30 Kasım 2019

Bir küçük kızın hayali

Stendhal "Evlilik aşkın mezarıdır" demiş. Karşı görüşte olanlar da var tabii. Tolstoy da "Evliliğe kutsallık veren aşktır" demiş ki, elbette onun da bir bildiği olmalı

Ertuğrul Özkök’ün deyişiyle "yarım asırlık çınar" yaşımı geçeli çok oldu ama şöyle bir cümle kurmayı başaramadım: "Bütün hayatım boyunca şunu istedim, bunu arzuladım vs."

Oysa geçen gün gazetede Alina Boz’un şöyle dediğini okudum:

"Hayatım boyunca evleneyim ve güzel bir ailem olsun istedim."

Alina Hanım’ı televizyon dizilerinden tanıyoruz, her ölçüye göre "güzel" sayılması lazım gelen bir genç kadın.

Böyle "Hayatım boyunca istedim" gibi iddialı bir cümle kurduğunu okuyunca beni bir meraktır aldı tabii.

"Kaç yaşında ki böyle iddialı bir cümleyi kolayca söyleyivermiş" diye!

Baktım sadece 21 yaşında!

21 yaşında ve 21 yıllık hayatı boyunca hayali "evlenmek ve güzel bir aile kurmak" olmuş.

"21 yıllık hayatı" diyorum ama düşünüp konuşamadığı bebeklik ve suya "buu" dediği yaşları çıkarırsak, benim yarım asrı devirmemden sonra yaşadığımdan daha kısa bir yaşam süresinden söz etmeliyiz aslında.

Söyleşisinden anladığım kadarıyla mutsuz bir çocukluk geçirdiği için böyle düşünüyor değil.

Çünkü o yıllardan söz ederken de seçtiği kelimelerden sevgisiz büyümediği, eğlenceli bir çocukluk geçirdiği de anlaşılıyor.

Rusya’dan, Türkiye’ye taşındıktan sonra da başarılı bir oyuncu olmuş, kendi başına ayakta durabilecek olanaklara ve bilgi-görgüye sahip bir genç kadın!

Ve geldiğimiz yer: "Hayatım boyunca evlenip, güzel bir yuva kurmak istedim."

Bir kız çocuk babası olarak Alina Hanım’a hayal kırıklığımı ifade etmek isterim.

Doğrusunu isterseniz kızım o yaşlarında böyle bir hayalden bahsetmiş olsaydı, "Nerede hata yaptık acaba" diye düşünmeden de edemezdim.

Onun yaşındaki bütün kız çocuklarının evlenmekten daha şahane hayalleri olmalı.

Tek başına dünyayı fethetmek, en iyi romanı yazmak, en güzel filmi çekmek, adını bilim tarihine yazmak gibi!

Evlilik ardından gelse de olur.

Alina Hanım’ın kalbini de bu nedenle kırmak istemem tabii.

Eğer öyle mutlu olacağına inanıyorsa elbette bunun hayalini de kurabilir. Kızıma da böyle söylerdim.

Ancak, bu durumda diğer kız çocuklarından ricam, kendilerine Alina Hanım’ı rol modeli almamaları olacak.

* * *

Hemen her akşam, birden çok evlilik teklifine şahit oluyorum.

Çok saçma bir cümle oldu değil mi? Ama gerçekten böyle.

Önce Fatih Sultan Mehmet köprüsünün altına yeşil lazer ışığıyla "Benimle evlenir misin Büşra?" gibi bir yazı yansıyor.

Evde arkadaşlarım varsa bu isimlere bakarak kızın yaşını tahmin etme yarışması da yapıyoruz.

Kız çocuk isimleri dönemsel olarak değişiyor, farkındasınızdır.

Bunun sosyolojik bir açıklaması da mutlaka vardır ama ben rastlamadım böyle bir çalışmaya.

Ardından kısa bir bekleme süresi geçiyor ve yeşil ışık köprünün altında tekrar boy gösteriyor: "Evet dedi... Evet dedi... Evet dedi..."

Ardından gelsin havai fişekler!

Bu fişeklerden geçen gün gece yarısı saat 2’de bile attılar, "Darbe mi oluyor" diye korkuyla uyandım!

Sanırım tekne tutacak parası olmayanlar ya da cimriler de daha küçük bir grupla bu kez sahilde aynı töreni tekrarlıyorlar.

Arkadaşları genç kızın etrafında bir halka oluşturuyor, ortadaki delikanlı, dizlerinin üzerine çöküp kıza çiçek filan veriyor, kızın "evet" dediğini halkayı oluşturan gençlerin ellerindeki meşaleleri yakıp, ortalığı dumana boğmalarından anlıyoruz.

Ve dedim ya her gün bunlardan en az üç-dört tanesine pencereden tanıklık ediyorum!

Buradan anlıyorum ki birçok genç için bu evlilik teklifi önerme-alma meselesi, ciddi bir şey.

Evlilik, ulaşılması gereken bir hedef haline gelince, onun öncesi ve sonrası da kendine özgü bir törensellik havasında gerçekleşiyor belli ki.

* * *

Norman Jewison’un, "Moonstruck" (Ay Çarpması) isimli ilmini izlemiş miydiniz, bilemiyorum.

1987 yapımı bu filmi hiç seyretmediysem 5 kere filan seyretmişimdir.

Cher, bu filmdeki "evde kalmış taze dul" rolüyle Oscar, Golden Globe, BAFTA ve  birçok uluslararası festivalde "en iyi kadın oyuncu" ödüllerini evine götürmüştü.

Bunları evinin neresine koydu, bilemiyorum tabii.

Cher’e, Sonny ile yaptığı "I got you babe" düetinden beri bayılırım zaten.

Ama bu filmi sadece Cher yüzünden değil, her izlediğimde gülecek yeni bir şey keşfedebildiğim için seviyorum.

Filmde Cher, İtalyan-Amerikan bir ailenin dul kızını oynuyor. Evlendiği gece kocasını yitirmiş bir dul.

Bütün hayali evlenip yeniden bir yuva kurarak, eski İtalyan gelenekleri ile yeni Amerikan adetleri arasında sıkışıp kalmış talihini yenebilmek.

Sonunda bir akşam çıktığı "date"ten aldığı evlenme teklifi ve bir işe şampanyayla evine dönüyor.

Babası her zaman olduğu gibi yatmamış, onu bekliyor, hemen annesini (Olympia Dukakis) yataktan kaldırarak haberi veriyorlar.  Annesinin ilk sorusu teklifi kimin yaptığı değil, onu sevip sevmediği oluyor.

Cher, aralarında bir aşk olmadığını söyleyince kadın rahatlıyor.

"Aşk yoksa o zaman kendini kaybetmezsin, kendini ezdirmezsin" anlamına gelen, şimdi kelime kelime hatırlayamadığım bir şeyler söylüyor. Aslına bakarsanız filmi defalarca izlenebilir yapan şeylerden biri de bu.

Diyaloglarının neredeyse tümünün ince bir espri taşıyor olması. Ama o esprilerin ardında bir eleştiri de gizli çoğu zaman. Günlük davranışlarımıza hâkim olan duyguların acımasızca eleştirildiği sıradanmış gibi görünen diyaloglar. Aşk ile evlilik arasında ters bir ilişki olduğunu büyük çoğunluk kabul ediyor. Evliliğin aşkı öldürdüğü, alışkanlıkların giderek evlilik içindeki yaşamı çekilmez hale getirdiği belki bugüne kadar filmlerde, oyunlarda, romanlarda on binlerce kez yinelenmiş olmalı. Mesela Stendhal "Evlilik aşkın mezarıdır" demiş. Karşı görüşte olanlar da var tabii. Tolstoy da "Evliliğe kutsallık veren aşktır" demiş ki, elbette onun da bir bildiği olmalı.

Socrates de (hayır, futbolcu olan değil), 2500 yıl önce öğrencilerine şunu sormuştu: "Karından daha az konuştuğun biri var mı?"

Aynı şekilde Olympia Dukakis’in sözlerinde ortaya çıkan bir başka gerçek daha var.

O "gerçeğe" siz karar verin ve aşağıdaki cümledeki boşluğu, seçeceğiniz bu dört kelimeden biriyle doldurun lütfen:

"Bir aşk ilişkisinde tarafların hiçbir zaman eşit olamayacağına ilişkin bir ....................... var. Artık siz hangisini uygun görüyorsanız, onu tercih edin:

a) Önyargı. b) Tespit. c) Görüş. d) Mutsuz insan palavrası.

* * *

Sonuç olarak burada yazacaklarım ile "evlilik düşmanı bir homongolos" gibi görünmek ve genç kızların rüyalarını ellerinden çalmak istemem.

Ancak şunu söylemeliyim ki evlilik, zamana en çabuk yenilen kurum gibi görünüyor.

Kim bilir belki de evlilik yıldönümlerinin alayı vala ile kutlanmak zorunda olunmasının nedeni de budur.

Yazarın Diğer Yazıları

Kamu varlıkları yönetiminde "etik" meselesi

Erdoğan’ın Şehir Üniversitesi tartışmasını kızıştırması, AKP’nin kamu varlıklarını nasıl yönettiğini de gözler önüne seriyor. Bugün ayrıca HDP’li gençlere dayaktan korunma yolunu da öğretiyorum

"İyi hâl indirimi" kötü, "infaz indirimi" iyi mi?

Şule Çet’in katillerine iyi hâl indirimini eleştiren Adalet Bakanı’na sormak isterim: Yakında Meclis’ten geçirecekleri "infaz indirimi" yasası ile kaç kadın katili cezasını eksik çekerek sokağa çıkacak?

En değersiz "eğitimli emek": Üniversitede hocalık!

Anlı şanlı holdinglerimiz dahil olmak üzere bütün vakıf üniversitelerinde çalışan doktoralı, hatta doçent, profesör unvanlı öğretim üyeleri, aynı holdingin, kendileriyle aynı "kıdemde" bir yöneticisinden daha az maaş alırlar.