08 Temmuz 2024

Hapiste MS hastası olmak: Tayfun Kahraman egzersiz yapmazsa ne olur?

Tayfun Kahraman, kendisine MS tanısı konulduktan sonra sağ el ve sağ bacakta güçsüzlüğe yol açan ataklar geçirmiş. MS tedavisinde en az ilaç kadar önemli başka bir nokta da düzenli egzersiz yapılması gerekliliği. Şu an haftada bir gün spor saatinde buna imkân buluyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tedavi olduğu bölümün yazdığı bir rapor var. Peki bu doktor raporunun gereği yerine getirildi mi?

Gezi Davası'ndan 805 gündür hapiste tutulan Tayfun Kahraman

Bugün 8 Temmuz 2024. Gezi Davası’ndan hapiste tutulan Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman 805 gündür özgürlüklerinden yoksun. Geçten hafta sonu Adalet Bakanlığı’nın ‘Kanun Yararına Bozma’ talebini reddettiği Osman Kavala ise 2442 gündür demir parmaklıkların ardında. İddianamesinden yargılanma sürecine, uyulmayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına kadar hukukun zerre kadar işlemediği tamamen siyasi bir dava ile karşı karşıyayız. İktidar partisinin içinden milletvekillerinin kimi yazarların da en az muhalefet kadar duruma itiraz ettiği bir süreç. Kimse kimseden bir jest beklemiyor. Hukukun, mahkeme kararlarının uygulanması bir de şu an neredeyse bir yıldır Anayasa Mahkemesi önünde bekleyen bu dosyanın hızlı bir şekilde gündeme alınması istenen.

Günler geçiyor. Eşler, evlatlar, ana, babalar bekliyor. Zordur haksız yere içeride olmak da dışarıda beklemek de. Ama içeride olan ya da dışarıda bekleyenlerden biri hasta ise daha büyük bir eziyet haline gelir her şey.

Bir süre önce öğrendiğim bir bilgiyi paylaşacağım. Tayfun Kahraman sessizce zor bir hastalıkla mücadele etmeye çalışıyor. Kendisine 2005 yılında MS (multiple skleroz) teşhisi konulmuş. Merkezi sinir sistemini etkileyen, yakın takip isteyen zor bir hastalık. O günden bugüne İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’nda görevli doktorların takibinde. Hapse girdikten sonra da 27 aydır üç ayda bir hastaneye sevki yapılıyor kontrol için. Tabii elleri kelepçeli jandarma eşliğinde götürülüp getiriliyor. Son olarak 8 Mayıs’ta kontrolü yapılmış sonraki kontrol ağustosun ilk haftası. Ki o hafta kızı Vera’nın da doğum gününe denk geliyor. Babadan-evlattan-eşten-aileden uzak geçen 2.5 yıl.  

Tayfun Kahraman, kendisine MS tanısı konulduktan sonra sağ el ve sağ bacakta güçsüzlüğe yol açan ataklar geçirmiş. Tip 1 denilen ‘Remitting Relapsing Mulitpl Skleroz’, yani her atağın vücudun başka bir yerine vurduğu, beyinde ve omurgada her atakta başka bir yerinde lezyon oluşturan ama ilaç tedavisine yanıt veren bir tip. MS’in dört farklı tipi var. Bunlar ataklı yineleyici (RRMS), ataklı ilerleyici (RPMS), birincil ilerleyici (PPMS) ve ikincil ilerleyici (SPMS) olarak tanımlı. Umarım asla olmaz ama tıbben tipler arasında olumsuz anlamda geçiş ne yazık ki mümkün.

MS tedavisinde en az ilaç kadar önemli başka bir nokta da düzenli egzersiz yapılması gerekliliği. Şu an haftada bir gün spor saatinde buna imkân buluyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tedavi olduğu bölümün yazdığı bir rapor var. Şöyle deniyor: "Hastanın mevcut MS hastalığında egzersiz ve hareket en az kullanılan tedaviler kadar önemli olup, Tayfun Kahraman’ın düzenli her gün spor saatlerinin ayarlanması ve egzersiz yapmasının sağlanması rica olunur."

Peki bu doktor raporunun gereği yerine getirildi mi? Yanıt hayır. Hapishane yetkilileri kimi ‘organizasyonel yetersizlikten’ bahsediyor ama bir hayat söz konusu.  

Tayfun Kahraman ve ailesi bu durumu çok fazla duyurmuyor. Ancak bir yandan da zor, ihmâl edilmemesi gereken bir sağlık sorunu ile baş edilmeye çalışılıyor. Gezi’de uygulanmayan mahkeme kararlarının uygulanması, Anayasa Mahkemesi önünde bekleyen dosyanın hızlı bir şekilde gündeme alınması gerekiyor.

Şu notu da mutlaka eklemeliyim. Cezaevlerinde 300 bine yakın kişi var. İnsan hakları derneklerinin ya da konuyu takip eden milletvekillerinin verdiği bilgiye göre hapishane şartlarında hayatını sürdürmekte zorlanan bin 600 kişi var. Yaşlılık sebebiyle büyük sıkıntı yaşayan sayısı 4 bin 500’ün üzerinde. Burada ‘sayı’ olarak yazılanların her biri bir hayat. Kimse bu tabloya sırtını dönemez.

Murat Sabuncu kimdir? 

Murat Sabuncu İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi bölümünü bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde İşletmecilik Sertifikası programını tamamladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Medya ve İletişim Sistemleri konusunda yüksek lisans yaptı.

Dergi, gazete, radyo, televizyon, internet haber sitelerinde muhabirlik, editörlük, yayın koordinatörlüğü, genel yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı yaptı.

En uzun süre Milliyet gazetesinde çalıştı. Tempo dergisinde genel yayın yönetmenliği, Fortune dergisinde kurucu yönetmenlik yaptı. Skytürk 360'da ekonomiden politikaya değişik programlar hazırladı, sundu. 

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni oldu, ikinci ayında tutuklanıp Silivri Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Hapsedildiği cezaevinde 1,5 yıl tutuklu kaldı. 

T24'te köşe yazarlığı, yapıyor. 2016 yılından beri pasaportu ve sürekli basın kartı verilmiyor. Yargıtay'ın iki kere verdiği beraat kararına rağmen 7,5 yıl hapis cezası talebi içeren dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bekliyor.

Bölgeden tanıklıklarını ve izlenimlerini "Gazze: Mahsuscuktan Bir Aşk Hikâyesi" adıyla yayımlanan kitabında paylaştı. Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü ve Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü sahibi. Sorbonne'da hukuk doktorası yapan avukat oğlu, Nuri isimli bir kedisi var.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Siyaset ve iş dünyası kulislerinde yayılan iki kritik soru: Büyük koalisyon olur mu, MHP olmasa ‘Fetullahçılar’ devletten tasfiye edilebilir miydi?

MHP’den milletvekili adayı olan Mustafa Çintaş’ın ‘FETÖ üyesi’ olduğu gerekçesiyle nisan ayında tutuklanmasına farklı itirazlar getirilebilir. Ancak bu soruyu, yani “Fetullahçıların devletten MHP’siz temizlenmesi mümkün olur mu?”yu önümüzdeki günlerde MHP’li isimlerden daha çok duyma ihtimalimiz var mı?

Otokratlar bilgiden-sorgulamadan nefret eder, artık Trump’ın zaferi kesin değil

Trump’tan Modi’ye ve Orban’a, otokratlar din ile milliyetçi duygular ile toplumu çoğu zaman gerçek ötesi bilgiler-duygularla yönetmeye-yönlendirmeye çalışıyor. Soranı, sorgulayanı, özgür düşünceyi sevmiyorlar. Türkiye uzun süredir benzer bir iklimde yaşıyor