27 Mart 2020

İnsanların canlarının derdine düştüğü ortamda, Kanal İstanbul için ihale yapmak gücü göstermez

Kanal İstanbul ihalesi; insanların canlarının derdine düştüğü bir ortamda, son dönemin en büyük kutuplaşma unsurlarından biri haline gelmiş bir konunun aceleye getirilerek aradan çıkartılması olarak düşünülmüşse çok acı

İleride ülkelerin "hızla yayılan ve öldürücü etkisi olan Koronavirüs günlerinde iktidarlar ne yaptı?", konulu kitap ya da doktora çalışmalarına Türkiye'den bir kapak fotoğrafı önerim var. Çevreye büyük zarar vereceği bilim insanlarınca defalarca dile getirilen Kanal İstanbul için yapılan ilk ihalenin fotoğrafı bu. "Kimseyi dinlemez yaparız" sürümünün bir üst modeli: Ülkede, dünyada virüs yayılıyormuş, biz daha pek çok insanımızın sağlık risklerini, mali kayıplarını çözemedik, olsun, yaparız her şartta yaparız. Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı eleştirilere şu yanıtı verdi:

"Türkiye Cumhuriyeti, salgın ile mücadele ederken üretim ve yatırımları da yapabilecek güçtedir..."

Salgınla mücadele kısmından başlayalım, 'güç'le devam edelim. Hâlâ yaygın testlere başlanamadı. Hâlâ hangi bölgede kaç vaka, hangi yaygınlık aşaması var, şeffaf şekilde insanlara bildirilmiyor. Hâlâ çeşitli hastanelerden 'maskeden eldivene' malzeme eksiği bilgisi geliyor. Hâlâ 'evlerinizden çıkmayın' çağrısı yapılan insanların, evlerinden çıkmadıkları takdirde kiradan elektriğe doğalgazdan gıdaya ne şekilde yaşamlarını sürdürebilecekleri konusunda bir çalışma yapılmıyor. Hâlâ açıklanan yetersiz paketle ekonominin yolunda gidebileceği, büyüme hedefinin tutacağı rüyası görülüyor. (Moody's iyimser tahminle 2020'de Türkiye'nin – 1.4 küçüleceğini tahmin etti). Hâlâ şu an yüzde 13.7 ile dünyanın en büyük işsiz rakamlarına sahip ülkelerinden birinde, ABD'nin bile yüzde 4'ler seviyesinden yüzde 20'ler seviyesine çıkabileceği öngörüsünde bulunduğu dünya ortamında, işsizlerin hayatını nasıl sürdüreceklerine, yeni işsizlerle birlikte ülkenin nasıl bir yola savrulabileceği tartışılmıyor. Hâlâ virüs için en riskli yerlerden biri olan cezaevlerinde 'siyasal suç gerekçesiyle' tutulanların tahliye edilip edilmeyeceği, siyasi pazarlık konusu yapılabiliyor. Hâlâ iktidarın kontrolündeki devlet aygıtları ile muhalefetçe idare edilen şehirlerdeki belediyeler arasında bir eşgüdüm sağlanamıyor. Hâlâ devleti idare eden AKP-MHP koalisyonu başta ana muhalefet Cumhurbaşkanı'nın koordinasyonunda bir araya gelip memleketin geleceğine dair fikirleri tartışmıyorlar. Hâlâ herkes tek bir sese kitlenmiş durumda. Hâlâ çok sesliliğin, özgür fikirlerin bir arada çok daha büyük bir güç yaratacağına inanmıyorlar. Hâlâ kimisi televizyonda uzaktan eğitimle ders veren başörtülü öğretmenin bilgisine değil örtüsüne takılırken, kimisi bir diğer öğretmenin ojesi ile uğraşıyor. Hâlâ memleketin çoğu bu ortamda bile 'biz ve onlar' ayrımında debelenip duruyor.

Kanal İstanbul ihalesi; insanların canlarının derdine düştüğü bir ortamda, son dönemin en büyük kutuplaşma unsurlarından biri haline gelmiş bir konunun aceleye getirilerek aradan çıkartılması olarak düşünülmüşse bu da çok acı. İhalenin yapıldığı fotoğrafı büyütüp uzun uzun baktım. Salondaki herkes maskeliydi, bir kişi hariç herkesin elinde eldiven vardı. Sadece bir kişi sarı bir eldiven takmıştı.

O sırada T24'te bir video ve haber çıktı karşıma. Ne eldiveni ne maskesi olan, Emaar için çalışan işçiler. Yan yana kalabalık bir yemekhanede yemek yiyorlardı. İnşaat İş Sendikası'nın paylaştığı bu video, 'evde hayat var' sloganının, 'hayatını sürdürmek için çalışmak zorunda kalanların, işverenin insafına bırakıldığı bir ülkede' ne anlam ifade ettiğini düşündürttü bana.

İşçilerin durumuyla alakalı T24'ten Adil Ergin Bağcı'ya bilgi veren İnşaat İş Sendikası Örgütlenme Sekreteri Yunus Özgür, Tav-SERA ortaklığındaki şantiyede işçilerin durumuyla ilgili Emaar yönetimiyle görüştüklerini ve hijyen yetersizliği olan şantiyenin kapatılması ve işçilerin ücretli izne çıkarılmaları gerektiğini söylediklerini belirtti. Özgür buna karşılık yönetimden aldıkları cevabın "Biz de biliyoruz ama üretim devam edecek" olduğunu söyledi.

Üretim devam edecek, önlem alınmadan, her koşulda öyle mi? Kanal İstanbul her şartta yapılacak değil mi? Virüsün yaygınlaşma şeklinden büyümeye her konuda gerçekleri saklayacağız kesin mi? Çok sesliliği değil tek sesliliği kutsayacağız, kendimize benzemeyen her sese kulak tıkayacağız, mı, mi, mı, mi, mı, mi…

Bunun gibi yüzlerce yanıtlanamayan, yanıtı 'biz-onlar' cephesinden verilecek her soru bu memlekete güç değil güçsüzlük getirir. Dünyanın siyasetten ekonomiye 'yeniden kurulacağı' bir dönemde daha çok konuşmalı daha çok tartışmalıyız.

Yazarın Diğer Yazıları

"Koronavirüsten dolayı annemi kaybetmek istemiyorum" diyen evladın sesine ve BM'ye kulak verin

Bir yanda cezaevlerindeki insanlar. Öte yanda aileler. İçerideki için mi korksunlar kendilerini mi korusunlar?

Cumhurbaşkanlığı forslu yüzüğüyle Koronavirüs testi yapanlar, seçilmişlerle cuma kılanlar...

Şaşırıyor muyuz bu olanlara? Şaşkınlık kadar üzüntü de yaşamıyor muyuz? Cumhurbaşkanlığı makamı bu ülkenin tamamını eşit derecede kavraması gereken bir makam. Partili cumhurbaşkanlığı sürecinde bunu kaybettik. Ama insanların canının tehlikede olduğu şu günlerde daha farklı bir davranış bekliyor insan

İktidardan 'cezaevindeki siyasi isimleri soran' muhalefet milletvekiline: Adı infaz yasası, onlar tutuklu

Virüsün hayatı, siyaseti yeniden şekillediği bu süreçte 'biz-onlar' ikileminden vazgeçmenin zamanı. Tam zamanı…