04 Nisan 2021

Çocuğun isteğine bağlı sünnet olabilir mi?

Yakın zamana kadar sünnet olmak istemeyen çocukların kaçarak ağaca çıktığı haberleri olurdu. Belli ki çocuğun bu işleme onayı yok. Daha net nasıl ifade edilebilir ki?

Bir çocuğun "ben sünnet olmak istemiyorum" deme hakkı var mıdır? Öyle ateist düşünceler, vicdani retçi eğilimler gibi gerekçelerden söz etmiyorum. "Acıyacak, onun için istemiyorum" diyebilir mi?

Yakın zamana kadar sünnet olmak istemeyen çocukların kaçarak ağaca çıktığı haberleri olurdu. Belli ki çocuğun bu işleme onayı yok. Daha net nasıl ifade edilebilir ki? Ama bir yolu bulunur, kimi zaman barışçıl yöntemlerle, kimi zaman zorla, beyana bakmaksızın işlem gerçekleştirilirdi. Sünnet karşıtları işlemi çocuğun bedensel bütünlüğüne saldırı ve hak ihlali olarak değerlendiriyorlar.

Türk Tabipleri Birliği Aydınlatılmış Onam Bildirgesi, "Çocuklarda ve karar verme yeterliği olmayan hastalarda yasal temsilcisinin onamı alınmalıdır. Bununla birlikte, çocuk ve karar verme yeterliği olmayan hasta elden geldiğince aydınlatılmalı ve olabilecek en geniş ölçüde karar alma sürecine dahil edilmelidir" diyor. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Hasta Hakları Yönetmeliği gibi metinler de benzer cümleler kurmakta. Unutmayalım ki yasalar 18 yaşa kadar herkesi çocuk sayıyor.

15-18 yaş aralığında olanlar için "yetişkin çocuk" terimi yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Bu yaşta olan çocuklar için yasal temsilcisinin yanı sıra kendisinden de onam alınması gerektiği şimdi daha çok seslendiriliyor. Ancak, Türkiye sınırları içinde demokrasi ve yasaların uygulanması "nevi şahsına münhasır" olduğundan ve bu tartışma oldukça "uçuk" kaldığından, biz çocukları yaka paça sünnet ettirmeye devam edebiliriz.

Sünnetin ne amaçla ve ne zamandan beri uygulanageldiği çok açık değil. Musevilikte zorunlu olan sünnet, Müslümanlar arasında dini bir gelenek olarak sürdürülmekte. Sünnete dair en eski belge Mısır'da bulunmuş ve tarihi MÖ 2400'e kadar gidiyor.

Dini olarak uygulanması Tevrat'tan alıntılarla destekleniyor: Tanrı İbrahim'e, "Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız" dedi, "Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Bedeninizdeki bu belirti sonsuza dek sürecek antlaşmamın simgesi olacak. Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir."

İsa Peygamber'in de Yahudi olarak doğduğunda sekizinci günde sünnet olduğu biliniyor. Sünnet derisinin bugün birden fazla kilisede bulunduğu da iddialar arasında.  

Sünnetin sağlıkla ilişkisi üzerine birçok görüş ileri sürülmüştür. AIDS de dahil olmak üzere cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruduğu ileri sürülmüşse de bunu destekleyen bir bulgu yok. Sünnetin penis kanserinden koruduğu da kanıtlanmamış bir iddia. Sünnetin tıbbi olarak gerekli olduğu tek durum ise "fimosis" denilen sünnet derisinin darlığı. Bu durumda idrar yapmak zorlaşabiliyor ve ileri yaşlarda cinsel ilişki ağrılı olabiliyor.

Pandemi durdurdu ama günümüzde sünnet hâlâ 'erkekliğe ilk adım' olarak anılıyor ve törenlerle, düğünlerle kutlanıyor. Osmanlı İmparatorluğunda da, tahmin edilebileceği gibi, sünnet önemli bir yer tutuyor ve özellikle şehzadelerin sünneti uluslararası bir olay haline geliyordu. Şehzadelerle birlikte toplu sünnetlerin yapılması da adettendi.

Bunlardan II. Abdülhamid'in 1899 tarihinde şehzadelerine yaptırdığı sünnet düğünü, son sûr-ı hümayun (padişahların erkek çocuklarının sünnet; kızlarının ve kız kardeşleri ile yeğenlerinin evlilik düğünleri için kullanılan genel bir tabir) olarak kabul edilmekte ve kayıtlarda ayrıntılı biçimde mevcut: (1)

"Dört gün süren sünnet düğünü, Yıldız Sarayı'nda icra edildi. Ayrıca çeşitli yerlerde de sekiz gün boyunca şehzadelerin ve diğer çocukların sünnetleri yapıldı. Bunlardan 626'sı Yıldız sarayında, 1977'si Gümüşsuyu Kışlasında, 1743'ü Darüşşafaka'da, 1578'i Haydarpaşa hastanesinde, 1464'ü Beylerbeyi hastanesinde, 231'i Taşkışla-i hümayun'da, 1938'i mekteb-i tıbbiye-i şahanede olmak üzere sekiz gün zarfında toplam 9567 çocuk sünnet edildi. Şehzadeler ile Yıldız Sarayı'nda sünnet olanlara 100'er kuruş, diğer mevkilerdekilere ise 50'şer ve 25'er kuruş atiye-i seniyye verildi."

Ayrıca belgede sefirlerin katıldığı ziyafet, davetlilerin Yıldız Sarayı'nın hangi kısımlarında ağırlandığı, atiye dağıtılanların isimleri ve verilen miktarlar gibi bilgilerin olduğu da belirtiliyor. (2)

Yukarıda görülen minyatürde Sabuncuoğlu Şerafeddin'in yaptığı sünnet resmedilmiş. Sabuncuoğlu, 15. yüzyılda Amasya'da yaşamış bir hekim. Yazmış ve çizmiş olduğu Cerrâhiyye-i İlhâniyye kitabı ilk cerrahi atlaslarından sayılabilir. Kitabın üç kopyasının olduğu biliniyor. Bunlardan ikisi İstanbul'da Fatih Millet Kütüphanesi'nde, birisi de Paris Bibliotheque National'de. Rivayete göre bu kitabını Fatih Sultan Mehmet'e götürmüş ama yeterli ilgi görememiş. Sabuncuoğlu'nun hekimlik yaptığı Amasya Darüşşifası şimdi bir müze ve görülmeye değer.

Her yıl dünyada 13-15 milyon erkek çocuğun sünnet edildiği hesaplanmakta. Bunların çok büyük bir kısmı uygun hijyenik şartlar olmaksızın, ehil olmayan kişiler tarafından yapılmakta. Türkiye'de özel sağlık sigortaları da, SGK da sünnet giderlerini karşılamıyor. Neredeyse toplumun tamamının Müslüman olduğu ülkede insanların daha hijyenik hastane ortamında ve gerektiğinde anestezi altında, sağlıklı bir şekilde sünnet olma şansı bu şekilde ellerinden alınmış oluyor. Böyle bir olanak sağlandığında hastanelerin yükü artacaktır ama insanca bir sünnet çocukların hakkı değil midir?


  1. Arslan, M. (1999). "Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri ve Bu Konuda Yazılan Eserler: Sûrnâmeler", Osmanlı Ansiklopedisi, IX, Ankara, s. 169-189.
  2. Serap Sunay (2017) "Sûr-i Hümayun' defterine göre 19. Yüzyıl Saray Düğünlerine Dair bir Değerlendirme." Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi.

Yazarın Diğer Yazıları

Fatura hep sessiz kalana çıkar

Yüzyıllık bilimsel kurullarımız yok, olanların da bağımsızlığını sağlayamıyoruz ve köklü üniversitelerimizi değersizleştirmek için çaba sarf ediyoruz. Buna karşılık herkes bilimin desteği olmadan ülkenin kalkınamayacağını da biliyor. Bilim insanlarımızın daha kararlı ve gerektiğinde cesur olması gerekiyor

Hipokrat Andı'nın düşündürdükleri

Hipokrat meşhur hekimlik andına şöyle başlıyor: "Hekim Apollon, Asklepios, Hygeia, Panacea üzerine ve bütün Tanrı ve Tanrıçaların huzurunda yemin ederim ki, yeteneğim ve gücüm elverdiğince bu ant ve sözleri tutacağım".

Tıpta hasta yönetiminin hileleri

Hekimlerin her söylediğini koşulsuz kabul eden hastalar artık yok. Eski bayramlar gibi eski hekimlik günleri de aranıyor. Hastalar, ne iyi ki, artık çok daha sorgulayıcı ve bilgili. Ortalığı karıştıran meslektaşımız "Google" olmasa belki işler daha kolay olacak