19 Şubat 2024

Cazda Harlem Rönesansı’nın ikonoklast kadını: Billie Holiday

Doksan yılı aşkın bir zaman sonra müzikal başyapıtları, şarkı yazma beceri ve yeteneği, yaratıcılığı, eşitsizlik ve adalet konusundaki cesur ve ödünsüz görüşleriyle anılıyor. Onun mirası, çağdaş cazın zarif ve özgün yanlarını somutlaştırmaya devam ediyor

“Kadının en büyük talihsizliği ya bir melek ya da bir şeytan olarak görülmesi olduğu içindir ki onun hakiki kurtuluşu yeryüzü üzerine yerleştirilmesinden, yani insan olarak görülmesinden geçer.” Emma Goldman Ben, doğup büyümedim; 'yoğruldum'. Hayatla birlikte, hayatın her alanında, düşe kalka yoğruldum, dibini görmeden, hayatın doruklarına hiçbir zaman yeniden tırmanamazsınız.” Emma Goldman

"Öküz olmak isteyen, elbette insanlığın acılarına sırt çevirebilir ve kendi derdine bakabilir.” Marx

“Çevresinde bu kadar çok yoksulluk, haksızlık ve baskı egemenken, insan nasıl mutlu olabilir?” Aleksandra Kollontay

Billie, beyazların orkestrasında şarkı söyleyen ilk siyah kadın

Kadın ve zenci olmak

Rosa Luxemburg, Clara Zetkin, Eleanor Marx, Gudrun Ensslin, Ulrike Meinhof, İrmgard Möller, Brigitte Mohnhaupt, Petra Schelm, Adelheid Schulz, Emma Goldman, Ida Bell Wells, Sarah Vaughan, Ella Fitzgerald, Carmen Mcrae… 20. yüzyılda, sıra dışı zekâ ve yetenekleriyle kadın olmanın bedellerini en ağır şekilde ödediler.

John Lennon’ın 1972 tarihli bestesi “Woman is the nigger of the world” (Kadın, dünyanın zencisidir); zencilerin yaşadıkları, maruz kaldıkları, müstahak görüldükleri ikincil konumlarını kadınlarınkiyle benzer görerek eleştirdiği ve ifşa ettiği bir şarkıdır. John’a özgü bir yaratıcılık ve keskin zekâ ürünü bu parçadaki eğretileme vaktiyle çok ses getirmişti.

Hem kadın hem yoksul hem de zenci olmak, bir de buna başkaldırmak; 17. yüzyılda batı Afrika’daki köylerinde, komünal ve asude bir hayat yaşarken kabilelerinden zorla alınıp gemilerle Doğu Amerika tarım plantasyonlarına köle olarak getirildiklerinden beri siyah kadınların yaşamlarındaki çilenin sebebidir. 21. yüzyılda da fazla bir değişiklik olmadı demek mübalağa sayılmaz. Çünkü:

Kadın mevzusunda, pir-ü pak olan ideoloji, akım, örgüt, hatta erkek namevcuttur; Marx ve Lenin de dâhil. Birkaç misal:

Marx kızıyla yaptığı röportajda, ‘itaatkâr kadını’ sevdiğini söylemiştir.

Marxist 2. Enternasyonal, Marx’ın evinde çalışan hizmetlisinden olan oğlunu görmezlikten gelerek, Rosa Luxemburg’u yargılamaya kalkıştı.

Lenin, özel münasebeti olduğu Inessa Arman’ı polit büroya dayatırken, yılların devrimci-Bolşevik, feminist kadın önderi Kollontay’ı itaatkâr olmadığı için “Gitsin denizcisiyle uğraşsın” diyerek, Rusya’dan uzaklaştırdı.

İspanya iç savaşının efsane anarşist eylemci lideri, radikal özgürlükçü Durruti’nin karısı, yıllar sonra müteveffa eşinin evde nasıl biri olduğunu soran gazeteciye şu cevabı verdi: “Tipik bir maço İspanyol erkeğiydi.”

Türkiye’de ve dünyada eşitlikçi ideoloji sosyalizmin de azade olmadığı ezeli erkek hükümranlığının görülmesini, farkına varılmasını sağlayan, feminist akım olmuştur, diyerek Billie’ye dönelim.

Dram ve trajedi dolu bir yaşam

7 Nisan 1915’te ABD-Pensilvanya’da dünyaya geldi. Adı Eleanora Fagan Gough idi. Babası caz gitaristi Clarence, müzisyenlik kariyerine devam etmek istediği için Eleanora’ın annesi Sadie’den boşandı.

Boşanmadan sonra, 1929’da annesiyle daha iyi iş bulma umuduyla New York’a taşındılar.

La Divina ünvanlı, unutulmaz ABD’li soprano Maria Callas, “Gerçek sanatçılar mutlu olamazlar” demişti.

Billie Holiday’ın kısacık hayatı, Callas’ı sanki teyit etmek için ustalıkla kurgulanmış gibi. Bakalım.

Yoksulluk içinde, eğitimsiz ve babasız bir çocukluk yaşarken temizlikçi ve garson olarak çalışıp annesinin, geçinmeleri için, fedakârca çabalarına destek oldu.

11 ve 14 yaşlarında iki kez tecavüze uğradı. Daha çocuk yaşta, annesinin iğfal edilmesine tanık oldu. 16 yaşında fahişeliğe başladı. 

Radyoda Bessie Smith ve Louis Armstrong dinleyerek cazla tanıştı. Ergenliğin ilk evresinde bu iki ismin plaklarını dinleyip şarkılarına evde eşlik ederek çırak müzisyenliğine adım attı.

Temizlikçilikten ve diğer işten kazandığı paranın azlığı ve müzik tutkusu bu yoksul, siyah ve kırılgan ruhlu genç kızı Harlem’deki gece kulüplerinde iş aramaya yöneltti.

1939’da Downbeat dergisine şunları anlatmış:  

“Bir gün o kadar acıkmıştık ki nefes alamıyorduk. Hava çok soğuktu ve 145. caddeden 133. caddeye kadar yürüdüm, iş bulmak için her yerde şansımı denedim. En sonunda öylesine umutsuzluğa kapıldım ki Jerry Preston'ın işlettiği Log Cabin Club 'a gittim. Ona bir içki istediğimi söyledim. Beş kuruşum yoktu. Yine de cin sipariş ettim (bu benim ilk içkimdi- cini şaraptan ayırt edemiyordum bile) ve yudum yudum içtim. Preston’dan bir iş istedim... Ona dansçı olduğumu söyledim. O zaman dans et dedi. Denedim. Berbat olduğumu söyledi. Şarkı söyleyebilirim dedim. O zaman söyle dedi. Köşede yaşlı bir adam piyano çalıyordu. O Travelin’i çaldı, ben de söyledim. Müşteriler içkilerini bıraktı. Arkalarını dönüp izlediler. Piyanist Dick Wilson, Body and Soul’u çalmaya başladı. Tanrım, oradaki insanları görmeliydiniz, hepsi oracıkta ağlamaya başladı. Sonrasında Preston geldi, başını salladı ve ‘Sen kazandın evlat’ dedi. İşte her şey böyle başladı.”

Billie, ilk kez 18 yaşındayken, yani 1930’larda modern tarzda şarkı söyleme ve canlı performans geleneklerini yeniden keşfeden emsalsiz tarzıyla öne çıktı.

Karmaşık hayatını açık sözlülükle anlattığı otobiyografisi “Lady Sings the Blues” onu kültürel bir ikon yaptı. İyiliğin gücü olarak cesur ve dürüst tavrı, çağrıştırıcı ve duygulu tonalitesi, seslendirdiği her şarkıyı adeta kendi şarkısına dönüştürüyordu. Başkaları gibi şarkı söyleyeceksem hiç söylemem daha iyi, diyerek tarzının ve tavrının koordinatlarını en baştan netleştiren Billie’in bu özelliği onu nevi şahsına münhasır kıldı.

Doksan yılı aşkın bir zaman sonra müzikal başyapıtları, şarkı yazma beceri ve yeteneği, yaratıcılığı, eşitsizlik ve adalet konusundaki cesur ve ödünsüz görüşleriyle anılıyor. Onun mirası, çağdaş cazın zarif ve özgün yanlarını somutlaştırmaya devam ediyor. Bu özgül katkısı, 1920’lerin cazla dolu Baltimore’unda büyümesi sayesinde gerçekleşti. Sürecin başlangıcında Eleanora, profesyonel adını değiştirdi. Sinema oyuncusu Billie Dove’un ismini aldı. Müzikal teknik eğitim hiç almamış, müzik okumayı hiç öğrenmemiş olmasına rağmen Billie, Harlem Rönesans’ının Swing Çağı’na geçiş zamanlarında ABD’nin en canlı caz sahnesinin aktif ve parlak bir katılımcısı oldu.

Daha on sekizindeyken, çoğu yetişkinden daha fazla hayat tecrübesine sahipti. Billie’in ışığı, çok geçmeden yetenek avcısı ve yapımcı John Hammond tarafından fark edildi ve caz klarnetinin ustası Benny Goodman’ın stüdyo grubuna katılarak ilk plağını yaptı. Artık bir caz süper starlığının eşiğine gelmişti.

Piyanist besteci Teddy Wilson ile 1935-41 arasında peş peşe hit kayıtlar üreterek kariyerini üst basamaklara hızla taşıdı. Eş zamanlı olarak mucizevi bir şekilde 1936’da tenor saksafon abidesi Lester Young ile efsanevi işbirliğine başladı.

Çok iyi arkadaş olan ikili bir süre Billie’nin annesiyle birlikte yaşadılar. Lester Young, Billie’ye “Lady Day” adını verdi, Billie’de, Young’a “Pres”; bu unvanlar, caz dünyasında çok benimsendi. T24’te, 23 Temmuz 2023 tarihinde yayımlanan, “Istırap ve manevi acının cazdaki şahikası; Lester Young”, başlıklı yazıda detay bilgiler okunabilir.

Lady Day ve Pres, caz tarihine pırlantalar yağdırdılar. Şu isimlerden oluşan efsanevi plak, Billie Holiday& Lester Young a Musical Romance, cazın kült albümlerindendir. 

Billie Holiday - Vokal, Lester Young - Tenor Saksafon, Teddy Wilson - Piyano, Buck Clayton & Roy Eldridge – Trompet, Johnny Hodges - Alto Saksafon, Benny Goodman - Klarnet

1937’de Kansas City’nin caz tarihinde müstesna bir yeri olan Count Basie Orkestrasıyla turnelere çıktı.

1938’de Artie Shaw Lady Day’i orkestrasının başına davet ederek, onu beyaz bir grupla çalışan ilk siyah kadın yaptı. Bu, caz dünyasında bir devrimdi.

Billie, durdurulamaz bir güç olarak astronomik rakamlar kazanmaya başladı. Ama düşe kalka yoğrulduğu hayatta insanlığın acılarına hiç sırt çevirmedi.

Strange Fruit ve Lady Day

Manhattan’daki Barney Josephon’s Cafe Society’deki destansı performansları sırasında Güney Amerika'daki siyahların vahşice linçlerinin korkunç bir betimlemesi olan “Strange Fruit” (Garip Meyve) şiiriyle tanıştı. Müzik Billie için yazılmıştı ve konserlerinin vazgeçilmezi oldu. Akademisyenler ve müzik tarihçileri Garip Meyve’yi, sivil haklar döneminin ilk protesto şarkısı olarak değerlendirdi. Şarkı sözlerindeki radikal boyut nedeniyle plak şirketi bunu kaydetmedi. Bunun üzerine Billie’de bağımsız Commodore Records’a geçti ve şarkıyı istediği gibi söyleyerek kaydetti. Garip Meyve, çok kısa sürede hem toplumsal-kültürel isyanın marşı oldu hem de rekorlar kıran bir hit haline geldi.

Mart 1939'da 23 yaşındaki Billie, gecenin son şarkısını söylemek için New York City'deki West 4th's Cafe Society'de mikrofona doğru yürür. Onun isteği üzerine garsonlar servis yapmayı bırakır ve yüzündeki spot ışığı dışında salon tamamen karartılır. Ve sonra yumuşak, ham ve duygusal sesiyle şarkıyı söyler:

"Güneydeki ağaçlar tuhaf bir meyve taşır, Yapraklarda kan ve köklerde kan, Güney melteminde sallanan kara gövde, Kavak ağaçlarından sarkan tuhaf meyveler..."

Şarkı biter, ışıklar yanar ama sahne boştur. Billie, gitmiştir.

Billie Holiday fırtınası ve trajik son

1939’da Arthur Jr’le birlikte, zaman ötesi bir caz klasiği olan “God Bless the Child” şarkısını yazdı. 1944’te yüksek prestijli Decca Records’la anlaşma imzaladı ve çok sayıda klasik parça söylediği plakları yayınlandı. 1949’da bir Hollywood filmi olan New Orleans’ta birlikte rol alacağı ilk müzikal kahramanı Louis Armstrong’la düetler yaptı. 1952’den başlayarak Norman Granz’ın Clef Verve etiketiyle beş yıl sürecek bir müzikal maratona başladı. Birlikte yüz yeni kayıt yaptılar. Bu sayede Billie, yüksek kaliteli albüm çağının ilk adımlarını atmaya başladı. Artık sesi daha sert bir tona ulaştı; özgün ve samimi renk aldı. Kendini yansıtan bestesi “Lady Sings te Blues” gibi heyecan yaratan çok sayıda balad üretti.

Repertuvarını genişletti, 1930’ların klasiklerinden birçoğunu yeni tarzıyla kaydetti. “Steve Allen ile Tonight Show” ve CBS’in tarihi “The Sound Of Jazz” TV programlarına çıktı. Akabinde Avrupa’da büyüleyici konserler verdi.

1959 Mart ayında başyapıtı ve kuğunun son şarkısı olan “Lady in Satin” ile yaratıcılığının zirvesine vardı. Ama albüm ölümünden sonra yayınlanabildi.

Sürekli olarak saçına taktığı beyaz gardenyalar, taklit edilemeyen esrarengiz senkopları, cümleleri ve dramatik yoğunluğu onu zamanının en seçkin ve özgün caz şarkıcısı yaptı. Çok sayıda biyografisi yayınlandı. 23 Grammy Ödülü aldı.

1959 yılında eroin ve alkol bağımlığının harap ettiği vücudu daha fazla dayanamadı ve 44 yaşında öldü. Duygusal sesi, yenilikçi tekniği ve dokunaklı şarkılarıyla sonsuza kadar yaşayacak.

Kısa kronoloji

Philadelphia’da doğdu, 7 Nisan 1915

Şarkıcı Laurence Jackson ile çeşitli Harlem kulüplerinde sahneye çıktı, 1930

Benny Goodman ile 18 yaşında ilk ticari kayıt oturumunda yer aldı, 1933

Duke Ellington ile birlikte Symhpony in Black filminde oynadı, 1935

Artie Shaw sayesinde beyaz bir orkestrayla çalışan ilk siyahi kadın olarak caz tarihine geçti, 1938

Lester Young’dan Lady Day lakabını aldı, 1939

Oto Biyografi kitabı Lady Sings Blues yayınlandı, 1956

Last Recordings Billie Holiday albümünü tamamladıktan sonra New York’ta son performansını sergiledi ve 17 Temmuz’da New York’ta öldü, Saint Raymond mezarlığında defnedildi, 1959

Billie Holiday-Cazın Devleri albümüyle, En İyi Tarihi Albüm Dalında Grammy ödülü kazandı, 1980

Baltimore şehrinde heykeli dikilerek onurlandırıldı, 1985

Ölümünden yıllar sonra Yaşam Boyu Başarı Grammy Ödülü’ne layık görüldü, 1987

Liderliğini Bono’nun yaptığı İrlanda’lı ünlü rock grubu U2, Billie Holiday’a övgü şarkısı Angel of Harlem’i yayınladı, 1988

The Complette Decca Recordings albümüyle, En İyi Tarihi Albüm Grammy Ödülü’nü kazandı, 1992

Etta James, Mystery Lady Songs of Billie Holiday albümüyle ilk En İyi Caz Vokal Performansı Grammy ödülünü, The Complete Billie Holiday ile En İyi Tarihi Albüm Grammy Ödülünü aldı, 1994

Time dergisi Strange Fruit (Garip Meyve) şarkısını yüzyılın şarkısı ilan etti- Rock’n roll’daki En İyi Kadın sıralamasında 6. sırada gösterildi, 1999

Lady Day The Complette Billie Holiday albümüyle En İyi Tarihi Albüm Grammy Ödülünü kazandı, “Strange Fruit”, Kongre Kütüphanesi tarafından o yıl Ulusal Kayıt Defterine eklenecek 50 şarkıdan biri olarak onurlandırıldı, 2002

Ulusal Kadınlar Onur Listesi’ne alındı, 2011

John Szwed,’’ Billie Holiday; The Musician and the Myth’’ biyografi kitabıyla Caz Gazetecileri Derneği’nin Yılın Caz kitabı ödülünü aldı, 2016

4 Aralık 2020’de James Erskine’in yazıp yönettiği Billie belgeseli sinemalarda gösterime girdi. Film, Linda Lipnack’ın 1970’lerde ses kasetlerine kaydettiği röportajlara dayanıyor. Röportajlar, Lady Day’in arkadaşlarının, aile üyelerinin, grup üyelerinin ilk elden anılarından oluşuyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Müzikte yeni bir duyarlık, yeni bir modern soluk: Serdar Keskin

Memleket sathında, onlarca okuma grupları, şiir irdeleme ve okuma toplulukları, söyleşiler, konserler, resitaller, konferanslar, yakın tarih belgeselleri, gösteriyor ki 60'ları akıllara getiren yeni bir dönem başlıyor. Bu yeni evrenin müzikteki tezahürünü merak edenler, duymak isteyenler, Serdar Keskin'i dinleyebilirler

Denizleri, Mahirleri, İboları yoktu ama faşizme destansı direnişleri vardı: 78 Kuşağı, Bir Hafıza Topluluğu

"78’liler, neredeyse daha çocuk yaşta denilebilecek dönemlerinde, siyasi bilinçlenmelerinin hemen öncesinde, henüz ideolojik kavramlarla tanışmamışken, 68’li önderlerin ve yaşanılan acı olayların duygusallığı ile sola yöneldiler"

Burhan Sönmez’den bir gerilim ve aşk romanı: Franz K. Âşıkları

Sone eseri Franz K. Âşıkları, okur kitlesinin beklemediği bir biçim ve tarzda olduğundan, Sönmez’den Kuzey ile başlayan çizgisinde bir roman bekleyen okurları için şaşırtıcı bir sürpriz oldu