29 Nisan 2014

HDP - 2: 'Malum Taban'ın ötesine geçmek mümkün mü?

HDP’nin malum tabanın dışına çıkabilmesindeki en kritik faktörün, Kürt-olmayan toplum kesimlerindeki Öcalan-PKK algısı olduğunu görmemiz gerekir.

T24’te 16 Nisan’da yayınlanan bir önceki yazıda:

  • HDP’nin (BDP ile birlikte) yerel seçimlerde aldığı oyların %6.6 ile önceki seçimlerde BDP/Blok’u destekleyen seçmenlerle büyük ölçüde sınırlı kaldığından;
  • O yüzden henüz amaçlanan Türkiyelileşme hamlesinin gerçekleştirilememiş, ama kimi dönüşümlere cesaret edilebilirse ciddi bir atılım yapma potansiyeline sahip olduğundan;
  • HDP’nin oldukça ileri/radikal/sol demokrat programa sahip olduğundan;
  • HDP gibi bir partinin “hem iç savaşın yol açtığı duygusal yırtığın tamiratında, hem de barış sürecinin etkin bir şekilde ilerletilip derinleştirilmesinde çok önemli bir işlev” görebileceğinden bahsetmiştim.

16 Nisan’dan sonra, BDP milletvekillerinin topluca HDP’ye geçmelerine karar verildi. HDP ve BDP’nin yeniden düzenleneceği; mecliste ve ülke çapında politikanın bundan sonra HDP eliyle yürütüleceği, BDP’nin daha çok yerel demokratik özerklik çalışmalarına odaklanacağı açıklandı. Önümüzdeki haftalarda HDP’nin yeni yüzünü, duruşunu, mekanizmalarını göreceğiz.

Şimdilik kesin olan şu var: BDP’den HDP’ye daha da vurgulu bir geçiş yapıldığına ve bundan sonra böyle devam edileceği açıklandığına göre, BDP’nin yapamadığı ve ne denese yapamayacağı düşünülen bir şeyin, HDP tarafından yapılabileceğine inanılıyor demektir. Bu şey, BDP/Blok’un malum tabanının dışına taşabilme meselesidir.

HDP’nin malum tabanı

BDP, öncülü diğer partiler gibi, Kürt mahallesinde çok ciddi bir sosyal taban bulmuş, uzun süredir bu ülkenin en sahici ve canlı iki politik hareketinden birini (diğeri AKP) oluşturmuştur. Ama Kürt mahallesi dışında BDP’nin (ve öncüllerinin) etki alanı her zaman çok sınırlı kalmıştır. Oy gücü %1’i geçemeyen sol/sosyalist kimi kesimler dışında Kürt-olmayan Türkiyeliler BDP’yi desteklememişlerdir. BDP/Blok’un (ve şimdi HDP+BDP’nin) oy oranı %6 civarında seyretmiştir. HDP’nin çok yeni bir parti olması ve bu yerel seçimlerdeki kutuplaşmış ortam nedeniyle, HDP+BDP’nin daha normal koşullarda %7-8 oy alabileceğini varsayabiliriz. Malum taban bu %7-8’dir. Bu tabanın %80-90’ı Öcalan’ı Önder olarak görmekte, PKK’ya sempati beslemekte, Kürt kimliği üzerindeki baskılara karşı mücadeleyi esas politik seferberlik hattı olarak görmektedir. Kalan %10-20 ise değişik renkleriyle sol/sosyalist/demokrat kesimlerden gelmekte, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde Kürt siyasi hareketiyle yan yana mücadele etmenin önemine inanmaktadır.

HDP ise bu malum tabanın ötesine geçme, %10-20’lere tırmanma projesidir. Göz diktiği hedef açısından doğru bir projedir. Türkiye’nin, demokratikleşme ve barış süreçlerinde etkin bir aktör olabilecek, anti-kapitalist nitelikleri olan bir sol kitle partisine ihtiyacı vardır. Mevcut durumda, bu hedefe ulaşmak için HDP’nin Kürt-olmayan Türkiyeliler için de bir cazibe merkezi olması gerekecektir. Geçtiğimiz yerel seçimler bunun ne denli zor bir iş olduğunu yeterince göstermiş olmalıdır. Bu zorluk, çok güzel bir parti programına sahip olmakla, eşbaşkanlardan birinin Türk olmasıyla, barış sürecini güçlü bir şekilde desteklemekle aşılabilecek bir zorluk değildir.

Çoğunluğun Öcalan-PKK algısı

HDP’nin malum tabanın dışına çıkabilmesindeki en kritik faktörün, Kürt-olmayan toplum kesimlerindeki Öcalan-PKK algısı olduğunu görmemiz gerekir. Bu toplumun yaklaşık %20’sini oluşturan Kürtler arasında Öcalan ve PKK’nın profili haklı olarak oldukça yüksektir. Türkiyeli Kürtlerin yaklaşık yarısının PKK’ya epeyce sempati ile baktığı; bu kesimin Öcalan’a Kürt Halk Önderi payesi vererek, çok ciddi bir lider kültü yaratmış olduğu; PKK’ya sempati ile bakmayan Kürtler arasında bile Öcalan’ın hatırı sayılır bir saygınlığa sahip olduğu bilinmektedir. Oysa bu toplumun %80’ini oluşturan Kürt-olmayan kesiminde Öcalan-PKK, bırakalım böylesi bir pozitif algıyı, tam tersine oldukça negatif bir algıya sahiptir. Son yıllarda Öcalan’ın barış çabaları sayesinde kendisine yönelik nefret dozunun ciddi derecede azalmış olduğu söylenebilse de, Kürt-olmayanlar arasında Öcalan’ı peşinden-gidilebilecek-bir-lider olarak görenlerin oranı çok çok azdır. Bu da çok şaşırtıcı bir durum değildir, zira Öcalan, 30 yıl sürmüş olan etnik-temelli bir isyanın/içsavaşın Kürt tarafının lideridir. Kürtler için bir ulusal uyanış kahramanıyken, Kürt-olmayanların çok büyük çoğunluğu için kanlı şiddet döngüsünün sorumlularından biri olarak görülmektedir.

Kürt meselesinin nedenlerine/dinamiklerine dair ciddi ve sistematik bir yüzleşme faaliyetinin olmadığı koşullarda, bu toplumun Kürt-olmayan kesimlerinin çok büyük çoğunluğunun PKK’nın silahlı isyanını anlamaları ve kabul etmeleri mümkün değildir. Ciddi bir yüzleşme çabası sonucunda bu silahlı isyan geniş kesimler için bir anlam çerçevesine oturabilir, ama yine de, araya bunca kan girmişken ve Öcalan Kürt Halk Önderi olduğu müddetçe Kürt-olmayanların çok büyük çoğunluğu için peşinden-gidilebilecek-bir-lider olamayacaktır. Sözüne değer verilen, mutlaka dikkate alınması gereken saygın bir siyasetçi olabilir, ama Türkiye çapında bir önderlik ihtimali gerçekçi değildir.

HDP’yi bir Türkiye Partisi olarak büyütmek için

Böyle bir çerçeveden bakıldığında, HDP’nin malum tabanın dışına taşıp anamuhalefet partisi olmaya doğru tırmanması için dikkate alınmasında ve tartışılmasında fayda gördüğüm faktörleri sıralayabilirim:

  • Öcalan-PKK, Türkiye’nin ve Orta Doğu’nun bir gerçeğidir. Yüzyıla yaklaşan bir inkârın sona erdirilmesi, beğenelim beğenmeyelim, PKK isyanı sayesinde olmuştur. Ortak bir sosyo-politik tabana oturduğu için, BDP’de olduğu gibi, HDP’nin de Öcalan-PKK ile temas halinde olması doğaldır. Öcalan-PKK’nın demokratik Türkiye siyasetine katılmalarında HDP de önemli bir kanal olabilir. Ancak, eğer HDP bir Türkiye partisi olarak büyümek istiyorsa, “perde arkasında Öcalan” gibi bir görüntü vermemesi, bu anlamda rüştünü ispatlaması gerekecektir.
  • Ağır bir lider kültü üzerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, yeni bir kitlesel sol partinin yeni bir lider kültüne prim vermemesi gerekecektir.
  • HDP’nin her tür militarizme istikrarlı ve net bir şekilde karşı çıkması, siyasi amaçlar için şiddet kullanımını kategorik olarak reddetmesi gerekecektir.
  • PKK’nın kendi geçmişindeki, a) kendi içine, b) diğer sol örgütlere ve c) zaman zaman sivil halka yönelik uyguladığı şiddetle samimi bir şekilde yüzleşmesi ve mağdurlardan açıkça özür dilemesi, aradaki rabıta nedeniyle HDP’nin de önünü açıcı olacaktır. (Bu, aynı zamanda yüzleşme-özürlüsü Türkiye’de çok iyi bir örnek oluşturup, yüzleşme kültürüne katkı sağlayacaktır).
  • Parti ve seçim çalışmalarında, hamaset ve sert üslup yerine, her konuda titiz olarak hazırlanmış projelerin yapıcı, kucaklayıcı, sevecen, esprili bir üslupla sunulması tercih edilmelidir.
  • Parti çalışmalarında eleştiri mesaisinin büyük bölümünün siyasi iktidara ayrılması, AKP kollanıyormuş gibi bir izlenimin verilmemesi gerekecektir.
  • Bütün dünyada çoktan miadını doldurmuş geleneksel sosyalist jargon ve çerçeve yerine özgürlükçü/ekolojist sol bir çerçeve geliştirilmesi tercih edilmelidir. HDP’nin programı bu yönelimi yansıtsa da, kimi kadrolarının/bileşenlerinin donanımları, alışkanlıkları ve seçilen sembolizasyon sistemi zaman zaman bu yönelime uygunsuz olabilmektedir.

HDP’nin böyle bir evrimi gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği hemen değil, birkaç yıllık bir süreçte belli olacak. Gerçekleştiremezse, BDP’den HDP’ye geçişin bir anlamı kalmayacak. Türkiye’nin, programında yazdığı gibi bir HDP’ye çok ihtiyacı var. Öyle bir HDP’nin Türkiye’yi ciddi derecede dönüştürme potansiyeli var. Ama önce genel toplumsal algıyı önemseyip kendisine çeki düzen vermesi ve bu yeniden düzenleme faaliyetinin ortaya çıkaracağı ikna edici rüzgârı kullanarak şimdiye kadar mesafeli durmuş birçok kesimle yeniden ve aktif ilişkilenmesi gerekecek. Zor mu? Epeyce, ama denemeye değer.

 

murat.paker@gmail.com

@PakerMurat