08 Eylül 2019

Kör talih, kör kurşun: Corrie Sanders

Corrie Sanders bir işçi ailesinin üç çocuğundan biriydi ve sakin geçen çocukluğuna biraz renk katmak için başkalarına yumruk sallamaya karar vermişti. Bu kararda, amcası ve babasının da büyük etkisi vardı, zira bu boks illetini aileye sokanlar, bizzat bu ikiliydi

Güney Afrika'nın Brits şehrinde bir gece vakti… Üç silahlı adam, son kez silahlarını kontrol ediyor ve hazırlıklarını tamamlıyorlar. Gözlerine kestirdikleri restorandan neşeli kahkahalar yükseliyor. Biraz sonra ise çıt çıkmayacak. Basit bir iş olacak: Silahları doğrultup çantaları ve telefonları toplayacaklar, sonra da çıkıp gidecekler. Bu kadar…

Plan basit gibi görünse de uygulamada her zaman aksilikler çıkabiliyor. Öyle ya, kimi zaman soyguncu paniğe kapılabiliyor ve sağa sola gelişigüzel ateş etmeye başlayabiliyor. Böyle durumlarda bazen mekânda bulunan birinin ölümüne sebep olabiliyorlar. Hatta hayatını kaybeden bu kişi ülkenin en sevilen sporcularından biri olabiliyor.

Düşünsenize; ünlü boksör Corrie Sanders'sınız ve Güney Afrika'da bir restoranda, Zimbabveli bir soyguncunun açtığı rastgele ateş hayatınıza mal oluyor. Neresinden bakarsanız bakın, şanssızlık…

Yolların başlangıcı

Corrie Sanders, bir işçi ailesinin üç çocuğundan biriydi ve sakin geçen çocukluğuna biraz renk katmak için başkalarına yumruk sallamaya karar vermişti. Bu kararda, amcası ve babasının da büyük etkisi vardı. Zira bu boks illetini aileye sokanlar, bizzat bu ikiliydi.

Corrie, amatör olarak başladığı bu eğlencede olağan dışı bir yeteneğe sahip olduğunu anladığında kariyer yolunu da biraz değiştirmiş oluyordu. Daha önceleri polis olmak ona cazip geliyordu ancak profesyonel boks da gayet iyi bir seçenek gibi duruyordu. 1989 yılında ise kararını kesin olarak vermişti: Üniforma yerine şort ve eldiven giyecekti.  

Cüssesine göre çabuk ayak hareketleri, keskin refleksleri ve güçlü yumruklarıyla giriş yaptığı profesyonel arenada fırtına gibi esiyordu Corrie. İlk 23 maçını kazanmış, bunların çoğunda rakiplerini nakavt etmişti.

Pek çok müsabakaya çıkıyordu ancak hala en iyilerle karşılaşma fırsatı olmamıştı. Boks dünyasında zaten en iyilerle karşılaşabilmek pek kolay değildi. Sakatlıklar da ona pek yardımcı olmuyordu. Ancak onun da sırası gelecekti…

Geç gelen zafer

3 dakika 27 saniye…

Bunun için belki de kariyeri boyunca bekledi Corrie… 8 Mart 2003 tarihinde, 37 yaşındayken Dünya Boks Organizasyonu'nun ağır sıklet unvan maçında Vladimir Klitschko'yla karşılaşacaktı. Sakatlıklar nedeniyle son iki yılda sadece üç raunt dövüşebilmişti. Hatta boks çevreleri onun eski formunu yakalayabileceğini düşünmediğinden unvan maçı için gelen davet bir hayli şaşkınlık yaratmıştı.

Rakip, Corrie'den 10 yaş daha gençti, daha uzundu ve daha ağırdı. Ancak Corrie, bu maçı kazanmayı kafasına koymuştu. Daha önce hiç yapmadığı kadar antrenman yaptı. Dahası, motivasyonunu yüksek tutabilmek için bir de spor psikoloğu çalışmaya başladı. Ancak son dokunuş yine ünlü bir boksör olan arkadaşı Lennox Lewis'den gelecekti:

“Bana geride beklemememi söyledi. Gong çaldıktan itibaren Klitschko'ya baskı yapmalısın çünkü o bunu kaldıramaz dedi.  Haklıydı da… Dövüşten sonra ise beni tebrik etmek için aradı. Gerçekten o konuşma beni çok mutlu etmişti.”

Corrie'nin Vladimir Klitschko'yu yere sermesi 3 dakika 27 saniye sürmüştü. Kuşkusuz bu onun en değerli zaferiydi ve belki de ona yeni kapılar açacaktı. Ne yazık ki, sakatlıklar ve sözleşmelerden kaynaklanan sorumlulukları nedeniyle bir buçuk yıl kadar ringe çıkamadı. Arzu ettiği form seviyesinden de gittikçe uzaklaştı. 2008 yılında emekli olduğunda kariyerindeki 46 dövüşün 42'sini kazanmıştı.

Hazin son

Tarih, 23 Eylül 2012… Corrie; biraz yaşlanmış, biraz da kilo almış. Yeğeninin doğum günü kutlaması için bir restorana gidiyor. Eski eşi, kızı, kuzenleri… Herkes orada. En nihayetinde, keyifli bir aile toplantısı. Corrie, kızı ve bir akrabasıyla restoran kapısına yakın bir yerde sohbete girişiyor. Ancak bu güzel akşamın seyri, birazdan hiç istenmeyen bir yola sapacak.

Kapı bir tekmeyle açılıyor ve üç adam içeri giriyor. Bu bir soygun, belli ki! Fakat ortada bir tehdit olmamasına rağmen silahlar patlıyor. Babalık refleksiyle kızının önüne doğru atılmış olan Corrie'nin kolundan ve karnından kızıllıklar süzülüyor. Çığlıklar her yanı sarıyor ve herkes yere yatıyor.

O gece Corrie'den başkası vurulmadı. Hastaneye yetiştirildiğinde ise çok geçti. Öldüğünde henüz 46 yaşındaydı.

Corrie Sanders… O, geç gelen bir şans ile kariyerinin zirvesine çıkıvermişti. Acı bir şansızlık sebebiyle ise erken yaşta aramızdan ayrıldı. Hayattayken yaptıklarıyla doğduğu toprakların çocuklarına ilham olmaya devam ediyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Japonya'da bir kahraman: Rikidozan

Birazdan o ringe çıkacak ve bir ulusunun onurunu kurtaracak. Onun adı: Rikidozan…

Esaretin bedeli: Cecil Ramalli

Yıllar süren esaretin ardından hayatta kalmayı başardı; hikayesi, umuda dair bir ilham kaynağı olarak spor tarihinde parlıyor

Bir kaptan, bir hain, bir cani: Alexandre Villaplane

Villaplane, kötü bir adamdı ve çok daha büyük kötülükleri ise cebinde taşıyordu. İkinci Dünya Savaşı, onun gerçek yüzünü çok daha net bir şekilde ortaya koyacaktı