07 Kasım 2021

Farkındalık tedavinin yarısı eder

Meme kanseri ile ilgili ilk kayıtlar günümüzden yaklaşık dört bin yıl öncesini belgeleyen Edwin Smith papirüslerinde görülüyor. O dönemin hekimleri sekiz meme kanseri tariflemişler ve bu gizemli hastalığı tedavisi olmayan bir sorun olarak bildirmişler.

Meme kanseri dünyada ve Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türü. Durum böyle olunca da her kadının korkulu rüyası. Bugünlerde meme kanseri farkındalığını arttırmak amaçlı aktiviteler gerçekleştiriliyor. EuroLeague basketbol maçlarında açılış pembe topla yapılıyor, koçlar artık meme kanserinin simgesi haline gelen pembe kurdeleler takıyorlar. Basketbol takımlarımızdan Anadolu Efes her yıl bu çabaya destek veriyor.

 

Meme kanseri ile ilgili ilk kayıtlar birçok alanda olduğu gibi günümüzden yaklaşık dört bin yıl öncesini belgeleyen Edwin Smith papirüslerinde görülüyor. O dönemin hekimleri sekiz meme kanseri tariflemişler ve bu gizemli hastalığı tedavisi olmayan bir sorun olarak bildirmişler.

Meme kanseri artık başarılı bir şekilde tedavi edilebilir bir hastalık. Özellikle de erken dönemde tanı konulursa. Bu nedenle de meme kanseri farkındalığı yaratmak ve toplumu bilgilendirmek çok önemli. Bir hastalığın toplumda taranabilmesi için bazı kriterler vardır. Öncelikle hastalığın toplumda sık görülüyor olması gerekiyor. Ayrıca basit yöntemlerle tanı konulabilmeli ve tanı konulduğunda da tedavi edilebilmeli. Tam da meme kanseri için tariflenmiş bir yöntem sanki.

Birçok kadın incelemede bir şey çıkar korkusu ile mammografi çektirmekten kaçınıyor. Mammografi çekilirken meme dokusu sıkıştırıldığından hafif bir ağrı söz konusu olabiliyor ama bence esas neden bir şey çıkacak korkusu. Kadınların kendi kendini muayenesi de önemli ama nasıl yapılması gerektiğini anlattığım on kadından sekizi bunu yapmıyor. Anlamam bahanesi ileri sürülse de dipte bir şey bulma korkusu yatıyor.

Meme kanseri neden oluyor sorusunun yanıtı tam olarak hâlâ verilebilmiş değil. Tanrının bir cezalandırma yöntemi olduğundan tutun da az (veya çok) seksüel aktivite gibi nedenler öne sürülmüş. En ilginç teorilerden biri Hipokrat’tan gelmiş: kadınlarda rahmin vücut içinde dolaşabileceği ve her türlü hastalığı yapabileceği fikrinden yola çıkarak meme kanserinin de bu şekilde oluştuğunu düşünmüş.

Meme kanseri tedavisinde ilk adım çoğu kez bir ameliyat ile atılıyor. Meme dokusu ile birlikte koltuk altı lenf nodlarının göğüs kasları ile birlikte başarılı biçimde çıkarılması 18. yüzyıl başlarında Fransız cerrah Jean Louis Petit tarafından yapılmış görünüyor. Mastektomi (memenin cerrahi olarak çıkarılması) tekniğini geliştiren cerrah ise 1882 yılında William Stewart Halsted olmuş.

Burada hep saygıyla andığım ve bana mesleki ve insani olarak çok şeyler katan hocam Prof. Dr. Hüsnü Göksel’den söz etmeden geçemeyeceğim. Hocam, Halsted tarafından tariflenen ameliyatı yapar, ameliyat sonrası ameliyat raporunu kendisi yazar ve ilk cümle “Hocam Haagensen’den öğrendiğim teknikle” diye başlardı. Kendi hocası Haagensen ise aynı şekilde ameliyat raporuna “Hocam Halsted’den öğrendiğim teknikle” diye başlarmış.

Prof. Göksel yıllar önce sadece meme cerrahlığı yaparak bu alanda gelecek kuşaklara örnek olmuştu. Tıp fakültelerinde rol modellerin azalıyor olması ne kadar kötü.

Halsted’in tariflediği ameliyat artık hiç yapılmıyor. Yıllar içinde meme kanseri ameliyatları gittikçe daha küçük boyutlarda olmaya başladı ve artık günümüzde ek tedavilerle birlikte tüm memenin değil de sadece tümörün kendisinin çıkarılması çoğu kez yeterli oluyor.

Meme kanseri tedavisi çok hızlı gelişiyor ve değişiyor. Bir gün kanser tedavisinde cerrahi ortadan kalkacaksa buna ilk aday meme kanseri olacak gibi gözüküyor. Meme kanseri ile ilgili her türlü farkındalık yaratma ve bilgilendirme çabalarına yardımcı olmak hepimizin görevi olmalı.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir de baktık ki D vitaminimiz eksikmiş!

Sadece kemiklere iyi geldiğini bildiğimiz D vitaminin depresyona iyi geldiği, kanseri önlediği, kan basıncı ve kan şekerini düzenlediği yönünde çalışmalar yayınlanıp duruyor. Gittikçe artan miktarlarda D vitamini düzeyleri öneriliyor. Sanki her derde deva. İlginç bir şekilde ülkede herkeste bir D vitamini eksikliği ortaya çıkmış gibi. Biraz garip değil mi?

Bedenden bedene hayat

Tarih boyunca organ nakillerinin her türü defalarca denenmiş ama başarı sağlanamamış. Anestezi uygulanması cerrahların önünü açmış ama doku reddi kavramı anlaşılamadığından ve üstesinden gelinemediğinden uzun süre beklemek gerekmiş.

Kime yaşlı denir?

Yaşlılıkta tüm organlarda değişimler olur. Ciltte kollajen kaybına bağlı kırışıklıklar en görünür değişikliktir. Onunla birlikte kas kaybına bağlı olarak vücuttaki şekil değişiklikleri de belirgindir.