28 Mart 2021

Tıpta hasta yönetiminin hileleri

Hekimlerin her söylediğini koşulsuz kabul eden hastalar artık yok. Eski bayramlar gibi eski hekimlik günleri de aranıyor. Hastalar, ne iyi ki, artık çok daha sorgulayıcı ve bilgili. Ortalığı karıştıran meslektaşımız "Google" olmasa belki işler daha kolay olacak

Hekim yalanlarının başında muhtemelen "hiç acımayacak" gelir. Çocukluğumuzda aşı yapılırken duymaya başladığımız bu cümle söylenir durur. Oysaki beden fiziksel bir müdahale olduğu zaman acır.

Hekimlerin ağrıyı ve acıyı ölçecek bir aygıtları yok. Hastalar ağrı var diyorsa vardır. Ancak bilinen bir şey var ki o da ağrıyı algılamanın kişinin ruhsal durumu ile yakından ilişkili olduğudur. Neşeli ve mutlu olunan anlarda aldırılmayacak bir ağrı, mutsuz anlarda dayanılmaz olarak algılanabiliyor.

Hastaları hekimlere gelirken en çok tedirgin eden şey belirsizliktir diye düşünürüm hep. Özellikle ameliyathaneler kapalı, dışarıdan kimsenin girmediği, soğuk, herkesin maske ve keplerle dolaştığı, bazen de kötü olayların cereyan ettiği yerler olarak algılandığından en ürkütücü yerlerin başında gelir. Önceden yapılacak ayrıntılı bir bilgilendirme bu endişeyi en aza indirecektir.

Ağrı ve acı için de aynı şey geçerlidir. "Hiç acımayacak" yerine "biraz acıyacak" birçok sorunu halledebilir. "Dikişler alınırken acıyacak mı?" sık sorulan bir sorudur. Genelde rahatsız edici bir acı olmaz ama endişe işleri karıştırır. "Biraz acıyabilir" dedikten sonra hasta hiç acı duymadığında "eliniz de çok hafifmiş doktor bey" iltifatını hak etmiş olursunuz. Herkes dikiş alma işlemini üç aşağı, beş yukarı benzer şekilde yaptığından "eli hafif" doktorların hastaları ile daha iyi iletişim kurmuş olanlar olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.

Cerrahlara sık sorulan bir soru da ameliyatı "lazer" ile yapıp yapmadığıdır. Halkımız arasında yaygın inanış lazerle yapılan ameliyatların sonuçlarının daha iyi olduğu ve ameliyat sonrası acıların çok daha az olduğu yönündedir. Lazerin cerrahi işlemlerde kullanımı çok sınırlıdır. En çok reklamı yapılan da hemoroid ameliyatlarının lazerle yapılmasıdır. Hemoroid ameliyatlarından sonra feci ağrılar olduğu bir şehir efsanesi olarak yaygın biçimde dolaştığından hastalar lazere çok bel bağlarlar. Oysaki ortada lazer filan çok büyük oranda yoktur. Olduğunda da faydası gösterilememiştir. Ama olsun, lazer ile yapılacağını bilen hasta daha huzurlu olarak ameliyathaneye girer.

Bu lazer aslında her işe yarıyor! Ameliyat yaralarının dikiş almaya gerek duyulmayacak şekilde emilebilir dikişlerle cilt altında, dışarıdan görünmeyecek şekilde dikilmesi genelde estetik dikiş olarak adlandırılıyor. Birçok hastadan övünerek "yaramı da lazerle dikmişler" cümlesini duymuşumdur. Lazerin böyle bir marifeti yok ama hasta memnun, cerrah memnun, daha ne olsun?

 

"İzi kalmayacak değil mi doktor bey?" sorusu da cerrahi işlemlerden önce sık sorulan bir sorudur. Doğru cevap "hayır, kalacak" iken bir hekime, nedense, bunu söylemek zor gelir. Lazerle dikeceğiz, estetik yapacağız, ameliyattan sonra kremler kullanacağız gibi durumu idare eden cümleler kurulur. Oysaki iz kalmayacak cerrahi işlem yok. Elbette oldukça iyi sonuçlar elde etmek de mümkün.

Bu konuşmalardan sonra istenilen yara görüntüsü elde edilemediğinde suçu hastaya atmak da bir yöntemdir. Bu sorunu halletmek üzere ülkemiz hekimlerinin icat ettiği bir tıbbi terim kullanılır: "Eti kötü olmak". Bu terim cerrahi sonrası gelişen enfeksiyonlarda da kullanılıyor. Bu durumda "eti kötü" olan hastanın boynunu eğip, kaderine razı olmaktan başka bir çaresi yoktur. Hekim tamamen suçsuzdur.

Suçu hastaya atmak konusunda hekim büyüklerimiz daha mahirdi. Kasık fıtığı ameliyatlarında, o zamanlar şimdi kullandığımız yamalar olmadığından, nükslerin görülmesi pek ender değildi. Büyüklerimiz ameliyat sonrası hastalara ağırlık kaldırmamasını öğütler, "yerden mendil bile kaldırmayacaksınız" diyerek açık kapı bırakmazdı. Fıtığı nükseden hasta "yerden mendil kaldırdığını" itiraf eder ve suçu kabullenirdi.

Cerrahların gördükleri her hastayı ameliyat ettikleri görüşü çok yaygındır ve önemli ölçüde de doğrudur. Ancak bazı durumlarda cerrahlar da ameliyat etmekten kaçınırlar. Çok kilolu hastalarda veya yandaş hastalıkları önemli riskler oluşturan hastalarda ileri atılabilecek bir fıtık ameliyatı istenildiği gibi olmayabilir. Bu durumda sık başvurulan bir yöntem hastayı kilo vermeye yönlendirmektir. "Ameliyatınızı 20 kg verdikten sonra yapabiliriz" dedikten sonra hasta genelde tekrar geri gelmez. Zaten hasta o kiloları verebilse çoktan vermiş olurdu.

Sigara da aynı amaca uygundur. Sigara kullanmanın yara iyileşmesine olumsuz katkısı çok nettir. ABD'de estetik cerrahlar tütün kullanan hastaları ameliyat etmiyorlar. "Sigarayı bırakıp öyle gelin" dendiğinde geri gelecek hasta sayısı bir elin parmaklarından azdır.

Hekimlerin her söylediğini koşulsuz kabul eden hastalar artık yok. Eski bayramlar gibi eski hekimlik günleri de aranıyor. Hastalar, ne iyi ki, artık çok daha sorgulayıcı ve bilgili. Ortalığı karıştıran meslektaşımız "Google" olmasa belki işler daha kolay olacak.

Hekim sırlarını ifşa etmeye devam edeceğim.

Yazarın Diğer Yazıları

Hipokrat Andı'nın düşündürdükleri

Hipokrat meşhur hekimlik andına şöyle başlıyor: "Hekim Apollon, Asklepios, Hygeia, Panacea üzerine ve bütün Tanrı ve Tanrıçaların huzurunda yemin ederim ki, yeteneğim ve gücüm elverdiğince bu ant ve sözleri tutacağım".

Çocuğun isteğine bağlı sünnet olabilir mi?

Yakın zamana kadar sünnet olmak istemeyen çocukların kaçarak ağaca çıktığı haberleri olurdu. Belli ki çocuğun bu işleme onayı yok. Daha net nasıl ifade edilebilir ki?

Hekimlikte üzüntü: İşler iyi gitmediğinde neler olur?

Peki, hakim devletin hakimi de, hekim neden devletin hekimi olamıyor?