24 Kasım 2023

Erdoğan’ın başarısızlık karnesi

Geçtiğimiz haziran ayında faizlerin yükseltilmeye başlanmasından önceki 27 ay ekonomide “nas var nas” dönemi olarak da tanımlanabilir. Erdoğan, o dönemde kendisini iktisatçı zannediyordu. İşler sarpa sarınca da eski söylediklerini unuttu

Merkez Bankası faizi bir kez daha artırdı.

Merkez Bankası faiz arttırmaya haziran aylında başladığında, yani sadece altı ay önce faiz yüzde 8,5 idi. Bu son artışla birlikte Merkez Bankası faizi yüzde 40’a yükseltmiş oluyor.

Geçtiğimiz haziran ayında faizlerin yükseltilmeye başlanmasından önceki 27 ay ekonomide “nas var nas” dönemi olarak da tanımlanabilir.

Erdoğan, o dönemde kendisini iktisatçı zannediyordu. İşler sarpa sarınca da eski söylediklerini unuttu.

Bu süre zarfında Türkler, dolar bazında servetlerinin yarısından çoğunu kaybettiler.

Recep Tayyip Erdoğan

Erdoğan, söz dinlemiyor diye Naci Ağbal’ı görevden aldığında 1 ABD Doları almak için 7 lira 48 kuruş yetiyordu.

“Nas var nas” dediğinin ertesi günü Dolar, 17 lira 62 kuruşa fırlamıştı. Dünkü kur ise 28 lira 76 kuruştu.

Naci Ağbal’ı göreve getirmesinin nedeni de Damat Bakan’ın “çokomelli” ekonomi politikasıyla Doları 8 lira 52 kuruşa çıkarmış olmasıydı. Damat Bey kardeşimizin göreve geldiği gün (10 Temmuz 2018) Dolar kuru 4 lira 53 kuruştu.

İnsan hafızası unutkanlıkla malul.

Onun için bu rakamları tekrar hatırlatayım dedim.

Bu nasıl bir “muhafazakârlık”?

Rumelihisarı'ndaki Hacı Kemalettin Camii

Bu fotoğrafı dün sabah Rumelihisarı sahilinde çektim.

Gördüğünüz bina bir cami: Hacı Kemalettin Camii.

Önce mescit olarak yapılmış, 1743 yılında da Padişah 1. Mahmut tarafından cami olarak ihya edilmiş. Banisi Hacı Kemalettin Bey hakkında bir bilgi bulunmuyor. Caminin hemen arkasındaki küçük hazirede ailesiyle birlikte yatıyor, Allah rahmet eylesin.

Caminin önündeki çeşme ise Benlizade Reşit Efendi tarafından 1777’de yaptırılmış.

Caminin altında bulunan tonozlu bölüm, aslında yedi kemerli bir kayıkhane. O tarihte cami Boğaz’daki yalı camilerden biriymiş, denizden de ulaşılıyormuş.

Caminin ana binası dönemin mimarisini yansıtıyor. Taş ve tuğla ana bina, minaresi taş, çatısı ahşap.

1940 yılındaki restorasyonda bu minare de yenilenmiş.

Camide yapılan son restorasyon yeni bitti. İşin önemli bölümü pandemi şartlarında yapıldı. Restorasyon sürecini de yakından takip ettim. Böylece caminin altındaki pis görünümlü ticarethanelerden kurtulabileceğini zannettim.

Yanıldım. Tamam eski pis işletmeler kaldırıldı ama bu kez pırıl pırıl da olsa yine bir cafe var.

Caminin kayıkhanesinin kiraya verilmesi neden gerekti, bunu anlamak zor.

Demek ki koca T.C. bu kiraya bile muhtaçmış, “ecdat yadigarı”, neredeyse 300 yıllık bir cami bile ticaret konusu olabiliyormuş.

Sonucunu görüyorsunuz: Caminin üzerinde neonlar yanıp sönüyor!

Diyanet İşleri’nin başındaki zat da Türkiye’nin başındaki zat da sıkça muhafazakâr değerlerden, ecdadımıza saygıdan filan dem vuruyorlar.

Görüyorum ki ecdat sevgileri, belli bir miktar parayı görünce geçebilen bir sevgi.

Bu neon tabela herhangi bir tarihi binanın üzerinde bile çirkin dururdu, bir tarihi caminin üzerinde olabilmesi ise hiç anlaşılabilir bir durum değil.

Hayattaki konumlarını Müslümanlık üzerinden tarif edenlere bunu hatırlatmak da kaderin bir başka cilvesi sanırım.

Onlar gazeteci değil, süs objesi!

Erdoğan, Cezayir dönüşü uçakta (Fotoğraf: İletişim Başkanlığı)

Bazı gazeteci arkadaşlarımız, Cezayir’den dönerken Cumhurbaşkanı’na neden “yüzde 50 + 1 konusunda MHP liderinin açıklamaları hakkında ne düşündüğünün” sorulmadığına hayret etmişler.

İsmet Berkan, bu durumun “ülkemizde gazeteciliğin düştüğü dip seviye” olduğunu yazmış. Can Ataklı da “uçak gazetecileri şaşırtmadı” diyor. Aytunç Erkin de “uçakta sorulmayan soru” meselesini gündeme alan bir diğer gazeteci.

Bu konu hatırlarsınız, Erdoğan’ın Almanya gezisi dönüşü sırasında yine uçakta gündeme gelmişti.

Ben de 20 Kasım günü “bu soruların, uçak mürettebatının serbest iradesiyle sorulmadığını, yazılıp ellerine tutuşturulduğunu biliyoruz” diye yazmıştım.

Belli ki Erdoğan bu konuda bir yoklama çekmek istemiş, tepkileri görmek için kendisine bu soru sorulmuş gibi yapmıştı.

Nitekim istediği yanıtları aldı ve konuyu bir süre için daha uykuya yatırdı. Belli bir süre sonra bir yoklama daha çekecektir, yine benzer bir yöntemle.

“Uçaktaki gazeteci süsü verilmiş maiyet memurları” da bu nedenle Cezayir dönüşü bu konuyu gündeme getirmediler.

Çünkü zaten soruları onlar sormuyor, Fahrettin Bey kardeşimiz tarafından hazırlanıp, ellerine tutuşturuluyor.

Bu tiplerin uçaktaki görevi uçak mürettebatının bir parçası olarak, bir masanın etrafına sebilhane sürahisi gibi dizilip bir fotoğraf çektirmek.

Kendilerine “gazeteci süsü” verdikleri için bir tür “süs objesi” olduklarını söyleyebiliriz.

Ama hiçbir şekilde “gazeteci” diyemeyiz, bu mesleğin de uyulması olmaz ise olmaz asgari gerekleri var çünkü.

***

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı

Askerlik görevini Kara Harp Okulu'nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu

1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu'nun CEO'luğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

"Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

AKP'nin yargıya bakışı: "Yetkili" değil, "görevli"

AKP'nin 2011'deki Anayasa taslağında "yargı yetkisinden" değil, "yargı görevinden" söz ediliyor. Taslakta ayrıca, mahkemelerin "Türk milleti adına" karar vermesi ve AYM kararlarının herkesi bağlayacağı konularında hüküm yok. O tarihte "uzlaşma" gerçekleşmediği için Anayasa tartışması ertelendi. Ancak AKP'nin Anayasa taslağı, adı konulmadan hayata geçmiş gibi bir tablo var karşımızda...

Siyaset yapmayı yasaklama davası!

Kobani davasını çok önemsiyorum, çünkü bu dava, Türkiye'de demokratik siyasetin yasaklanması yolunda atılan büyük adımlardan biri

Reis mazbut lakin o çevresi yok mu?

O çevreyi yaratanın kim olduğu söylenmeden, çevre eleştiriliyor ki Reis, yenilginin suçunu bugünkü çevresine yıkıp, birinci halkayı yeniden oluştursun, bakarsın biz de oradan bir çıkış yakalarız!