27 Kasım 2019

Tarzan zor durumda, Ceyn’den medet umuyor

Erdoğan tabii ki Tarzan değil ama ormanın hali, Türkiye’ye ne kadar çok benziyor!

Uzun sayılabilecek bir süredir bipolar bozukluk nedeniyle tedavi görmekte olan bir kadın, bir türbanlı kadına tokat attı. Bunu hatırlıyorsunuzdur.

İfadesinde tokat attığı kadının kendisine "tiksinmiş bir ifade ile baktığını" ve bunun üzerine refleks ile tokat attığını söyledi.

Ruhsal sorunları olan bir kişinin içine kolayca düşebileceği türden bir yanılsama yani.

Hemen arkasından bu kez bir erkeğe aynı şekilde saldırdığını da biliyoruz.

Bu kadın, "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" suçlaması ile mahkemeye sevk edildi ve tutuklandı. Halen cezaevinde.

Saldırıya uğrayan "başörtülü olduğu için saldırıya uğradığını" iddia ediyor. Tutuklanan kadının ciddi bir ruhsal hastalıktan mustarip olduğuna ilişkin raporlar da sanırım dosyada bulunuyor.

Saldırganın, mağdura "türbanlı olduğu için saldırdığını" gösterir mağdurun iddiasından başka bir kanıt yok.

Tutuklama, temel bir insan hakkını ortadan kaldırıyor, onun için sadece gerekli hallerde başvurulması gereken bir tedbir.

Bu olayda ruhsal sorunları olan kadının eyleminin "halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme" suçunun gerektirdiği "yakın ve görünür bir tehlike yarattığına ilişkin" kanıt da yok.

Geriye sadece mağdurun sözüne karşı sanığın sözü kalıyor! Antik Roma’da bir hakim karşısına böyle bir dava gelseydi, bunu söylerdi zaten: Sermo tuus contra verbum!

Günümüz modern hakim ve savcılarının da bildiklerini varsaymamız gereken bir ilke!

Kanıtlarla desteklenmeyen ifadeler, sadece sözden ibarettir!

Bu haberi takip ederken merak ettim, ruhsal bir sorunu olan bir kadın, sadece mağdur ifadesiyle hem de böyle ağır bir suçlamayla nasıl tutuklanabiliyor diye!

Yanıtını AKP Genel Başkanı’nın dün yaptığı konuşmadan aldım:

"Sokaklarda kendi anlayışlarına göre başörtülü hanımlara had bildirmeye kalkanlar ortaya çıkmaya başladı. Onlar cezaevine gönderiliyor..."

Bağımsız Türk yargısı çok yaşasın!

Peki Erdoğan, böyle tekil bir olaydan hareketle neden "başörtülü kadınlar tehdit altındaymışlar gibi" konuşuyor?

Türkiye’de, günümüzde böyle bir sorun mu var?

Başörtülü kadınlara sistematik bir saldırı ve ayrımcılık mı var?

Hayır, böyle bir durum yok, tam tersine bir pozitif ayrımcılık olduğunu bile söyleyebiliriz.

Ama ülkenin "birliğini" temsil eden kişi, bir tekil olaydan hareket ederek genelleme yapabiliyor.

Ekonomik koşulların zorlamasıyla dağılmakta olan seçmenini, bir arada tutabilmek için eski düşmanlıkları kaşıyor, kışkırtıyor.

Çünkü belli ki Tarzan zor durumda! Tarzan, orman ahalisinin evine ekmek götüremediğini, dörtte birinin işsiz güçsüz gezdiğini, gelecekten ümitlerini kestiklerini görüyor, bunu unutturmak için Ceyn’in başına bir iş gelmiş gibi feryat ediyor!

Erdoğan tabii ki Tarzan değil ama ormanın hali, Türkiye’ye ne kadar çok benziyor!

* * *

Havuz medyasının gündemi

Rahmi Turan’ın kulağına üflenen bir dedikoduyu yazmasının üzerinden günler geçti, fırtına hala dinmedi.

Eminim okuyucuların çoğunluğu havuzlar ve kamu kredileriyle beslenen basını takip etmiyor, haber kanallarını izlemiyor.

Laf aramızda bunu hâlâ yapanlar varsa hemen bir psikolog ile konuşmanızda yarar var.

Kim bilir belki de bilinçaltınızda yatan bir şey nedeniyle kendi kendinizi cezalandırmaya başladınız ve jiletten filan korktuğunuz için bu yöntemi buldunuz.

Aman diyeyim, dikkat edin lütfen.

Ben tabii işim gereği yan gözle de olsa takip ediyorum. Bu nedenle "normal" sayılmayabilirim, içinizden bunu söylediyseniz bile gücenmedim, merak etmeyin.

"İcazet almak için Saray'a giden CHP’li" palavrası üzerinde günlerdir tepinenler bu havuz beslemeleri.

Türkiye’de başka bir şey kalmamış gibi gazetelerin birinci sayfaları, üstelik de aynı merkezde hazırlanmış aynı başlıklarla yayınlanıyor.

Haber kanallarında HBM kontenjanından (Not: HBM, "her şeye maydanoz olmak" ile ilgili bir halk deyişinin kısaltılmışıdır) sırayla kanal gezenler de başka konu yok gibi sadece bunu konuşuyor.

Demek ki bu dedikodu Saray’dan yayılmadıysa bile, Saray bunu köpürtmenin faydalı olacağını düşünüyor.

Ve sadece bu medyaya maruz kalan zavallı halkımız da dünyanın en önemli meselesinin bu olduğunu zannediyor.

Bir de Muharrem İnce var tabii bu işin keyfini çıkaran. Bir yararını görmeyeceğini ben söylemiş olayım ama o yine bildiği gibi davranmaya devam etsin.

Havuz beslemesi medyanın haline bakınca, iktidarın böyle bir medya yaratmak için neden bu kadar çabaladığı daha iyi anlaşılıyor.

Gündemi istedikleri gibi belirleyebiliyorlar, halkı belli bir istikamette düşünmeye zorluyorlar.

Gazetelerin tirajları artık yerlerde sürünüyor ama televizyonlardan bedava yayılan HBM oturumları bu eksikliği gideriyor olmalı.

AKP Genel Başkanı’nın dünkü konuşmasını T24’te okudum, "o ses" beni bitiriyor çünkü, baktım konuşmasının neredeyse yarısı bu konuda.

Çok polisiye roman okudum, film seyrettim ve failin, her zaman "yararlananlar arasından çıktığını" artık biliyorum.

Komplo teorileri ile başım hoş değildir ama galiba paranoyak olmamız, takip edilmediğimiz anlamına da gelmiyor!

BirGün’den önce Recep Tayyip Erdoğan var

Şimdi yazacağım şey bir fıkra değil, aynıyla vaki: BirGün gazetesinin yöneticileri İbrahim Aydın, Barış İnce, Can Uğur ve Bülent Yılmaz hakkında "FETÖ örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek" suçlamasıyla dava açıldı, ilk duruşma salı günü yapıldı.

Önümüzdeki Mart ayında savcı esas hakkında mütalaasını verecek filan.

BirGün gazetesindeki arkadaşlarımızın suçu, Fuat Avni diye bilinen Fetullahçı’nın attığı tweetlerin haber konusu olması.

Savcı Bey sadece bununla ilgilenmiş, bu gazetenin haber ve yorumlarıyla Fetullahçılar ile mücadele ettiğini hiç dikkate almamış.

Belli ki yukarılardan bir yerden bir ittirme var. O da ne yapsın?

Davayı açıp meseleyi mahkemeye atıyor. Mahkeme başından savmak için istinaf mahkemesine atacak. O da Yargıtay’a atacak. Sonunda Yargıtay’dan beraat kararı gelecek.

Artık adalet sistemimiz böyle işliyor çünkü: Benim başıma bela olmasın, gitsin derdini başkasıyla halletsin!

Yalnız burada bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum: Hayır, bu tehlike bizler için geçerli değil.

Birileri örgüt üyesi olmadan FETÖ’ye yardım etti diye yargılanacaksa birinci sıraya yazılması gereken isim Recep Tayyip Erdoğan!

Kendisi bile bunu itiraf etmiş ve milletten af dilemişti.

Savcı Bey merak ederse Fetullahçıların palazlanmasına örgüt üyesi olmasalar bile yardım edenlerin sıralı tam listesini kendisine sunabilirim.

Örgüt üyesi olmamakla birlikte Fetullahçıların darbe yapacak kadar güçlenmesini sağlayanların arasında kimler kimler var, okuyunca savcı beyin şapkası havaya uçar vallahi!

Yazarın Diğer Yazıları

Kamu varlıkları yönetiminde "etik" meselesi

Erdoğan’ın Şehir Üniversitesi tartışmasını kızıştırması, AKP’nin kamu varlıklarını nasıl yönettiğini de gözler önüne seriyor. Bugün ayrıca HDP’li gençlere dayaktan korunma yolunu da öğretiyorum

"İyi hâl indirimi" kötü, "infaz indirimi" iyi mi?

Şule Çet’in katillerine iyi hâl indirimini eleştiren Adalet Bakanı’na sormak isterim: Yakında Meclis’ten geçirecekleri "infaz indirimi" yasası ile kaç kadın katili cezasını eksik çekerek sokağa çıkacak?

En değersiz "eğitimli emek": Üniversitede hocalık!

Anlı şanlı holdinglerimiz dahil olmak üzere bütün vakıf üniversitelerinde çalışan doktoralı, hatta doçent, profesör unvanlı öğretim üyeleri, aynı holdingin, kendileriyle aynı "kıdemde" bir yöneticisinden daha az maaş alırlar.