22 Haziran 2021

Bu "devlet çetesinin" adını koyalım

Korkmaz’ın 40 milyon dolarlık bir alacaktan vazgeçmesi ve yurtdışına kaçmasıyla sonuçlanan olaylar dizisi, devletin içinde yuvalanmış bir çetenin varlığına işaret ediyor. Şüphelilerden biri aynı zamanda HSK üyesi. Bu şartlarda bu çete soruşturulabilir mi?

Dünün "mizah değil ayniyle vaki" başlığıyla yayınlanacak haberi, Türkiye'nin, Avusturya'dan Sezgin Baran Korkmaz'ın iadesini istediğiydi.

Adam Türkiye'den kaçalı 7 ay, hakkında iddianame yazılalı 5,5 ay olmuş bizimkilerin aklı yeni başlarına geliyor.

ABD makamlarının 10 gün içinde yaptığı işi yapabilmek için Korkmaz'ın ABD'ye iadesinin istenmesi gerekiyormuş demek ki.

Avusturya'nın ne yönde bir karar vereceğini bilmiyoruz elbette ancak şunu söyleyebilirim ki Korkmaz, "inşallah Türkiye'ye gönderirler" diye dua etmiyorsa, ben de bir şey bilmiyorum.

Çünkü hem yasalarımız Korkmaz'ın çevirdiği dolapları ABD kadar ağır cezalandırmıyor hem de Korkmaz, eğer Türkiye'ye gelirse kendisine ciddi bir koruma kalkanı sağlayabilir.

10 Milyon Euro'yu paylaşmayı tasarlayan çete mi olur bu yoksa yine devlet içinde yuvalanmış bir başka çete mi olur, bilmiyorum.

Çetelerden en azından birini isim isim tespit edememiş olsak da teşhis etmek için artık elimizde yeterli ipucu var.

Buyurun elimizdeki ipuçlarına bakalım:

* Sezgin Baran Korkmaz'ın mal varlığına el konulması ile ilgili mahkeme kararında rolü olanlar.
* Sonra bunun kaldırılması ile ilgili mahkeme kararının çıkmasını sağlayanlar.
* Bu kararın çıkması için olmayan MASAK raporunu, varmış gibi gösterenler.
* 45 milyon Dolar alacağından vazgeçmesi için kendisini ikna eden ensesi kalın kişi ya da kişiler.
* "Yurtdışına kaç, hakkında dosya açıldı" uyarısı yapan bakan.
* Yurtdışına kaçmasının ardından nerede olduğu bilindiği halde iadesi için harekete geçmeyen otorite.

Bu çete ile 10 milyon Euro haraç isteyen çete de büyük olasılıkla "kesişen kümeler" şeklinde örgütlenmiş olmalı.


Burada öncelikle yoğunlaşmamız gereken ilk sıraya yazdığım ipucu.

Bu soruşturma, yasalarımıza ve soruşturma usullerine uygun olarak başlatılmış olmalı.

Sonuç itibariyle bu bir kara para soruşturması.

Acaba bu soruşturma "kelle koparmak" amacıyla mı başlatıldı, yoksa gerçek amaç bir suçluyu takip etmek miydi?


Bir spekülasyon yapmak istemiyorum ama olayın sonra izlediği yol, soruşturma başlatılırken amacın "kelle koparmak" olduğu kuşkusu duymamızı gerektirecek gelişmeler gösteriyor.

Kara para aklayarak işlerini yürüten bir kişiye soruşturmanın ucunu ve sonra bu soruşturmadan hangi şartları yerine getirerek kurtulabileceğini göstermek özlü bir atasözümüzde ifadesini buluyor: Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek!

Burada "sıtma" 40 milyon dolarlık bir alacağın üstünü silmek olarak kendini göstermiş.

Burada biraz nefes alalım, bir bilmecem var çünkü:

40 milyon dolarlık borcu silinen insan, şükran duyguları içinde bu miktarın ne kadarını "başımın gözümün sadakası olsun" diye dağıtır?

Bunu hangi sırayla dağıtır?

Ve kuşkusuz ki bunu Eyüp Sultan'ın avlusunda dağıtmaz, Ankara'da "devlet" diye tanımladığımız çarkın içindeki ensesi kalınlara dağıtır.

Soyadı Korkmaz olsa da "adamımız" bu aşamada ciddi şekilde korkutulmuş olmalı.

Bundan sonrası "kelle koparma" tabir ediliyor, ne kadar kopardılar, sözü edilen 10 milyon Euro da bunun içinde miydi, kopardıklarını nasıl paylaştılar, bilmiyoruz.

Sıradaki ipucu olmayan bir MASAK raporu dayanak gösterilerek Korkmaz hakkındaki mal varlıklarına el konması kararının kaldırılması.

Söz konusu savcı bugün Adalet Bakanı Yardımcısı olmuş. Hakim nerede, bilmiyoruz.

Adalet Bakanı Yardımcısı, aynı zamanda HSK üyesi.

Şimdi gel de savcılardan bu olayı soruşturmasını bekle.

Bu durumda şimdi bir ara karar vermek gerekiyor:

Adalet Bakanı Yardımcısı ve söz konusu hakim, görevlerinden hemen istifa edip, serbestçe soruşturulmanın yolunu açmalı.

Ya da olmayan bir MASAK kararını, nasıl varmış gibi yaptılar onu açıklamalılar.

Kandırıldılar mı?

Asla "hayır" diyemeyecekleri yükseklikten bir siyasi emirle mi yaptılar?

Bizim tahmin etmeye dahi utanacağımız başka "müşevvikler" mi bu işte rol oynadı?

Günlerdir bu konu konuşuluyor, her halde nasıl açıklayacaklarını bugüne kadar düşünmüş olmalılar.

Kestane kebap, acele cevap!

Devam edelim: Korkmaz'a "kaç, yakalayacaklar" diyen Bakan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu muydu?

İçişleri Bakanlığı'nın söz konusu günlere ait kamera kayıtları nerede? Korkmaz kaçmadan hemen önce Bakanlığa geldi mi, kiminle görüştü?

Kendisine gazeteci süsü veren Veyis Ateş'in istediği 10 Milyon Euro bu olayla mı ilgiliydi?

Yoksa soruşturmayı suyun başında kesmek için mi istenmişti?

Bunun için Sezgin Baran Korkmaz'ın Türkiye'ye gelip, ifade vermesi gerekiyor.

Sezgin Baran Korkmaz


Ben de diyorum ki işte bunun için Türkiye ayak sürüdü, adamı Avusturya'dan istemek için 5,5 aydır beklemelerinin nedeni bu ifadenin verilmesini önlemek.

Şimdi ABD iade talebinde bulununca bizimkiler de kendilerini ortaya attılar, biz de isteriz!

Gerçekten istiyor olsalardı, bunu taa Ocak ayında yaparlardı.

Korkmaz, ABD'ye iade edilirse burada birileri derin bir nefes alacak, buna kuşku yok.

Bu mide bulandırıcı olayda her şey devletin içine yuvalanmış bir çetenin varlığına işaret ediyor.

Bu çete nasıl bir emir komuta zinciri içinde hareket ediyor, hedefi nedir, sadece kolay yoldan zengin olmak mı istiyorlar yoksa Fetullahçılar gibi başka gizli hedefleri de var mı?

TC devletinin bu işleri takip etmek ve adaleti sağlamakla görevli kurumları hala ayaktalar mı, yoksa onları da mı kaybettik?

Yazarın Diğer Yazıları

Dertleri “etik” değil, “tetikçilik”

Bugün bazı medya kuruluşlarının yararlandığı fonlar üzerine koparılan kıyamet de, bu kıyameti koparanların çok ahlaklı olmalarından değil, muhalif seslere tahammüllü olmamalarından kaynaklanıyor.

Ensar sandık, köle tüccarı çıktılar!

Suriyeli ve Afgan sığınmacıların, her türlü sosyal güvenceden uzak, kayıt altına alınmadan çalıştırılmalarına göz yumulmasının nedeni, rejimin sırtını dayadığı sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacının karşılanmasından başka bir şey değil.

Göçü engellemiyor, yönetiyorlarmış!

Recep Tayyip Erdoğan göçmenlerin hayır dualarıyla cennetteki yerini garantilemeyi hedefliyor olabilir ama “T.C. ilelebet payidar kalacak” ise göçmen sayısının artışını durdurmak, geçici statülü göçmenleri de bu toplumla uyum içinde yaşatabilecek tedbirleri almak zorunda.