14 Kasım 2023

Nihat Erim'e mi özeniyorlar?

Bu konunun Türkiye gündemine en son 12 Mart darbesinin Başbakanı Nihat Erim'in ağzından girdiğini hatırlıyorum. Türkiye'nin ağır bir faşizm altında yaşadığı yıllarda! Rabbim aradan geçen bunca yıldan sonra aynısını bir de İslamcı faşistlere mi nasip edecek?

Yargıtay'ın "Anayasal düzene karşı darbe kalkışması" sayılması lazım gelen kararının ardından dillerin altındaki baklalar çıkmaya başladı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, "iki mahkeme arasındaki görüş farkını TBMM çözer" dedi.

Tuhaf bir durum; benzeri bir şeyi eski TBMM Başkanı ve eski Adalet Bakanlarından Cemil Çiçek de söylemişti.

Çiçek, herkesi "sağduyuya" davet edip, "TBMM'nin üstünlüğüne" dikkat çekmişti.

TBMM'nin "üstünlüğünün" ne olduğu belli: Kanun çıkarabilir, Anayasa'yı değiştirebilir.

Bunların arasında iki mahkeme arasındaki sorunu çözmek için "arabuluculuk yapmak" gibi bir durum yok.

Zaten Anayasa, böyle bir durumun olabileceğini öngörmüş, iki mahkeme arasındaki uyuşmazlıklarda Anayasa Mahkemesi (AYM) kararının kesin olduğunu söylüyor.

Erdoğan'ın Yargıtay'a "yüksek mahkeme" demesi, onu getirip AYM ile aynı hizaya koymuyor. Çünkü Yargıtay'ın yapacağı hukuki hatalara karşı da gidebileceğimiz iki yerden biri AYM, diğeri AİHM. Nitekim bu son olayda da AYM kararı uygulanmadığı için Can Atalay'a, AİHM yolu görünmüş oluyor.

Yargıtay "hapursa da köpürse de" bunu değiştirebilecek bir durumda değil. Anayasa değişmediği sürece!

Onun için Adalet Bakanı'nın yapacağı belli: Bir kanun çıkaracaklar, Anayasa Mahkemesi'nin çalışma usullerini değiştirecekler. Anayasa'nın 14. Maddesinde belirtilen suçların neler olduğunu tek tek yazacaklar. Ya da yeterli sayı bulunursa doğrudan bir Anayasa değişikliği yapılacak ve sorun Erdoğan rejiminin hukuktan daha da uzaklaşmasıyla çözülecek.

Evet, bunu yapabilirler mi, yapabilirler.

Peki bu Can Atalay hakkında verilen ihlal kararını değiştirebilir mi?

Hayır, değiştiremez.

AYM bir karar verdi ve Anayasa, o kararın uygulanmasını emrediyor.

Bu tarihten sonra kanun ya da Anayasa değiştirerek bu karar yok edilemez.

Tabii yeni Türkiye "makabline şamil yasalar" çıkarılabilen bir ülke olacak ise o başka.

Bu konunun Türkiye gündemine en son 12 Mart darbesinin Başbakanı Nihat Erim'in ağzından girdiğini hatırlıyorum.

Türkiye'nin ağır bir faşizm altında yaşadığı yıllarda!

Rabbim aradan geçen bunca yıldan sonra aynısını bir de İslamcı faşistlere mi nasip edecek?

Çizim: Aydan Çelik

* * *

Aşılan şey "eleştiri sınırı" değil, yargı bağımsızlığı

Yargıtay, 3. Ceza Dairesi'nin Anayasa'ya karşı darbe girişimini savunan bir açıklama yaptı.

Açıklamadan bir paragrafın altını çizdim:

"Anayasa Mahkemesinin uygulamalarının doğurduğu hukuki sonuçlar gözetilmeksizin, bir yüksek mahkeme olan Yargıtay ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinin yargısal görev ve yetkisi kapsamında verdiği kararlara yönelik yüksek yargı kurumlarının saygınlığını zedeleyen ve eleştiri sınırlarını aşan haksız tepkiler üzüntüyle karşılanmaktadır."

Şunu söyleyeceğim: Sadece "yüksek" olanların değil, tüm yargı kurumlarının saygınlığı konusu, bu kurumları eleştirenlerden önce bu kurumların kendilerinin sorumluluğundadır.

Bu da öncelikle yargıçların, mesleklerinin gerektirdiği gibi davranmaları ile mümkün olur.

Öncelikle, "HSK beni sürer, Reis kızar, beni buraya tayin eden güç" gibi kavramları kafalarından silecekler.

Bağımsızlıklarına sahip çıkacaklar ki Türkiye'yi giderek hukuk devleti olmaktan uzaklaştıran, bir polis devletine dönüştüren uygulamalar son bulsun.

Bunu yapamadıklarını görüyoruz. Ve bu yargı kurumlarının saygınlığını ciddi olarak zedeliyor, sorumlusu da bu durumu eleştirenler değil, o eleştirileri haklı kılanlardır.

AYM önündeki dosyaların yüz bini geçmesinin, AİHM'ye başvuruların on bini geçmesinin, AİHM'ye en çok hak ihlali başvurusunun Türkiye'den gitmesinin sorumlusu da eleştirmenler değil, doğrudan doğruya mahkemelerimiz.

Yani ortada Yargıtay'ın açıklamasındaki gibi "eleştiri sınırlarını aşan haksız tepkiler" filan yok.

Kaldı ki konu kamusal bir mesele olduğuna göre "eleştirinin sınırları" neredeyse sınırsıza yakın olmalı.

Yargıtay'ın bu konuda verdiği kaç karar var, oturup saymaya zaman yetmez.

Demokrasilerde bu işler böyle yürüyor.

Kurumlar kendi saygınlıklarını kendi icraatlarıyla koruyor, eleştirenler de gerektiğinde sert ve ölçüsüz olabiliyor ki kurumlar, kendi kendilerine çeki düzen verebilsinler.

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı

Askerlik görevini Kara Harp Okulu'nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu

1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu'nun CEO'luğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

"Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

AKP'nin yargıya bakışı: "Yetkili" değil, "görevli"

AKP'nin 2011'deki Anayasa taslağında "yargı yetkisinden" değil, "yargı görevinden" söz ediliyor. Taslakta ayrıca, mahkemelerin "Türk milleti adına" karar vermesi ve AYM kararlarının herkesi bağlayacağı konularında hüküm yok. O tarihte "uzlaşma" gerçekleşmediği için Anayasa tartışması ertelendi. Ancak AKP'nin Anayasa taslağı, adı konulmadan hayata geçmiş gibi bir tablo var karşımızda...

Siyaset yapmayı yasaklama davası!

Kobani davasını çok önemsiyorum, çünkü bu dava, Türkiye'de demokratik siyasetin yasaklanması yolunda atılan büyük adımlardan biri

Reis mazbut lakin o çevresi yok mu?

O çevreyi yaratanın kim olduğu söylenmeden, çevre eleştiriliyor ki Reis, yenilginin suçunu bugünkü çevresine yıkıp, birinci halkayı yeniden oluştursun, bakarsın biz de oradan bir çıkış yakalarız!