22 Şubat 2024

Allah sabır versin, memleketin tadını çıkaralım

Allah kime sabır versin tam olarak bilemiyorum ama ateistlerin, dindarlara, kitapta yazılanları ve hadisleri hatırlattığı tek ülke olarak sanırım "uniq" bir pozisyonumuz var

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afyon'da partisinin adaylarını açıklarken "Allah CHP'li kardeşlerimize sabır versin" dedi.

Aramızda sanırım telepatik bir durum var, tuhaf bir şekilde aynı saatlerde, Erdoğan'ın bu sözlerini henüz okumamışken ben de aynı şeyi düşünüyordum: Allah, AKP'li kardeşlerimize sabır versin!

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afyonkarahisar Zafer Meydanı'nda düzenlenen mitingde konuştu.

Bu kardeşlerimizin bazılarına Allah'ın niye sabır verdiğini biliyoruz: Cepleri doluyor.

Zaten o pozisyonda olan bir kişiye Allah'ın sabır vermesi de gerekmez, adam olan sabreder. "Üç daha, beş daha, on da oradan gelecek, dur şundan iki alacaktık" gibi sabrı teşvik eden motivasyon kaynakları nedeniyle.

Ama üç kuruşa, açlık sınırında yaşayıp, Erdoğan'ın günün birinde gerçekten iktisat bilimini öğreneceğine inananlara Allah'ın gerçekten sabır vermesi lazım.

Sadece onlara değil, yıllardır "aman istikrar bozulmasın, düzenimize zarar gelmesin" diye sessizce bir kenarda duranlara da!

Tabii Allah'ın tek meselesi de Türklere sabır vermek değildir diye tahmin ediyorum.

Bütün milletlere verdiği gibi Türklere de akıl vermiş, onu kullansınlar diye düşünmüştür.

Ve bu nedenle de gerçekten sabra ihtiyacı olan kullarından ziyade kendisi. "Hâlâ gönderdiğim mesajları anlamadılar" diye hayıflanarak!

Her neyse, teolojik tartışmalara girmeye niyetim yok, bu işi Norveç fiyortlarını devlet kesesinden gezip gelen ve orada öğrendiklerini burada biz Müslümanlara tebliğ edecek olan Diyanet mensuplarına bırakıyorum.

Norveç'te ne öğrendiler acaba?

Baktım Dünya Yolsuzluk Algı Endeksi'nde Norveç 7. sırada. Türkiye 91. olabilmiş. Her yıl küme düşüyor.

Bu kadar nefesi kuvvetli hoca var, tarikat var, Allah nazarımdan saklasın başımızda bir mücahit var ama Norveç kadar olamıyoruz.

Mehmet Akif, Japonlar için yazmıştı:

"Sorunuz, şimdi Japonlar da nasıl millettir?

Onu tasvîre zafer-yâb olamam, hayrettir!

Şu kadar söyleyeyim: Dîn – i mübînin orada,

Rûh – i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda.

Siz gidin, safvet – i İslâm'ı Japonlarda görün!

O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,

Müslümanlık'taki erkânı siyânette ferîd;

Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd."

Bizimkilere "tevhîd" deyince akıllarına Eminönü'ne 150 liraya satılan yeşil bez geliyor.

Ama şu da var: Diyanet'in eli kılıçlı başkanı ve efradı, orada öğrendiklerini burada tebliğ etmeye kalksalar başlarına kim bilir neler gelir, Allah korusun!

Belki de oralara kadar devlet kesesinden gezmeye gittiklerini saklamış olmalarının nedeni budur; Müslüman Türkler yanlış fikirlere sapmasın!

Daha fazla uzatmayacağım. Türkiye garip bir ülke.

Allah kime sabır versin tam olarak bilemiyorum ama ateistlerin, dindarlara, kitapta yazılanları ve hadisleri hatırlattığı tek ülke olarak sanırım "uniq" bir pozisyonumuz var.

Bunun tadını çıkaralım diyorum.

* * *

Dolar kazanmıyorsan kafana takma!

En zenginimiz bile, Erdoğan kendisini iktisatçı zannettiği için servetinin yarısını ABD Doları bazında kaybetti. Halkımızın çoğunun yarısını kaybedebileceği böyle bir serveti olmadığı için sanırım sorun çıkmadı

 

"Değerli Emlak Vergisi" zamanı gelmiş, mükellefi olmadığım için farkında değildim, T24'te Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz'ın yazısından öğrendim.

Binhan Hoca'nın yazdığına göre sahip olduğunuz evin emlak vergisi değeri 9 milyon 967 bin liranın üzerindeyse değerli emlak vergisi vermeniz gerekiyor.

Bu vergi konulduğunda eşitsiz ve saçma bir vergi olduğunu da yazmıştım, o tarihte emlak vergisi değeri 5 milyon lira ve üzeri olanlar değerli emlak vergisi mükellefi oluyorlardı.

2020 yılında çıkan vergi, kanun adam gibi yazılmadığı için yeniden düzenlendi ve 2021 yılından itibaren uygulanmaya başladı.

2020 yılında kanun çıktığında vergi ödenecek olsaydı mükellefler konutlarının değeri ABD Doları cinsinde 790 bin doları aşarsa vergi ödeyeceklerdi.

Kanunun uygulandığı ertesi yıl vergi ödeyenler 5 milyon 227 bin lirayı aşan değerdeki evleri için değerli emlak vergisi mükellefi oldular. Yani evinin değeri 315 bin doları aşanlar "değerli emlak vergisi" ödediler.

Bu yıl matrah 9 milyon 967 bin lira olmuş. TL olarak neredeyse iki misli artış var. Ama dolar olarak aynı.

Bu tek bir şey gösteriyor: En zenginimiz bile, Erdoğan kendisini iktisatçı zannettiği için servetinin yarısını ABD Doları bazında kaybetti.

Halkımızın çoğunun yarısını kaybedebileceği böyle bir serveti olmadığı için sanırım sorun çıkmadı.

Onlar şimdi kıymanın kilosunu 12,5 dolara alıyorlar. Değerli emlak vergisi çıktığında bir kilo kıyma 6 Dolar 25 Cent'ten satılıyordu.

Berat Bey kardeşimizin isabetle buyurduğu gibi "Dolar kazanmadıkları için" farkına varmamış olmalılar!

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı

Askerlik görevini Kara Harp Okulu'nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu

1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu'nun CEO'luğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

"Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

AKP'nin yargıya bakışı: "Yetkili" değil, "görevli"

AKP'nin 2011'deki Anayasa taslağında "yargı yetkisinden" değil, "yargı görevinden" söz ediliyor. Taslakta ayrıca, mahkemelerin "Türk milleti adına" karar vermesi ve AYM kararlarının herkesi bağlayacağı konularında hüküm yok. O tarihte "uzlaşma" gerçekleşmediği için Anayasa tartışması ertelendi. Ancak AKP'nin Anayasa taslağı, adı konulmadan hayata geçmiş gibi bir tablo var karşımızda...

Siyaset yapmayı yasaklama davası!

Kobani davasını çok önemsiyorum, çünkü bu dava, Türkiye'de demokratik siyasetin yasaklanması yolunda atılan büyük adımlardan biri

Reis mazbut lakin o çevresi yok mu?

O çevreyi yaratanın kim olduğu söylenmeden, çevre eleştiriliyor ki Reis, yenilginin suçunu bugünkü çevresine yıkıp, birinci halkayı yeniden oluştursun, bakarsın biz de oradan bir çıkış yakalarız!