15 Ağustos 2023

İmamoğlu kendine Kılıçdaroğlu'nu değil, Erdoğan'ı rakip seçti, 86 milyon memleketin "eşit hissedarı" tanımı önemli

Önündeki en büyük engel siyasi yasak getirilmesi riski. Gelir mi gelir

Ekrem İmamoğlu kendi deyimiyle "İstanbul ve Türkiye’ye seslendi." Bir gün CHP’de genel başkan olma ya da Kemal Kılıçdaroğlu dışında aday olacak kişiyi destekleme hedefinden vazgeçmeden, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı için yola çıktığını açıklamış oldu. CHP’de kurultayda mevcut genel başkanla doğrudan karşı karşıya gelerek hem kendini hem zaten yorgun muhalefet seçmenini tabii partiyi daha zorlu bir yola sokmadı. Ancak bir şekilde CHP’nin seçim sonrası sancılı sürecinin de tam dışında kalamadı.

Konuşmasını kısa bir süre önce yayınladığı yazılı metinden bağımsız olarak değerlendirmemek gerekiyor. İmamoğlu o metinde "güçlü ama demokratik lider" tarifi yapmış, yerel siyaset etkisinin arttığı modeli önermiş, emeğin öncelendiği sistem önermişti.
Yaptığı konuşmada bu noktaların altını çizmeye devam ederken, bir yandan da yeni tanımlarla bunları geliştirmiş.
İstanbul’u alternatif Türkiye tanımının yaşayan bir örneği olarak tarif ediyor. Bu tanımda öne çıkan ise "eşit hissedarlık".

Şöyle diyor: "Benim düşünceme göre İstanbul, Türkiye'nin gelecek tahayyülünün hayata geçtiği şehir olmalıdır. İstanbul'da 16 milyon vatandaşımızın şehirlerinin eşit hissedarı olduğu bir anlayışın hâkim olması gerekmektedir. Bu eşit hissedarlık Cumhuriyet fikrine dayanır.
86 milyon vatandaşımızın da kendi ülkelerinin eşit hissedarı olacağı bir gelecek yeniden İstanbul'da yeşermektedir."

Bu yeni tanımı önemsedim. (Tabii eşit yurttaşlık tanımını da hatırlatıyor). Yıllarca yönetenin gücüne göre değişen makbul vatandaşlar yerine, diliyle, diniyle, mezhebiyle, kimliğiyle farkılılaşsa bile eşit olanlar…
Siyasetten ekonomiye hayatın her alanına damgasını vurmuş bir durumun toplumu iyiden iyiye baskıladığı son on yıla damgasını vuran bir gerçeklik var, "ötekilik hiyerarşisi..."

"Sünnilik ve Türklüğün oluşturduğu milli kimliğe göre kimlerin hangi mesafede konumlanabileceğini ve konumlandırıldığını" tarif eden bir yapı. (Ötekilik hiyerarşisi tanımı ve tırnak içindeki bölümü Ayşe Parla’nın "Kırılgan Umut" kitabından alıntıladım.)
14 Mayıs’taki seçim öncesinde muhalefet "en soldan en sağa" oluşturduğu birlikle "ötekilik hiyerarşi"nin aşılabileceğini, ezberlerin bozulabileceğini düşündürtmüştü geniş bir kesime. İnançlara kimliklere saygı duyulurken, herhangi birinin diğerine üstün olmadığı-tutulmadığı bir memleket. Bu olamadı. Şimdi İmamoğlu eşit hissedarlık tanımı getiriyor. Bu arada Mart 2024 seçimlerine giden süreci de "milletin seçim sonrası oluşan hayal kırıklığının kalıcı hale gelmesi riskini" bertaraf etme yolunda bir kaldıraç olarak görüyor. Demokrasinin içinde bulunduğu asıl tehlikenin de "milletin umutsuzluğunun beklentisizliğinin kökleşmesi" olarak tanımlıyor.  

Yerel seçimlere giderken özellikle 2019’da olduğu gibi bir arada olmayı önemsiyor: "Başarı için, parti ayrımı yapmadan, beraberce hareket etmemiz gerekiyor. Ben 2019 seçimlerindeki gibi partiler ötesi İstanbul ittifakını kurmak için elimden geleni yapacağım. Muhalefet partilerinin de bu şuurla hareket edeceğine, bu meselenin partiler üstü bir mesele olduğunun anlaşılacağına gönülden inanıyorum."

İmamoğlu’nun bu isteği önemli ama ne kadar başarılı olur bilinmez. İYİ Parti de HDP de özellikle İstanbul’da kendi adaylarını çıkarmak isteyeceklerdir. Zaten Kılıçdaroğlu genel başkan kalırsa Mayıs 2023 öncesi diğer partilerle yaşananlar nedeniyle ittifak için görüşmeler zorlu olacaktır. Sadece İstanbul merkezli ve İmamoğlu’nun inisiyatifine bırakılmış ilçe belediye başkanlıkları müzakereleri de ne kadar mümkün olur bilemiyorum.

Bitirirken…
Ekrem İmamoğlu mayıs seçimleri sonrası üzerine ölü toprağı serpilmiş, koltuk mücadelesinden başka konuları dert etmeyen muhalefet içinde tartışılmaya değer fikirler ortaya koyuyor. Ekonomik buhrandan bunun vurduğu kitlelerden emek merkezli bir yarından söz ediyor. Çevre hareketi de yerel yönetim merkezli modeli de anlatıyor. İmamoğlu bugünkü konuşmasında ana hedefe iktidarı ve Tayyip Erdoğan’ı yerleştirdi. Kendine rakip olarak Kılıçdaroğlu’nu değil Erdoğan’ı seçti. Hedefi önce İstanbul’u yeniden kazanmak sonra cumhurbaşkanlığı adaylığı. Önündeki en büyük engel siyasi yasak getirilmesi riski. Gelir mi gelir… Ama bu ülke ne siyasi yasaklar gördü. Son örneği Erdoğan. Millet istedi mi engel tanımaz.

Son cümleyi tecrübeli bir siyasetçinin İmamoğlu için söylediği bir cümleyle bitireyim:
"Bu millet iddialı siyasetçiyi sever. İhtiraslı siyasetçiden hoşlanmaz. Ekrem İmamoğlu iddiasını herkesin kapılabileceği yönetme ihtirasının önüne geçirebilirse başarılı olur."
Hep beraber göreceğiz…

Murat Sabuncu kimdir? 

Murat Sabuncu İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi bölümünü bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde İşletmecilik Sertifikası programını tamamladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Medya ve İletişim Sistemleri konusunda yüksek lisans yaptı.

Dergi, gazete, radyo, televizyon, internet haber sitelerinde muhabirlik, editörlük, yayın koordinatörlüğü, genel yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı yaptı.

En uzun süre Milliyet gazetesinde çalıştı. Tempo dergisinde genel yayın yönetmenliği, Fortune dergisinde kurucu yönetmenlik yaptı. Skytürk 360'da ekonomiden politikaya değişik programlar hazırladı, sundu. 

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni oldu, ikinci ayında tutuklanıp Silivri Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Hapsedildiği cezaevinde 1,5 yıl tutuklu kaldı. 

T24'te köşe yazarlığı, yapıyor. 2016 yılından beri pasaportu ve sürekli basın kartı verilmiyor. Yargıtay'ın iki kere verdiği beraat kararına rağmen 7,5 yıl hapis cezası talebi içeren dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bekliyor.

Bölgeden tanıklıklarını ve izlenimlerini "Gazze: Mahsuscuktan Bir Aşk Hikâyesi" adıyla yayımlanan kitabında paylaştı. Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü sahibi. Sorbonne'da hukuk doktorası yapan bir oğlu, Nuri isimli bir kedisi var.

Yazarın Diğer Yazıları

Futbolda stat basma, yumruk atma, düelloya çağırma ya da futbol fena halde hayata benzer…

Yöneticiler, taraftarlar, sloganlar... Türkiye'de hayatın geneli gibi… Gücü gücüne yetene dönemi… Peki ne olacak, nereye gidecek bu süreç? Haklıyı kim ortaya çıkaracak?

Sokakta mı uçakta mı lider olunur?

İkisi de önemlidir, ayrı yeri-ağırlığı vardır diyenlere memleketin yakın siyasi geçmişine bakmalarını, liderlerin "irtifa yükseldikçe" sokaktakileri gözden kaçırdıkları, eskisi kadar anlayamadıkları örneklere bakmalarını öneririm

Ahmet Türk: Kobani Davası kararları, Türkiye'nin kardeşliğine, ortak demokratik değerlere darbe vuran bir karardır

"Generallerin serbest bırakılmasına karşı değiliz, aynı güne denk gelmesi düşündürücü"