

Şehit oldular deyip rahatlatacak mıyız içimizi?

Simsiyah güneş gözlüklerinin ardından göz yaşı döktüğümüz cenazelerde merhuma hakkımızı helal edip son vazifemizi de yerine getirmenin huzuruyla köşelerimize mi çekileceğiz? Rutin hayatlarımıza geri dönüp ateşi düştüğü yerde, o ‘şehitler’ için ağlayan anaların yüreklerinde bırakmaya razı olacak mıyız sahiden?  

Bir başka bomba bir başka yerde patlayana kadar...

Bir vatandaş olarak düşünün öyleyse, hangi partiye oy verdiniz, kimi lideriniz olarak gördünüz? Belki zararın neresinden dönseniz kardır. Gün gelir, sizin ocağınıza da ateş düşebilir.

O gün geldiğinde “Evladım şehit oldu, devlete zeval gelmesin, vatan sağ olsun” demek sahiden içinizi soğutacak mı?

@NarDogu

 

Yazarın Diğer Yazıları

Hrant Dink toplumsal hafızamızın neresinde?

Hatırlamak, belleğin acı suyunu içmeyi göze almaktır

Beklemenin incelikleri

Beklediğine kavuşmak için değil, beklemeyi öğrenmek için bekler insan

Notre-Dame yangını ve insanlık abidesi

Yüreği dağlananlara, göz yaşı dökenlere, hiç değilse içi burkulanlara ne mutlu!