21 Haziran 2021

Kutuplaştırmak, provokasyona zemin yaratıyor

Bu kutuplaştırıcı politikanın provokasyonu kolaylaştırdığını, hedefleri Türkiye'yi bu yoldan karıştırmak olanlara uygun bir zemin hazırladığını aklına bile getirmiyor gibi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir'de HDP binasına saldırıp, bir genç kadını öldüren katilin "önündeki ve arkasındaki tüm ilişkilerin ortaya çıkartılarak en ağır cezayı alacağına da inandığını" söyledi.

Saldırının provokasyon amaçlı olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı'nın saldırının nereye yapıldığı ile ilgili bir cümle kurmamış olması dikkatimi çekti. Konuşmasının Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde yayınlandığı haliyle şunu söyledi:

"Kim olursa olsun, bu ülkenin hiçbir vatandaşının kılına zarar gelmemesi için ne gerekiyorsa yaptık, yapacağız. İşte bunun için İzmir'deki provokatif saldırıyı en şiddetli şekilde kınadık, kınıyoruz, benzerlerini de kınayacağız."

Dikkatinizi çekmiştir, Cumhurbaşkanı, saldırının hedefinin HDP olduğunu söylemek istemiyor gibi.

Zaten aynı konuşmasında bol bol "zillet ittifakı" vurgusu da yapıyor.

Durup bir nefes alırsak tablo şu:

Cumhurbaşkanı, Türkiye'yi karıştırmak için bir provokasyon yapıldığını düşünüyor.

Diyarbakır'daki AKP binasına saldırı ile birlikte baktığınızda provokatörlerin ne yapmak istedikleri açık: Türk – Kürt kutuplaşması üzerinden ortalığı karıştırmak!

Cumhurbaşkanı da bunu görüyor ama yine de kutuplaştırıcı dilinden vazgeçemiyor!

Muhalefetin iki büyük partisinden söz ederken "dağdaki teröristlerle beraber olanlar" demeyi bu durumda bile ihmal etmiyor.

Siyasi hırsı, bir kez daha gözünün önündeki gerçeği görmesini engelliyor.

Ülkenin meşru muhalefet partilerini böyle şeytanlaştırmaya devam ettiği sürece, "manyak katil süsü verilmiş" tiplerin gerçekleştirmek istedikleri provokasyonu önleyebileceğini mi zannediyor?

Bu kutuplaştırıcı politikanın provokasyonu kolaylaştırdığını, hedefleri Türkiye'yi bu yoldan karıştırmak olanlara uygun bir zemin hazırladığını aklına bile getirmiyor gibi.

Kemal Kılıçdaroğlu saldırıya uğradığında geçmiş olsun bile dememişti.

Meral Akşener'e saldırıldığında "bunlar daha iyi günlerin" diyebilmişti.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ'a ve bazı gazetecilere yönelik saldırılarda da hiç oralı olmamıştı.

O vakitler de uyarmıştım. Bu tür olaylardan, saldırılardan en başta rahatsızlık duyması gereken ülkenin meşru yöneticileri olmalıdır.

HDP'nin adını ağzına almadan da olsa bu saldırıyı açıkça kınaması bu yönde attığı olumlu bir adımdır diye mi düşünmeliyiz?

* * *

Yönetim için samimiyet testi

HDP İzmir İl Başkanlığı'na saldırarak Deniz Poyraz'ı öldüren Onur Gencer iddia ettiği gibi "hep bir PKK'lı öldürmek isteyen" bir manyak mı, yoksa azmettiricileri tarafından "İfadeni böyle vereceksin" diye yönlendirilen soğuk kanlı bir katil mi?

Şu andaki bilgilerimizle bu konuda bir karar verebilecek durumda değiliz.

Peki bu konunun ciddiyetle soruşturulacağı konusunda hepimiz gönül rahatlığıyla "evet, soruşturulacaktır" diyebiliyor muyuz?

Ne yazık ki diyemiyoruz.

Hrant Dink cinayeti ile ilgili soruşturma ve yargılamanın gözümüzün önünde nasıl yönlendirildiğini unutmadık.

Son zamanlardaki siyasal şiddetle ilgili soruşturmalar da aynı şekilde yürütülüyor.

Saldırganlar sanki bir anda karar vermişler de karşılarına çıkan ilk muhalife saldırmışlar gibi soruşturulup, yargılanıyorlar.

Bu soruşturmanın nasıl yürütüleceğini de izleyip göreceğiz.

Bu aynı zamanda Erdoğan yönetimi için bir samimiyet testi olacak.

Katilin bütün bağlantılarının ortaya çıkarılması konusunda gerçekten ısrarcı olacaklar mı?

Yoksa bu adam da sıradan bir katil gibi mi yargılanacak?

Günümüzün teknolojik olanakları bu katilin ayak izlerinin hayli geriye kadar takip edilebilmesine olanak veriyor.

Bu imkanlar kullanılacak mı?

Bunun takipçisi olacağız.

* * *

ABD'nin eline bir koz daha geçecek

Sezgin Baran Korkmaz, ABD'nin talebi üzerine Avusturya'da tutuklandı.

Türkiye Büyükelçisi Korkmaz'ın Türkiye'ye iadesi ile ilgili olarak girişimlerde bulunduğunu söylüyor ancak Avusturya mahkemesi iade kararı verecek olursa bunun ABD'ye olması olasılığı çok daha yüksek.

Korkmaz'ın ABD'de yargılanmak üzere iadesi olasılığı memlekette bazılarının uykularını kaçırıyor olmalı.

Özellikle de Korkmaz'ın Avusturya'ya kaçmasına zemin hazırlayanların!

Korkmaz'ın mallarına tedbir konulması ve olmayan bir MASAK raporu öne sürülerek tedbirin kaldırılıp, yurtdışına çıkmasının sağlanması olayında kimlerin parmağı vardı?

Bu çok yönlü bir soruşturmayla ortaya kolayca çıkarılabilecek bir konu aslında.

* Soruşturmayı yürüten savcı, neden olmayan bir raporu varmış gibi gösterdi?

* Kararı veren hakim, savcıya "bu rapor nerede" diye sorma ihtiyacını nasıl oldu da hissetmedi?

* Mal varlığı üzerindeki tedbir kaldırılır kaldırılmaz Korkmaz'a "yurtdışına çık" tüyosunu kim verdi?

* Veyis Ateş'in istediği 10 milyon Euro kimler arasında paylaşılacaktı?

Öyle görünüyor ki bunları ABD'li soruşturmacılar bizden önce öğrenecekler.

Öğrendiklerini bizlerle paylaşmayıp, "ileride lazım olur" diye saklayacaklarını ve bir tür Demokles'in kılıcı gibi sallayacaklarını da şimdiden söyleyebilirim.

Yazarın Diğer Yazıları

FETÖ'nün siyasi ayağı nerede?

Çok ilginç bir gizli örgüt bu: En sıradan kamu kurumunda bile örgütlenmeye çalışmışlar, kendi adamlarını üst makamlara koymaya uğraşmışlar ama iş siyasete gelince bazı partilerde, birkaç ilçe başkanı ile yetinmişler!

Dünya tarihinin ilk "oksimoron" bayramı!

Adında "milli birlik" var, ülkenin bir yarısının, öteki yarısını "hain" diye gördüğü bir toplumsal iklimde yaşıyoruz

5 yıl oldu, hâlâ alacakaranlık

Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı, Binbaşı H.A.'nın ihbarını nasıl oldu da bir darbe girişimi olarak değerlendirmedi? Herkes konuştu, bu ikili hâlâ susuyor. Onun için hep bu soruyu soracağız: Bu darbe girişimi en başından önlenebilir miydi?