09 Temmuz 2024

Helalleşmeden normalleşmeye: CHP'ye kulak verenlerin sayısı artıyor; milli güvenlik algısı, genç ilgisi zayıf

CHP "siyaset teklif eden parti" haline gelirse önümüzdeki günlerde oyunu artırabilir. Bu Pazar seçim olsa sorusuna verilen yanıtlarda CHP birinci parti gözüküyor

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel

Reform Enstitüsü'nün "Üç ay sonra 31 Mart tablosu kalıcı mı?" araştırmasının sonuçlarını dinlemeye gittim. Araştırmanın en ilgimi çeken kısmı CHP'nin ne dediğine kulak kabartanların sayısındaki artış idi. Bu oran yüzde 70'lere (yüzde 67) gelmiş durumda. CHP'nin seçmene seslenme alanı oldukça genişlemiş yani. Aynı zamanda CHP'den duyulan kaygıda Cumhur İttifakı bileşeni seçmenleri dahil bir azalma var. AKP seçmeni içinde de MHP seçmeni içinde de CHP'den "çok kaygı" duyduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 34. Az kaygılıyım diyen AKP'de 46.5, MHP'de 37.6. Peki ya öfke? CHP'ye öfke duyan AKP seçmeni yüzde 24 iken MHP'de bu oran yüzde 30. Öfkeyi az olarak tanımlayan AKP'li yüzde 57.4, MHP'li yüzde 49.5. CHP'nin yarattığı duygular içinde en az çıkanlar yüzde 26.6 ile heyecan ve yüzde 34.7 ile umut. 

Bu sonuçlardan ilk ortaya çıkan CHP'nin bir önceki yönetimi (Kemal Kılıçdaroğlu) zamanında başlayan muhafazakârlarla ortak zeminde buluşma, helalleşme ile yeni yönetimi (Özgür Özel) dönemindeki normalleşme çabası seçmende karşılık bulmuş. Daha önce eli CHP'ye oy vermeye gitmeyenler de en azından CHP'nin ne dediğine bakar hale gelmiş.

2024 mart seçimlerinde CHP'ye gelen 6 milyon yeni oyun 1.4 milyonu AKP seçmeninden 782 bininin ise MHP seçmeninden geldiği hesaplanmış. Yani konu sadece "Cumhur İttifakı'na kızıp sandığa gitmeyen seçmen" konusu değil. 31 Mart'ta 17.4 milyon oy alan CHP'nin 6.3 milyonu yeni seçmen. Bu hesaba göre Mayıs 2023 ile Mart 2024 arasındaki 9 ayda 10 milyondan fazla seçmen fikir değiştirdi.

Bu arada CHP'ye verilen oylarda 50-59 yaş seçmenin ki çoğunluğunun emekli olduğunu düşünebiliriz oran yüksekken gençlerde bu partiye oy oranının düşük olduğunu da not etmek gerekiyor. Bir başka kritik soru "CHP mi AK Parti mi daha iyi yönetir?" sorusu. Mülteciler, hukuk adalet, ekonomi, eğitim konularında CHP daha iyi yönetir yanıtları verilirken milli güvenlik, dış politika, alt yapı-ulaşım, sağlık konularında AKP daha iyi yönetir diyor seçmen. Doğal afetlere hazırlık, sosyal yardımlar, şehircilik konularında başa baş bir durum gözüküyor. 

Bu noktada şu anki iktidar bileşenlerinin şansı önümüzdeki seçimlerde tamamen yok mu sorusu ortaya çıkabilir. Elbette böyle bir sonucu şimdiden söylemek mümkün değil. Ancak AKP ile MHP birlikteliğinin AKP'ye kaybettirdiğine dair algının da güçlendiğini söylemek mümkün. Sinan Ateş cinayeti davasından yargıdaki kimi duruşlara MHP'nin AKP'ye çektiği çizginin AKP içinde de itiraz edenleri bulunuyor. Hazine Bakanı'nın enflasyondaki düzelme için 3.5 yıl (geçen sene ile birlikte) bir zaman biçtiği süreçte ki 2027 yılı başına denk geliyor seçimler normal zamanda yapılsa bile AKP'nin ekonomide seçmen çok büyük bir düzeltme yapma şansı yok. O zaman başka bir vaatte bulunmalı. Eğer bu yollardan biri daha çok özgürlük ve demokrasi ise bu MHP ile zor gözüküyor. 

Bitirirken…

Mehmet Ali Çalışkan yönetimindeki Reform Enstitüsü lafın değil verinin peşinden gidiyor. Yorumlarıyla; Emine Uçak, Mesut Yeğen, Seda Demiralp, Nezih Onur Kuru ufuk açıcı analizler yaptı. Benim özetim: CHP'nin başarısı geçici değil kalıcı olabilecek gibi gözüküyor.

Ama başta güvenlik politikaları ve dış politika daha ikna edici olması gerekiyor. Gençler için daha atak olmalı. Buğdaydan çaya eğitime mitingler yapıyor ama kalıcı-ikna edici politika anlatma-ortaya koyma yerine günü kurtaran sözler söylüyor. Merkez parti olma yolunda. Kadın seçmen ki 31 Mart'ta AKP'den gelen 1.3 milyon seçmenin 880 bini kadın CHP'ye yönelmiş-en azından dinler hale gelmiş durumda.

CHP "anadilinin Kürtçe olduğunu söyleyenlerin" DEM'in ardından ikinci partisi olmuş durumda. Özellikle büyükşehirlerde bu yönelim açıkça görülüyor.

CHP "siyaset teklif eden parti" haline gelirse önümüzdeki günlerde oyunu artırabilir. Araştırmada bu Pazar seçim olsa sorusuna verilen yanıtlarda CHP birinci parti gözüküyor. 

Murat Sabuncu kimdir? 

Murat Sabuncu İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi bölümünü bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde İşletmecilik Sertifikası programını tamamladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Medya ve İletişim Sistemleri konusunda yüksek lisans yaptı.

Dergi, gazete, radyo, televizyon, internet haber sitelerinde muhabirlik, editörlük, yayın koordinatörlüğü, genel yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı yaptı.

En uzun süre Milliyet gazetesinde çalıştı. Tempo dergisinde genel yayın yönetmenliği, Fortune dergisinde kurucu yönetmenlik yaptı. Skytürk 360'da ekonomiden politikaya değişik programlar hazırladı, sundu. 

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni oldu, ikinci ayında tutuklanıp Silivri Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Hapsedildiği cezaevinde 1,5 yıl tutuklu kaldı. 

T24'te köşe yazarlığı, yapıyor. 2016 yılından beri pasaportu ve sürekli basın kartı verilmiyor. Yargıtay'ın iki kere verdiği beraat kararına rağmen 7,5 yıl hapis cezası talebi içeren dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bekliyor.

Bölgeden tanıklıklarını ve izlenimlerini "Gazze: Mahsuscuktan Bir Aşk Hikâyesi" adıyla yayımlanan kitabında paylaştı. Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü ve Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü sahibi. Sorbonne'da hukuk doktorası yapan avukat oğlu, Nuri isimli bir kedisi var.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Siyaset ve iş dünyası kulislerinde yayılan iki kritik soru: Büyük koalisyon olur mu, MHP olmasa ‘Fetullahçılar’ devletten tasfiye edilebilir miydi?

MHP’den milletvekili adayı olan Mustafa Çintaş’ın ‘FETÖ üyesi’ olduğu gerekçesiyle nisan ayında tutuklanmasına farklı itirazlar getirilebilir. Ancak bu soruyu, yani “Fetullahçıların devletten MHP’siz temizlenmesi mümkün olur mu?”yu önümüzdeki günlerde MHP’li isimlerden daha çok duyma ihtimalimiz var mı?

Otokratlar bilgiden-sorgulamadan nefret eder, artık Trump’ın zaferi kesin değil

Trump’tan Modi’ye ve Orban’a, otokratlar din ile milliyetçi duygular ile toplumu çoğu zaman gerçek ötesi bilgiler-duygularla yönetmeye-yönlendirmeye çalışıyor. Soranı, sorgulayanı, özgür düşünceyi sevmiyorlar. Türkiye uzun süredir benzer bir iklimde yaşıyor