16 Şubat 2009

Oyunlar Oynayalım

Sanat denen şeyin deposunda, bir “oyunlardan sıkılmış” insan profilidir gidiyor.

Sanat denen şeyin deposunda, bir “oyunlardan sıkılmış” insan profilidir gidiyor. Beklenti yüklü insan doğası, kastettiği kötü niyetli oyunun asıl bu olduğunun farkında değil.
Diyelim ki az çok para kazanıyorsun. Sonsuza kadar yaşamayacağına göre (sürpriiiiz!) bir bu kadar daha gerçekten yaşamaya fırsatın var en fazla. Koy bunu cebine. Aslında cebine koymadan üşenmeyip saysan zırladığın dertleri bünyende tutmana da gerek kalmayacak ama, neyse. Devam edelim, ailende büyük bir sorun yok, sağlıklısın vs, ama illa ki bir derdin var.
Sabahtan akşama kadar “Hiçbir derdim yok kendimi muhhhteşem hissediyorum lay lay loom,” diye dolaşıyorsan delisin demektir zaten. Odana git. Birine aşıksın mesela. Ve aşkın karşılıksız çıktı. Geceleri uyuyamıyorsun. Arkadaşların sana öğütler veriyor, “İstediğini almak için şöyle yap abi böyle yap abi…” Sen de diyorsun ki “Ama… ama… böyle hesaplar yaparsam, böyle oyunlar oynarsam ne anlamı var?”
Bu ne demek biliyor musun, asıl büyük oyunu sen oynuyorsun demek. Kendi kendine sadece çok istemekten inme inmesi hali, hayata katabileceğin hiç birşey yok oyununu oynuyorsun demek. Halbuki o şeyi ister hale ne kadar doğal geldin, hatırlıyor musun? Sen hareket halindeyken, yani hayatını yaşıyorken, beğendin, istedin. Bu. İnsanoğlu, beyninin kapasitesinin farkında olup da bunu kullanmamayı marifet sanan çok ilginç bir yaratıktır. Gelecek otuz yılını da böyle geçirmeyi hayatın bir “oyunu” zanneder. İnsan istemekten sakat kalınca, çocukluğumuzun en neşeli şeyi kötü niyetli, pis birşey olur çıkar.
“Oyunlar oynamak istemiyoruuum…” Oysa oyun dediğin şey, harekete devam etmektir. Oyunlar oynamak, sen sadece yere yığılıp isteme duygusunu yaşamayı seçtiğin için, kötü niyetli olarak algılar hale geldiğin şeydir. Bütün iş zamanlamada ve farkında olmaktadır halbuki. O şeyi istediğin anki halini koruyabilsen, harekete ve hayata devam edebilsen, çok istediğin şeyin çekim alanına girdiğinde doğal olabilirsin. Takdir edilesi herşeyini görünür kılabilirsin. Duygularına ya da emeğine çılgınca karşılık ister hale gelmeden önce, sen gibi, dımdızlak durabilsen kötürüm olmazsın. Çünkü böyle durumlarda girdiğin atıl hal, karşılık beklediğin şey neye ihtiyacı olduğunu biliyor varsayıyorsun anlamına gelir.
Oysa istediğin herşeyin, beklenti beslediğin herşeyin içinde insanlar vardır, ve neye ihtiyaçları olduğunu bilmezler. Söyleyebilirler, ama söyledikleri kadarı senin onlarda yarattığın etki kadarıdır. Hayatta herşey, manipule edilmeyi bekler. Sen sadece yattığın yerde kendi kendine takdir dilenirken, tek gerçek senin takdir dilendiğindir, adı üzerinde. Ve emin ol, bu istediğin terfiyi almana yetmez. “Oyunlar oynamak istemiyoruuuum,” bir taleptir, bir pişmanlık yakarışıdır o hale geldiğine, hala bir deklarasyon değil.
Hayata devam etmeyi bırakmak, kendini duygularına bırakmak değildir. Sadece kendini büyük bir zevkle isteme duygusuna bırakmaktır.
Hayatın oyununu oynamayı bırakmak, hayatı sana küstürür. Hayat koşarak eve gidip annesine der ki, o benimle oynamıyor, artık onu sevmiyorum.
 

Yazarın Diğer Yazıları

Aşkım, Nur'um, Yengi'm

Gelişmiş bir deliydi bu, bana sorarsanız. 30 yaşlarında -veya 20’dir belki...

Bir şey soracağım, sen ağladın mı?

Canı istemeyen erişkin insanlar bilsinler ki son fırsat, çıksınlar sinema salonundan...

Hişt, beyaz yaka, bak bu da bizim en uzun gün

Yanağım sarkmasın diye sırt üstü uyumaya çalıştığım bir gecenin sabahıydı. Dolayısıyla firavun gibi altın sarısı ve elimde mızrakla gözlerimi açtım.