17 Ağustos 2013

Suriye'nin akıbeti ne olacak?

Farklı dini ve etnik gruplar arasında devam eden çatışmalar Ortadoğu'yu bir cehenneme çevirebilecek potansiyele sahiptir

 

Her zaman söyleriz. "İslam dünyası çok kötü bir halde, ne yapmalı?" Ama son zamanlarda kötülük hali iyice arttı,  bardak taştı, Adeta bir felaket hali gözleniyor. Irak, Suriye, Mısır, Arakan bir kan gölü halinde. Daha kötüsü ortamın düzeleceğine dair umutlar her geçen gün zayıflıyor.

Bu ülkeler arasında en feci durumda olan Suriye'dir. Suriye'de her geçen gün artan iç savaş iyice çıkmaz sokağa girmiş durumdadır. Farklı dini ve etnik gruplar arasında devam eden çatışmalar Ortadoğu'yu bir cehenneme  çevirebilecek potansiyele sahiptir. 

Suriye'de yönetime karşı başlayan ayaklanma dış devletlerin de müdahalesiyle farklı bir form kazanmıştır. Bu form o coğrafya içinde farklı devletlerin savaşması manzarasını oluşturmuş durumda. Savaşlarda çok yapılan dezenformatif olaylar video görüntülerinin sosyal paylaşım sitelerinde kolayca paylaşılabilmesi sayesinde Suriye'de  farklı tüm kesimlerde, Suriye dışında da  infial oluşturmaktadır. Bu da karşılıklı kin ve nefretin artmasına sebebiyet vermektedir. Sahte görüntülerin ötesinde savaşın oluşturmasının bekleneceği merhametsizlik ve insan hayatının ucuzlaması vahşet ve perişanlık tablolarını gerçek anlamda da oluşturmaktadır.

Her farklı cephe sahibi savaşı kazanmaya az bir zamanın kaldığını ve bu yüzden taraftarlarının  bu faciaya biraz daha göz yumması gerektiğini ilan etmektedir. Başta muhaliflerin galip gelebileceği görüntüsü varken savaşa Hizbullah gibi bir gücün girmesi nedeniyle savaşın seyri yavaş yavaş değişmektedir. Esed yönetimi farklı grupları birbiriyle çatıştırarak da tekrar gücünü toparlamaya başlamıştır. Anlaşılan odur ki bu savaşın galibi yoktur. Zaten savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz. Ancak savaş psikolojisinin verdiği gerginlik yüzünden kimse bunu görmek istememekte ve iç savaş devam etmektedir.

Savaşı bir taraf kazansa ne olacaktır? Farklı kimlikleri imha mı edecektir? İmha edemeyecekse oluşan düşmanlığı ortadan kaldırmanın yollarını mı arayacaktır? Eğer ikinci yolu tercih edecekse şimdiden bir tercih yaparak savaşı durdurma yönünde bir inisiyatifi öncelemesi en doğru olan değil mi?

Savaşan taraflar çok gergin olabilir. Savaşan tarafların verilen kayıplardan dolayı değerlendirmeleri duygusal bir bakış açısından kurtulamayabilir. Ancak taraf olmayanlarda insiyatif alacak bir akıl, mantık ve vicdan yok mudur? Dökülen bunca kan ve servet, bu mazlum halkları perişan etmekten, geri kalmış bu coğrafyayı yakıp yıkmaktan başka bir sonuca hizmet ediyor mu? İslam medeniyetinin yüzyıllardır korunan ve saygı gören türbeleri, camileri, sanat yapıları geri dönüşümsüz harap oluyor, viraneye dönüyor. Daha kötüsü manevi planda medeniyetimizin tüm farklı kimlikleri, güzellikleri geri dönüşümsüz birbirinin düşmanı oluyor. Bu kimlikler yüzyıllardır beraber yaşıyor, sorunlarını bu kadar mı yıkıcı bir şekilde halledeceklerdi? Taraf olmayanların taraf olmaktan başka bir çaresi yok mu hakikaten?  Taraf olmayanlar arabulucu olmaktan başka bir çare görüyorlar mı? Gelinen noktada arabulucuk girişimlerini ihanet olarak gören taraflara aldırış etmeden insani adımların atılması için somut girişimlerde bulunulması gerekmiyor mu?

Somut girişimler için ne yapılması gerektiği düşünüldüğünde  Türkiye'deki ve İran'da halkın, aydınların kendi hükümetlerine, dış politika belirleyenlerine karşı sivil baskı yapması akla gelebilir. Kaybedecek başka bir şeyimiz yok. Dökülen kanlar karşısında vicdanı sızlayanların demokratik bir çözüm sağlanabilmesi için yoğun baskı yapmalarının bir vecibe olduğunu hissetmeleri lazım.

Türkiye'de bir barış süreci ağır aksak da olsa yürümektedir. Türkiye'de islami kuruluşların Suriye'de hükümet karşıtı muhalif gruplara verdiği destek barış sürecini engelleme potansiyeli olan bir hali göstermektedir. Rojava'daki gelişmeler sonrası Kürtlük hassasiyeti nedeniyle oluşan hassasiyet ve pozisyon alma da yine simetrik olarak aynı engelleme potansiyelini taşımaktadır. Zira çatışan dini ve etnik kimlikli gruplar üzerinden yapılan tartışma Türkiye'ye de sıçramış durumdadır. Türkiye'nin güneydoğusunda  asli unsur olan dini ve milli kimliklerin karşı karşıya gelmesi barış sürecini dinamitleyebilecek gelişmelerdir. Suriye ateşinin yıllardır barış arayan bu topraklara sıçraması kolay alevlenmeyi sağlayabilecek üzücü bir hadise olur. 

"Az kaldı zaferi kazanıyoruz" diyen gruplara bu çağrıları yapmanın çok faydalı olmadığını tahmin edebiliyorum ancak benim hedefim kuş bakışı bir açıyla hali ve geleceği görebilenleredir. Gelin daha fazla gerginlik artmadan Suriye'de kendi zaferimize değil ortak yaşamı nasıl tesis edeceğimize odaklanalım. Anlaşma ve barış ortamını nasıl oluşturabileceğimizi sakin bir kafayla düşünelim.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Afrin operasyonu ve Kürtlerde artan kopuş

"Doğu-Güneydoğu'da taşlı sopalı eylem yoksa her şey yolunda mı zannediliyor?"

KHK ile yetki gaspı skandalı!

Yeni uygulamayla, KHK ile adeta yaşam hakkı gasp edilmeye çalışılan kişinin, yeni bir KHK ile özel sektörde çalışmasının da önüne geçiliyor

AK Parti, MHP ittifakı statükonun ittifakıdır ve kaybetmeye mahkûmdur

Tayyip Erdoğan önceki tekliflerde kendini naza çekmişti, Bahçeli yılmadı teklif üstüne teklif patlattı