15 Ekim 2012

AB-Türkiye: Siyasi kırılma dönemi

Yabancı medyada raporun Avrupa Birliği’nin verdiği en sert rapor olduğu ifadeleri yer aldı

Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye ilişkin 2012 İlerleme  Raporu 10 Ekim’de açıklandı. Açıklanan rapor hem AB Bakanlığı’ndan hem de Dışişleri Bakanlığı’ndan tepkiyle karşılandı. AB Bakanı Egemen Bağış, raporun bir karne olmadığını belirterek özellikle siyasi kriterlerinin “hayal kırıklığı” ile karşılandığını belirtti. Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, raporun geçtiğimiz yıllar içinde yayınlanan raporlarla kıyasla “olumlu unsurlardan ziyade, olumsuz unsurlara odaklanıldığı ve ağırlık verildiğini müşaade edildiğini,  bu haliyle raporun dengesiz olduğunu” belirtti.

Yabancı medyada raporun Avrupa Birliği’nin verdiği en sert rapor olduğu ifadeleri yer aldı.

 

Raporun siyasi kriterleri

 

Rapor, Ergenekon ve Balyoz davalarının yasal süreçlerine değinerek başlıyor. Raporda, değerlendirme süresi olarak, Eylül 2011 ile Ekim 2012 arasındaki bir yıllık dönem ele alınıyor. Bu dönemde gündemde olan dava süreçleri ile hukuk ihlallerine uzun ve detaylı bir şekilde yer veriliyor. Komisyon, temel haklarda ilerleme olmadığını, düşünce özgürlüğüne yönelik artan ihlallerin endişe verici olduğunu, basın özgürlüğünün de uygulamada kısıtlanmaya devam ettiğini ve bağımsız, tarafsız ve etkin bir yargı sistemi için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğinin altını çiziyor.  Raporda yazar ve gazetecilere çok sayıda dava açıldığına ve otosansürün yaygınlaştığına da dikkat çekiliyor.

Raporda, ülke gündeminde yer alan tüm siyasi başlıkların özetlenerek, alt maddelerin hukuki – siyasi bir bakış açısıyla değerlendirildiği söylenebilir.

Kopenhag Siyasi Kriterleri’nin uygulanması gereğinin altını çizen başlıkta, bu dava süreçleri öncesinde yapılan soruşturmaların hızlıca genişletildiği ve yargının genel olarak toplanan ya da gizli tanıklar tarafından sağlanan kanıtları asıl kabul ettiği belirtildikten sonra dava süreçlerinin uzunluğunun yarattığı sıkıntılar vurgulanıyor. Yargısal süreçlerin, savunma hakkını garantiye almak ve bu davalarda şeffaflığı desteklemek için hızlandırılması gerektiği de altı çizilen konular arasında.

Rapor, ifade özgürlüğü ihlallerinin arttığını ve medya özgürlüğünün pratikte, geçtiğimiz yıllara kıyasla daha çok kısıtlandığını da belirterek 95 gazetecinin cezaevinde, 2800 öğrencinin tutuklu olduğunu da belirtiyor.

Kürt Sorunu “Türk demokrasisi için hala kilit bir sınav ” olarak tanımlarken, Balyoz ve Ergenekon gibi, KCK davasında da soruşturma kapsamının çok hızlıca genişletildiği ve dava süreçlerinin uzunluğunun da yarattığı sıkıntılara değiniliyor. Balyoz, Ergenekon ve KCK gibi davaların ülkede siyasi kutuplaşmaya neden olduğu da vurgulanıyor.

Uludere Olayı’nda 34 sivilin öldürülmesi konusunda, Türkiye’nin soruşturmada ve kamuoyuna yansıtmada şeffaf olmadığı belirtilerek, ülkenin Kopenhag siyasi kriterlerine uygun bir şekilde davranmadığı saptamasında bulunuluyor.  Alevilere yönelik ayrımcılığın devam ettiğini, Kürt sorunu konusunda AKP ve CHP’nin ortak çözüm arama yollarının kapatıldığı da raporda değinilen siyasi konular arasında. Aynı zamanda nüfus cüzdanındaki din hanesinin kaldırılması, bu yılda raporda yer alıyor.

Darbe planı iddialarıyla ilgili soruşturmaların, "çap genişliğinin ve adli kovuşturmadaki eksikliklerin gölgesinde kaldığı", "Güneydoğu'daki yönetimlerin çok sayıda yerel politikacının tutuklanmasından zarar gördüğü" gibi ifadeler de raporda yer alıyor. Güvenlik güçleri üzerinde sivil denetiminin artmasından ve Genelkurmay'ın siyasi konulardan uzak durmasından ise, raporda olumlu olarak ele alınan konular arasında yer aşıyor.

 

Yeni Anayasa konusu

 

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun eşit kurulumuna değinen raporda, katılımcı ve müzakereci bir anayasa yazım sürecinin önemine vurgu yapılıyor. Ancak Türkiye'nin yeni bir anayasa yapımı sürecine girmesine karşın, "siyasi kriterleri karşılamak için esaslı bir ilerleme" sağlaması konusundaki kaygıların büyüdüğü de belirtiliyor.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda olası çatışma alanları ise şöyle belirleniyor: yasama – yürütme ve yargının ayrımı, devlet- toplum – din ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi ve Kürt sorunu  konusunda vatandaşlık, anadilde eğitim ve özerk yönetim meseleleri. BDP’nin, temmuz ayında, temel hal ve özgürlükler başlığı altındaki tartışmaları sonucunda, tarafını en çok belli eden parti olarak öne çıktığı da belirtiliyor. Başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin ve sistem tasarımlarının da gündeme geleceği belirtiliyor.

Mevcut Anayasanın 175. Maddesinin, var olan metin üzerinde değişikliği öngördüğü ifade edilen raporda, hazırlanacak yeni anayasanın hangi yasal süreci takiben hayata geçeceği konusu da altı çizilen de bir not olarak yer alıyor.

Aynı zamanda, raporda, hazırlanacak yeni anayasanın kurumlar arası ilişkileri güçlendirerek, demokrasiyi güvence altına alması, hukukun üstünlüğü ilkesinin hayata geçirmesi, insan hakları ve azınlıklar konusunda uzun süredir gündemde olan sorunların çözüm metni olması gibi ifadeler de yer alıyor.

 

Yargı reformu konusu

 

Yargıda, raporun değerlendirildiği tarihte yürürlüğe giren 3. Yargı paketinde, yargının etkinliğini ve verimliğini arttıracak yöntemlerin gerekliliği vurgulanıyor.

Türkiye'nin temel haklar konusundaki eksikliklerinin, terörizm ve organize suçlarla ilgili hukuki çerçevenin ifade, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü ile adil olarak yargılanma hakkını kısıtlamasından kaynaklandığı ifade ediliyor.

Avrupa Komisyonu, yargı önüne çıkarılmadan önceki tutukluluk süresinin uzunluğu gibi diğer sorunların giderilmesi için, üçüncü yargı reformunun ardından "ek adımların atılması gerektiğini" belirtiyor.

Sonuç

Sonuç olarak, bu 2012 yılı İlerleme Raporu Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerine uyumu konusunda müzakereler başladıktan sonra en ağır saptamalara yer verdiği  bir rapor olarak değerlendirilebilir.

Avrupa Komisyonu,  “hukukun üstünlüğü” ilkesini genişleme stratejisinin merkezinde konumlandırdığını “ 2012 Genişleme Stratejisi Belgesi”nde özellikle vurguluyor.

Bu vurgunun etkisiyle, Türkiye’nin 2012 İlerleme Raporu’nda, ülkenin geçirmekte olduğu hukuki süreçlerin, AB tarafından dikkatle takip edildiği ve adı geçen dava süreçlerinde özellikle soruşturma süreleri, dava soruşturmalarının hızlıca genişletebilmesi, bununla bağlantılı olarak iddianamelerin geniş kapsamı ve dava süreçlerinin uzunluğu konularına yoğunluk verildiği söylenebilir. Özellikle “adil yargılama” ilkesi, yargının yapacağı reformların arasında altı kalınca çizilen noktalar arasında.

Hem AB Bakanlığı’nın hem de Dışişleri Bakanlığı’nın rapora yönelik tepkileri ise genel olarak Türkiye-AB ilişkilerinde de “siyasi” bir duraklamanın sinyallerini veriyor.

Ve son bir not: muhalif iki parti birleşse, bu kadar “muhalif” bir metin hazırlayamazdı.