22 Şubat 2019

Maç yönetmek, ülke yönetmekten daha zormuş!

Ülke yönetiminde kontrol – denge mekanizmalarını önemsemeyen Cumhurbaşkanı, futbol maçlarındaki hakem hatalarını önlemek için kontrol – denge sistemleri öneriyor!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aklımıza gelebilecek her konudaki bilgi ve görüşlerini bizlerle paylaşmaya çekinmiyor.
En son olarak VAR sistemi ile ilgili görüşlerini bizimle paylaşma inceliğini gösterdi.
Herkes futbol ile ilgilenmiyor olabilir, bilmeyenler için VAR sisteminin ne olduğunu kısaca bu yazının altına ekledim.
Türkiye’de bu sistem bu yıldan itibaren uygulanmaya başladı.
Ve beklendiği gibi hakem hatalarının hepsini önleyemedi, tam tersine tartışmaların büyümesine yol açtı. O kadar ki hakem komitesi istifa etmek zorunda bile kaldı.
Biz Türkler için sürpriz olmamalı!
Cumhurbaşkanı da VAR hakemlerinin hatalı kararlar vermeleri karşısında kendisine hakim olamadı ve konuştu. Şöyle dedi:
“VAR sisteminin, eğer bir kontrol mekanizması olarak, onu da kontrol eden ayrı bir mekanizma kurulursa faydalı olacağına inanıyorum ve bunu özellikle diyelim, güreşte filan bu sistem başladı. Check – balance sistemiyle ayrı bir hakem heyeti olabilir. Onlar da takip ediyorsa, hata payı sıfıra doğru düşebilir. Çünkü kolay değil bu iş. Bir hata icabında bir penaltı getirir, bir hata penaltısını elinden alabilir.”
Cümle düşüklüklerini filan es geçin. İrticalen konuşmada o kadar hata olur.
Dikkatinizi çekmek istediğim konu, Cumhurbaşkanı’nın “check – balance sisteminden” söz ediyor olması.
Yani hükümet sistemlerinde, gücün bir tek elde toplanmasını engelleyecek önlemler bütünü!
Gücün, başka güçlerce kontrol edilmesi ve dengelenmesi anlamına geliyor. Bu güçler yasama, yürütme ve yargı!
Başkanlık sistemine geçiş sırasında bu konu çok gündeme gelmiş ama Cumhurbaşkanı ve arkasındaki “parmak kaldıranlar topluluğu” bunlara hiç kulak asmamıştı.
Sonunda yasama da, yargı da yürütme organına bağımlı hale geldi, yürütme organı da tek kişinin elinde, bir otokrasiye doğru yokuş aşağı gidiyor!
Ve ülke yönetimi için kontrol – denge mekanizmalarını önemsemeyen Cumhurbaşkanı, futbol maçlarındaki hakem hatalarını önlemek için kontrol – denge sistemleri öneriyor!
Gerekçesi: Çünkü bu iş kolay değil!
Demek ki futbol maçı yönetmek, bir ülkeyi yönetmekten daha zor bir iş.
Bir hakem hatasının bir penaltıyı götürmesi, yürütme emrindeki yargının bir vatandaşı ömür boyu hapse tıkmasından daha önemli!
Oysa bir düşünse: Ülke yönetiminde de böyle bir VAR uygulaması olsaydı. Ben de o odada oturup, “Fethullahçılara bu kadar yüz verme. Bak bunlar gizli örgüt gibi faaliyet gösteriyor. KPSS sorularını bunlar çaldı, devleti ele geçirmeye çalışıyorlar. Fethullahçı savcılar ve polislerin uydurduğu gizli tanıklara güvenme. Bülent Arınç’a suikast iddiası palavra, amaçları kozmik belgelere sızmak” gibi uyarılarda bulunabilseydim, 15 Temmuz belasından önce bu çeteyi temizlemek mümkün olabilirdi.
Ben bunları o vakit Türkiye’nin en önde gelen gazetesinde yazdım ama ülke yönetiminde VAR sistemine gerek duyulmadığı için Cumhurbaşkanı, göz göre göre gidip o hataları yaptı.
Bu hatasından ders almadığı da şimdiki uyarıları dinlemediğinden belli!
Not: Maçlar değişik kamera açılarıyla canlı olarak bir odaya yansıtılıyor. Bu odadaki ekranlara bakan bir hakem var, onun adı VAR. Video Assistant Referee sözcüklerinin kısaltılmışı, Video Yardımcı Hakem demek. Bu hakemin de aynı odada bulunan bir yardımcısı var, onun da adı AVAR. Yani Video Yardımcı Hakem Yardımcısı. Bu arkadaşlar maç oynanırken maçı yöneten hakem ile telsiz aracılığı ile konuşarak bazı hatalı kararların düzeltilmesini sağlıyorlar.

***

Silivri’de büyük potansiyel var

AKP’nin İstanbul Belediye Başkanı adayı Binali Yıldırım, dün Silivri’de partisinin ilçe binasını ziyaret etti ve “Silivri’nin potansiyeli çok büyük” dedi.
Binali Bey bu işi biliyor. Gerçekten de Silivri’nin büyük bir gelişme potansiyeli var.
Binali Bey tarım, çiçekçilik filan diye saymış ama hapishaneyi unutmuş.
Çünkü her gazete manşetinin altında bir terörist yattığına inanan hâkimlerimiz ve beş kişiden fazla bir kalabalık görünce tuttuğu ilk sakallıyı “hükümet devirecek” diye müebbet hapse çarptırmak isteyen savcılarımız olduğu sürece, Silivri, kendi kabuğuna sığamaz hale gelecek.
Bir kere hapishaneyi üçe, beşe katlamak gerekecek. Bu inşaat demek, istihdam demek. Gardiyan kadrosuydu, güvenlikçiydi filan derken istihdam katlanacak.
Ülkenin AKP’ye oy vermeyen yarısının yarısı hapiste olacağı için diğer dörtte birinin onları ziyarete geleceğini ve iç turizmi de patlatacağını ihmal etmemek gerek.
Recep Tayyip Erdoğan idaresindeki Türkiye, hapishane sektörü en hızla büyüyen bir ülke haline gelecek, dünya lideri olacak.
Binali Bey haklı. Silivri’nin potansiyeli gerçekten çok büyük.
Eğer hapishaneleri özelleştirecek olurlarsa, beni dinleyin, hisse senetlerinden alabildiğiniz kadar alın.
Hapse girmezseniz zengin olursunuz, hapse girerseniz çoluğunuz çocuğunuz onun geliriyle eğitimini filan tamamlar.

***

Mare nostrum!

Başlık Latince. “Bizim Deniz” anlamına geliyor, Romalılar Akdeniz’i böyle isimlendirirlermiş.
Durduk yerde aklıma gelmedi tabii.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kıbrıs çevresinde sondaj çalışmalarına başlanacağını duyururken şöyle konuştu:
“Akdeniz'de bizsiz hiçbir şey yapılamaz, buna müsaade etmeyiz.”
Tüylerimin ürperdiğini söylemeliyim, duygusallaştığımdan değil, endişe ettiğimden.
Bu arkadaşlar yola çıktıklarında “Orta Doğu’da bizsiz bir şey yapılamaz” diyorlardı, şimdi zurnanın son deliği muamelesi görüyoruz.
Bir ABD’nin kucağına, bir Rusya’nın kucağına atlamaya hevesli ama bunu da çaresizlikten yapan dış politikamız sayesinde!
Endişemin nedeni de bu!
Şimdi de “Akdeniz bizden sorulur” demeye başladılar, yakında Akdeniz kıyısına hasır sermekte bile zorlanabiliriz, aman diyeyim!