31 Mart 2024

Düşüncelerimiz gerçekten özgür mü, özgür kalabilir mi?

Kaygılı bilim insanları, nöroteknolojideki ilerlemelerin ister askeri programlar ister teknoloji şirketlerinin araştırmaları yoluyla olsun, "beyin mahremiyetine izinsiz giriş" anlamına geldiğine inanıyorlar

Antik dünyadan günümüze kalan sayısız hikmet zaman aşımına uğramadan günlük hayatımızda hâlâ yer almakta.

Bunlardan bir tanesi, Cicero'dan kalan "Düşüncelerimiz özgürdür" sözüdür.

Antik Roma Cumhuriyetinin Augustus Sezar'ın yönetimi altında imparatorluğa dönüştüğü döneme şahitlik eden ve o süreçte yaşamını yitiren Cicero için geride bıraktığı düşünceleri özgürlüğünün son kalesiydi.

Düşüncelerinin siyasi düzene oluşturduğu tehditten dolayı idam edilse de, yazıları ve fikirleri binlerce yıl sonra hâlâ bizimle.

Düşüncelerimizin özgür olduğu fikri aslında çok basit bir temele dayalı.

Birisinin düşüncelerini duymak veya okuyabilmek mümkün olmadığı için, davranışlarına veya sözlerine güvenmeyi gerektirir.

İyi oyunculuk veya manipülasyon yapabilenler veya inandırıcı yalan söyleyebilenler genelde düşüncelerinin özgürlüğünü en başarılı şekilde koruyabilenlerdir.

Fakat bu savunma becerilerine sahip olanlar için bile düşüncelerimizin korunabileceği aslında bir soru işaretidir.

Ne de olsa "düşünce suçu" denen kavram uzun süredir toplumsal söylemlerde yer almakta, hatta bu isimle olmasa da otoriter rejimlerde yargı araçları ile cezalandırılmaktadır.

Orijinleri 1930'lara dayanmakta olsa da, düşünce suçu kavramı popüler kültüre George Orwell'in 1984 adlı klasiği ile işlenmiştir.

Kitabın ana kurgularından biri psikoanaliz, gözetim ve istihbarat ile "düşünce polisliği" yapılabilmesidir.

Fakat bu kurguda bile, sonunda yakalansalar da, düşüncelerini gizlemeyi başarmış karakterler bulunmaktadır.

Düşüncelerinin ortaya çıkması için tuzağa düşüp kendilerini ele vermeleri gerekmektedir.

Bugün ise bilim bizi bambaşka bir noktaya getirmekte.

Geçen yıl çıkan "Beyniniz İçin Savaş" adlı kitabında biyobilim uzmanı Profesör Nita Farahany, teknolojinin insan zihnine müdahalesinin çok yakın olduğunu ve acilen "beyin koruma yasalarının" çıkarılması gerektiğini vurguluyor.

Nöroteknolojideki ilerlemeler nedeniyle artık kişisel düşüncelerin özel kalmayacağın, siyasi görüşlerin, düşüncelerin, takıntıların ve duyguların sorgulanıp cezalandırılabileceği bir dünyanın bizi beklediğini öne sürüyor.

Bunun belirtilerini görmeye başladık bile.

Yapay zekâ teknolojilerindeki gelişimler, düşünce simülasyonunun zaten yazılımlarda mevcut olduğunu gösterdi.

Uzun süredir, teknolojiyi düşüncelerimizi tercüme etmek ve zihnimize yardımcı olmak için zaten kullanıyoruz.

Bir anlamda sosyal medyanın zihin okuma yeteneği, beğenme ve beğenmeme işlevleri, tahmine dayalı algoritmalar ve metin gibi teknolojiler ile hayata geçmiş bulunuyor.

Ancak beyinle doğrudan bağlantıdan yararlanan nöroteknoloji buluşları, şimdiye kadar özel kalabilmiş bir alanı istila etmek üzere.

Ocak ayında ise Elon Musk'ın Neuralink şirketi Noland Arbaugh adlı 29 yaşında felç geçirmiş bir Amerikalı gencin beynine düşüncelerini doğrudan okuyabilen bir arayüzü çipi yerleştirebildi.

Geçen hafta şirket, Arbaugh'ı bu çipi kullanarak, sadece düşünceleri ile bilgisayara karşı satranç oynadığı görüntülerini canlı yayında sundu.

Bunlar en yeni veri noktaları olsa da, 10 yılı aşkın süredir, felçli insanların düşünceleri ile farklı şirketlerin yazılım ve robotik cihazlarını kullandığı birçok örnek bulunmakta.

Büyük teknoloji şirketleri beyin sensörlerine sahip çok işlevli cihazlara dev yatırım yapmaktalar.

Tabii beyin ve teknolojinin buluştuğu arayüzleri, bugünkü teknolojik riskleri de beraberinde getirecek.

Günlük hayattaki teknoloji kullanımı gittikçe beyin sensörleri ile gerçekleşecek.

Bu da düşünceleri hackleme ve takip etme gibi yeni risklere yol açacak.

Düşünce özgürlüğü, insan hakları yasalarınca korunmaya alındığında, bu teknolojiler öngörülmemişti.

Ve bugün yeterli kalmamakta.

NATO'da yönetici olan François du Cluzel, Kasım 2020'de yayınladığı "Bilişsel Savaş" başlıklı raporda; "düşünceye yönelik savaşın, 90'lardan bu yana askeri dünyayla sınırlı olmadığı; siyasi, ekonomik, kültürel alanlarda da uygulandığını" açıkladı.

ABD, 2021'de; "beyin kontrol silahları" da dahil olmak üzere tehlikeli "Çin askeri biyoteknoloji süreçleri" üstünde çalıştığını düşündüğü Çin merkezli 34 kuruluşu kara listeye aldı.

Kaygılı bilim insanları, nöroteknolojideki ilerlemelerin ister askeri programlar ister teknoloji şirketlerinin araştırmaları yoluyla olsun, "beyin mahremiyetine izinsiz giriş" anlamına geldiğine inanıyorlar.

Bu ele geçirme gerçekleşmeden önce, neler olup bittiğinin farkına vararak, teknolojinin kötüye kullanılmadan sadece iyiye kullanılması için çok az zaman kaldığını düşünenler çoğunlukta.

Eski Neuralink Başkanı Max Hodak, kaygıları "Sonuçta insanın temel iyiliğine güvenmeniz gerekiyor; aksi takdirde hiçbir zaman yeni teknolojilerin peşinde koşmazsınız," diye cevaplıyor.

Beynimiz, gizlilik, düşünme ve dinlenme kapasitemizin korunduğu ve başkalarının giremediği son barınağımız. Ama yakın zamanda bu barınağı kaybedebiliriz.

O an geldiğinde ise "düşüncelerimiz özgürdür" hikmeti zaman aşımına uğrayacak gibi görünüyor.

Mehmet Önal Kimdir?

Mehmet Önal İstanbul'da doğdu. Hukuk lisans ve yüksek lisans tahsilinden sonra İngiliz Parlamentosu ve Atlantik Konseyi'nde çalıştı. İzleyen dönemde enerji sektöründe çalışmaya başladı. Ticari görevlerden sonra enerji dönüşümü ve iklim değişikliği kamu politikaları üzerine uzmanlaştı.

Avrupa Birliğini'nin teknik iklim değişikliği danışman organı olan Sıfır Emisyon Platformu'nda ve İngiltere'de Karbon Yakalama ve Depolama Derneği'nde görev aldı. İklim değişikliği temalarında Avrupa'da, Orta Doğu'da ve Asya'da birçok devletin yürüttüğü çalışmalara katıldı.

Profesyonel olarak kamu politikaları ve siyasi gelecekler üzerine senaryo çalışmalarında yer alıyor, büyük toplumsal gelişmeler, sosyolojik değişimler, insanlık için varoluşsal tehdit oluşturan etkenler ve küresel jeopolitik konular üzerine kafa yoruyor. Enerji sektörü profesyoneli olarak Londra ve İstanbul'da yaşıyor.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sessiz lüks

Forbes Dergisi; "Sessiz lüksün prestijli ürününü yalnızca eğitimli bir göze sahip olanlar tanıyabilir," yorumunu yapıyor: "Para konuşur, zenginlik fısıldar!"

Beynimiz büyüse de, evrimimiz teknolojiye teslim edilmekte

Fütüristler, 2050 yılına kadar beyinlerimizin daha çok bilgisayara benzeyebileceğini söylüyorlar. Düşüncelerimizi düşünerek aktarmamızı sağlayan "iletişimi" kelimelerle değil, elektrik sinyalleriyle anlaşılır kılmak mümkün olacak. Hatta belki tercih edilen iletişim yöntemi olacak

Yapay zekâ çağında jeopolitik dengeler değişmekte

Bu teknoloji açık bir toplumda mı daha verimli, yoksa otokratik bir toplumda mı?