12 Haziran 2022

Viktor Orban: Macaristan’ın tek adamı

Para bitti, ahlak verelim!..

Merhaba Diktatör!

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker Mayıs 2015’teki zirve toplantısında diğer Avrupalı liderlerle laflıyordu. Uzaktan Macaristan Başbakanı Orban gözüktü. Juncker yanındakilere “İşte diktatör geliyor” diye haber verdi. Sonra Orban’ın yüzüne dostça bir şaplak atıp “Merhaba diktatör” diye seslendi. Orban köy kökenliydi ama ne de olsa bir miktar mürekkep yalamış, bugün yerin dibine soktuğu Soros’un bursuyla Oxford’da okumuş ve kentli burjuvalarla kadeh tokuşturmuştu. O da işi şakaya vurdu. Tabii Avrupa parlamentosunda böyle konuşmak kolaydı. Aynı sözleri Budapeşte’de bağıran cesur gençlerin kafalarına cop yemeleri ve kendilerini kodeste bulmaları işten bile değildi.

Viktor Orban Kimdir?

⦁ Komünist rejimin naif ve özverili bir destekçisi
⦁ Sovyet militarizmi ve komünizm karşıtı bir özgürlük savaşçısı
⦁ Ülkesini Avrupa Birliğine ve NATO’ya sokan demokrat bir lider
⦁ Putin’i destekleyen otoriter bir diktatör
⦁ Yukardakilerin hepsi

Evet, bildiniz. Doğru cevap “yukardakilerin hepsi”. Her devrin adamı Viktor Orban ilk kez 1998’de başbakan ve 2010’dan sonra da Macaristan’ın mutlak lideri oldu. Bu zaman içinde ülkenin genç demokrasisini otoriter bir devlete dönüştürdü. Kendisini iktidarda tutacak bir sistem geliştirdi, Rusya ve Çin’deki otokratlarla ilişkilerini güçlendirdi ve Avrupa Birliği'ne açıkça meydan okudu. Batı demokrasisine karşı bir alternatif peşinden koştu ve bunun ülkesinde işe yaradığı gözlemlendi.

Sovyet Askeri “Go Home”

Viktor Orban 1987’de siyaset sahnesinde ilk görüldüğü zaman 26 yaşında bir protestocuydu ve Sovyet askerlerinin ülkesinden çekilmesini savunuyordu. İki yıl sonra Sovyetler Birliği'nin çöküşü arifesinde Sovyet askerleri ülkeden çekildi. Macaristan komünist bir uydu devletten kapitalist bir demokrasiye geçiş yaptı. Ancak bu dönüşüm hiç de kolay olmadı. Ekonomi çöktü, pek çok insan işini kaybetti, ulusal borç zirve yaptı.

Devletin Malı Deniz...

Hükümet günü kurtarmak için devletin varlıklarını satmaya başladı. Bu da yandaş iş adamlarını ve yeni kurulan Fidesz partisinin kurmaylarını zengin etti. Fidesz küçük bir partiydi, girdiği ilk seçimde parlamentodaki koltukların ancak %6’sını elde etti. Ama Orban siyasi yelpazenin sağında bir boşluk gördü ve partisini o yöne çekti. Bu da aldığı oyları artırdı ve 1998’de ilk kez başbakan oldu. Ertesi yıl Macaristan’ın NATO üyeliğini imzaladı ve Avrupa Birliği'ne katılmaya hazırlandı. Ancak gittikçe milliyetçi bir çizgiye kayan partisi Fidesz bu başarıdan nemalanamadı ve 2002 ve 2006 seçimlerini sosyalist parti karşısında kaybetti. Avrupa Birliğine katıldıktan sonra Macaristan’a para yağmaya başladı, ekonomi düzeldikçe ülkenin genç demokrasisinin de güçleneceğine inananların sayısı arttı.

Kaset Skandalı

Bu arada sosyalist parti liderinin bir kaseti medyaya sızdırıldı. Kasette başbakan ayağına sıkıyor ve yıllardır millete yalan söylediklerini itiraf ediyordu. Orban hemen bu fırsatın üzerine atladı ve bir dizi büyük protesto düzenledi. Halkın öfkesi onu tekrar başbakanlık koltuğuna taşıdı. Aldığı yüzde 52 oy ona parlamentoda yüzde 67’lik bir süper çoğunluk sağladı.

Otoriter bir Rejim Nasıl Kurulur?

Orban hemen anayasayı değiştirdi, kendi gücünü pekiştirdi, partinin muhafazakâr gündemini uygulamaya koydu, her fırsatta Hıristiyanlıktan bahsetti ve ülkenin seçim sistemini değiştirdi. Aldığı oy sayısını artırmak için komşu ülkelerdeki 2,4 milyon etnik Macar’a oy hakkı tanıdı, seçim bölgelerinin sınırlarını değiştirdi, iki aşamalı seçim sistemini bire indirdi, küçük partilerin temsilini sıfırladı. Sonra yargıyı ele geçirdi, Yüksek Mahkemenin yaşlı üyelerini emekliliğe zorladı ve mahkemeleri kendi yandaşlarıyla doldurdu. Avrupa Birliği'nin tepkisi sözde kaldı ve Orban diğer Avrupa ülkelerindeki muhafazakarların sayesinde bir bedel ödemedi.

Yolsuzluk Kısır Döngüsü

Ülke içinde Orban tüm büyük ihaleleri yandaşlarına verdi, çiftlik ve apartman gibi devlet mallarını yine yandaşlara çok ucuza sattı. İhale alan yandaşlar kazandıkları paranın bir kısmını politikacılara bağışladılar ve böylece bir yolsuzluk kısır döngüsü dönmeye başladı. Buna karşın Orban muhalifleri tehdit edildi ve şirketlerini satmaya zorlandılar. Orban bankada hiç parası olmadığını söyleyip durur, ancak damadı ve babası Macaristan’ın en zengin kişileri arasındadır. Onun 2009’da küçük bir dükkânı olan çocukluk arkadaşı bugün bir milyarder olmuş ve başarısını Tanrıya, şansa ve Viktor Orban’a borçlu olduğunu söylemiştir.

İtibardan Tasarruf Olmaz

Orban da itibardan tasarruf olmayacağına inananlardır. Nüfusu 1800 olan köyü Felcsut’a 3400 kişilik modern bir stadyum ve köyün etrafında dolanıp komşu köye giden bir demiryolu yaptırdı. Bunları Avrupa Birliği fonlarının finanse ettiği söylenir.

Liberal Olmayan Demokrasi

Orban uzun süredir uluslararası alanda rejimini “liberal olmayan demokrasi” modeli olarak tanıtmaya çalışıyor. Buradaki fikir, liderin göçmenlik ve sosyal politika konularında kesinlikle liberal karşıtı bir gündem uygularken halkın ezici desteğine sahip olmasıdır. İnsanları üremeleri için finansal olarak ödüllendirme, geleneksel evlilik kavramlarını yasal olarak sağlamlaştırma, tüm sınırları açan küreselcilere karşı şanlı Macar halkı ve devletinin göğsünü siper etmesi bu liberal olmayan demokrasinin önde gelen nitelikleridir. Bu duruş, sağın Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da kültür savaşı yenilgileri almaya devam ettiğini hisseden muhafazakârlar arasında yankı buldu. Orban'ın faşizan ideolojisi aynı zamanda milliyetçiliği ekonomi ve ahlaka devlet müdahalesi ile birleştirmeyi amaçlayan yeni moda bir "ulusal muhafazakarlık" için bir şablon sağladı.

Cambaza Bak!

Orban'ın liberal olmayan demokrasisi, tıpkı Putin'in “eski liberalizme” saldırıları gibi bir tuzak içeriyordu: Kamuoyu partisinin devleti ve ekonomiyi sistematik olarak ele geçirmesine ve Rusya tipi oligarşi dostu bir otokrasi yaratılmasına odaklanacağı yerde Orban'ın tercih ettiği savaş alanına kayıyordu: Kültür ve ahlak. Orban çeşitliliği ve hoşgörüyü kutlayan liberalleri muhafazakâr yaşam biçimlerini yok etmeye kararlı bağnazlar olarak suçluyordu.

Mağduriyet Oy Getirir

Orban Brüksel'deki “liberal nihilistlerin” AB üye devletlerine kürtajın ve göçün nasıl düzenleneceğini dikte ettiğini iddia edip bundan hayali bir ortak mağduriyet çıkarmasını beceren bir popülist liderdi. Macaristan'ı mağdur etme niyetinde olduğu iddia edilenler zamanla değişebilirdi. Bunlar önce göçmenlerdi, sonra George Soros, sonra Brüksel. Sabit kalması gereken şey, ulusal varlığın gece gündüz tehlikede olduğu ölümcül bir tehdit algısıydı.

“Para Bitti, Ahlak Verelim”

Geçen yıl seçmenler muhalefet tarafından "homofobik yasa", hükümet tarafından ise "çocukları koruma yasası" olarak nitelendirilen ve birçok Avrupa Birliği ülkesinin sert tepki gösterdiği, "18 yaşından küçükleri eşcinselliğe ve cinsiyet değişikliğine teşvik etmeyi" yasaklayan yasal düzenlemeye ilişkin referandumda oy kullandı. Yasada eşcinsellikle pedofili bir tutuluyordu. Muhalefetin çağrısı üzerine birçok kişi halk oylamasında geçersiz oy kullandı ve bu yüzden referandum oylaması yüzde 50’nin altında kaldı ve geçersiz sayıldı. Geçerli oyların hemen tamamı lehte olduğu için Orban yine de kendini galip ilan etti. Aynı sürecin Avrupa Birliği'nin göçmen kotası referandumda da işlediğini ve sonucun aynı olduğunu belirtmek isterim.

Bu süreçte Macaristan anti-liberallerin Disneyland'ı oldu. “Burada kimin erkek kimin kadın olduğunu hâlâ anlayabiliyorsunuz!” lafı sık sık duyulmaya başlandı. Bir Macar hükümet yetkilisi ülkeyi “muhafazakâr bir güvenli alan” olarak ilan etti.

Çok Çocuk = Çok Para = Çok Oy

Ülkedeki nüfus tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi azalıyor ve yaşlanıyordu. Orban her fırsatta aileleri çok çocuk yapmaya teşvik etti. Çocuk başına gelir vergilerini azalttı, örneğin dört çocuklu aileler hiç vergi vermiyordu. Hatta mevcut anayasa tasarısında ailelerin çocukların sayısı kadar oy kullanabilecekleri yer alıyor. Orban bu durumun muhafazakâr oylarını artıracağının farkında. Budapeşte’deki liberallerin fazla çocuğu olmadığı, nüfusun onun taşralı yandaşları tarafından artırıldığı da bir gerçek. Armudun dibine düşeceği varsayılıyor. Bu arada Orban’ın teşviklerinin pek işe yaramadığını, Macaristan’ın nüfusunun düşmeye devam ettiğini belirtmek isterim.

Batı ve Soros Düşmanlığı

Orban bütün iyi politikacılar gibi milletinin kültürünü çok iyi biliyordu ve halkının her fırsatta bir günah keçisi aramasını ve tüm kabahatlerin başkasına ait olmasını kullanıyordu. Ülkesindeki tüm olumsuzlukları batıya, Brüksel zincirlerine (verdikleri paradan bahsetmeden) ve Macar asıllı Amerikalı milyarder Soros’a bağladı ve mağduriyet faktörünü kullandı. Soros aynı zamanda bir Yahudi olduğu için mağduriyet iddiası ve algısı çifte katmanlıydı. Macaristan’ı ziyaret eden dönemin Alman şansölyesi Merkel onun insan hakları davranışlarını eleştirdiği zaman Orban onu ülkesini işgal eden Nazilere benzetti. Batı düşmanlığı Soros desteklediği için ülkenin en iyi üniversitesi olan Orta Avrupa Üniversitesi'ni Macaristan’dan ayrılmaya zorlamaya kadar gitti ve onun yerine bir Çin üniversitesi davet edildi.

Göçmen Krizi ve Kültür Savaşı

Macaristan sınırındaki göçmenlerle ilk tanışmamız kucağındaki küçük kızıyla koşan bir babaya çelme takıp onları yere düşüren televizyon muhabiri kadındı. Bir Macar karikatürü ülke halkının göçmenlere karşı tutumunu ve yönetimin toplum mühendisliğini şöyle hicvediyor:

Sınırdaki asker yaklaşan adama: “Dur! Müslüman mısın?”
Adam: “Hayır, Hıristiyanım”.
Asker: “Tamam o zaman…Peki, koyu bir Hıristiyan mısın?”
Adam: “Tabii ki değilim. Sadece sözde, yüzeyde bir Hıristiyan’ım. Bende dayanışma, din kardeşi sevgisi falan yok. Hele o İsa ve Papa benden uzak dursun”.
Asker: “Tamamdır. Geç!”

Muhafazakâr seçmenlerin en çok gönlünü çelen eylem Orban’ın kültür savaşıydı. Hedefinde Müslüman göçmenler vardı. Orban her fırsatta ülkede Müslümanların gerçek Hıristiyanların yerine geçme tehlikesine işaret eden “büyük ikame” teorisinden bahsetti ve bir nefret kampanyası başlattı. İlginçtir, okyanusun öbür tarafındaki Amerika’da Trump destekçisi sağcılar ve özellikle güney eyaletlerinde oturanlar da her fırsatta siyahilerin beyazların yerine geçeceği “replacement” yani ikame teorisinin sözünü ederler. Aynı söz Yahudiler için de söylenmiştir.

2015’te Orban’ın halk desteği azalmaya yüz tuttu, ama şanslı lider bu kez yasadışı göçmen krizi fırsatını değerlendirdi. Parlamentodan ek yetkiler aldı ve kendini batı uygarlığının muhafızı olarak lanse etti. Ülkenin sınırlarında Trump’ın ABD’de yapamadığını yaptı, göçü önlemek için yüksek ve çok uzun bir duvar inşa etti. Avrupa Birliğine ve Macar asıllı Amerikalı milyarder Soros’a karşı yaygın bir kampanya başlattı. Soros’u Macaristan’ı göç alması için zorlamakla suçladı. İlginçtir, Orban, Soros’un sağladığı bir bursla 1990’larda Oxford’da okumuştu. Başka hangi ünlü politikacıların Soros fonlarından yararlandığı konusunda susma hakkını kullanmak isterim.

Oy Karşılığında Patates

Orban fazla sadakat sahibi değilse de oldukça liyakat ve köylü kurnazlığı sahibiydi. Fidesz partisinin adayları için devlet hazinesinden binlerce çuval patates satın aldı ve adaylara bunları satıp seçim kampanyalarında kullanmalarını söyledi. 2018 seçimlerinde parlamentoda tekrar üçte iki çoğunluk sağladı. 'Yasa dışı göçmen' sayısındaki azalmaya rağmen altı ayda bir sıkıyönetim yetkileri yinelendi. Anayasada yeni değişiklikler yapıldı. Toplanma ve yürüyüş hakkını kısıtladı ve medyaya yeni denetimler getirildi. Muhalif gazete ve televizyonlardan devlet ilanları çekildi, verilen cezalar yüzünden bazıları iflas etti. Yandaş medya grubu Kesma zor durumdaki medya organlarını ucuza kapattı ve ülkedeki yandaş medyanın oranı yüzde 80’i geçti. Macaristan bu yüzden tüm uluslararası yolsuzluk, basın özgürlüğü ve demokrasi sıralamalarında alt kümeye düştü.

Seçim İçin Ortak Cephe

İç politikada Orban’ın karşıtı altı parti anlaşarak 2022 seçimlerinde ona karşı ortak bir cephe kurdu. Orban da ortamı germek için elinden geleni yaptı. Her zamanki gibi Brüksel’i, göçmenleri, George Soros’u ve LGBT gruplarını ülkenin birlik ve beraberliğini bozmakla ve kültürel yozlaşma getirmekle suçladı. Seçimleri kaybetme ihtimaline karşı bir sigorta olarak devlet varlıklarını satıp özelleştirdi, muhalefet belediyelerince yönetilen şehirlerin para kaynaklarını kesti, üniversitelerin yönetimini muhafazakâr özel vakıflara devretti.

2022 Seçimleri

Avrupa Birliği temsilcilerine göre geçtiğimiz Nisan ayında Macaristan’da yapılan seçimler özgür olmasına rağmen tamamen adaletsizdi. Devlet televizyonunda ana muhalefet adayına tüm kampanya boyunca yalnızca beş dakika verildi. Devlet kaynakları iktidar partisini desteklemek için kullanıldı ve en önemlisi seçim sistemi iktidardakilerin lehine göre ayarlanmıştı.

Genel seçimi halihazırda hükümette yer alan Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) ve Hristiyan Demokratik Halk Partisi (KDNP) koalisyonu büyük farkla kazandı ve Viktor Orban üst üste dört genel seçim kazanmış oldu. Fidesz oyların %53’ünü ve parlamentodaki koltukların yüzde 68’ini aldı.

Viktor Orban kesinleşen seçim zaferinin ardından başkent Budapeşte'de verdiği ilk demecinde, "Öyle büyük bir zafer kazandık ki Ay'dan bile bakıldığında görülebilir. Ve tabii ki Brüksel'den de" ifadelerini kullandı.

Amerikan Sağının Budapeşte Toplantısı

Amerikalı muhafazakârlar, bu yılki Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı'nı (CPAC) Budapeşte'de düzenleyerek otoriterliğe olan bağlılıklarını açıkça ve net bir şekilde dile getirdiler. Sloganı “Tanrı, Vatan, Aile” olan konferans ilk kez ABD dışında bir ülkede gerçekleştirildi. Bu da Macaristan’ın otokratik lideri Orban’ın son zamanlarda güçlenen Amerikan sağı tarafından ne kadar çok desteklendiğinin bir göstergesiydi. Trump ve yandaşları kendi kleptokrat otokrasisini gerçek muhafazakarlığın son kalesi olarak ya da “Hıristiyan Demokrasisi” olarak pazarlayan Orban’ı çok sevmişlerdi. Fox TV’nin beyaz atlı prensi ve Amerikan sağının Trump’tan sonra en önde gelen temsilcisi Tucker Carlson konferansa video aracılığıyla katılıp Orban’a ve Macar sağına methiyeler düzdü. Amerikalılar sonunda kendilerini Vladimir Putin'in Avrupa'daki en yakın destekleyicisiyle aynı köşede buldular.

Orban’ın Koltuğunu Koruma Formülü:

⦁ Yandaşlarını ödüllendir. Zengin yandaşlara ihale, garibanlara sosyal yardım ver. Karşılığında onlardan bağış topla.
⦁ Karşıtlarını cezalandır, özgürlük ve para kazanma alanlarını kısıtla.
⦁ Anayasayı, yasaları ve seçim kanununu kendi lehine değiştir, yargıyı ele geçir.
⦁ Medyanın çoğunu satın al, gerisini korkut.
⦁ Komşu ülkelerde yaşayan etnik Macarlara vatandaşlık ve oy kullanma hakkı ver.
⦁ Her fırsatta Hristiyanlıktan, aile değerlerinden, şanlı Macar tarihinden ve milliyetçilikten bahset.
⦁ Yabancı şirketlerden az vergi alıp onları ülkene çek.
⦁ Kendini Avrupa’nın bekçisi olarak lanse edip Avrupa Birliği'ni söğüşle.
⦁ Tüm olumsuzlukları dış güçlere, Brüksel’e, Soros’a ve mültecilere bağla.

Türk Sosyal Medyasında Viktor Orban ve Macaristan Seçimleri

Aziz milletimin Viktor Orban hakkında ne düşündüğünü öğrenmek için Türk sosyal medyasında biraz dolaştım. Çarıklı erkanıharplerin, kahve başbakanlarının ve klavye filozoflarının çoğu olayın kesinlikle farkında. İtalikler onların vecizeleri:

Macarların Türk olduklarına artık kesin olarak inanmamı sağlayan devlet adamı. Başbakanımızı örnek alarak medyayı sindirme, ağır ekonomik kesintilere gitme, birlik dışı politikalar uygulama ülkemizden tanıdık gelmiyor değil. Otoriterlikten yavaş yavaş diktatörlüğe giden Viktor Orban, Macar halkının tepkilerini umursamadan ben yaptım oldu zihniyetinden kolay kolay vazgeçmeyecek.

Post modern diktatör. Kendisini ve partisinin eylemlerini eleştiren Almanya başbakanı Merkel'i Macaristan'ı işgal eden Nazilere benzetmiş. Tam bir ad hominem taktiği. Kendisinin yaptığı faşist eylemlerin hesabını vermek yerine başkalarını geçmişlerinden dolayı tu kaka ilan etmesi bana çok tanıdık birini hatırlattı sanki.

Dün taslağı oluşturulan AB-Türkiye mülteci anlaşmasına onay verirse kendisini Budapeşte’de direğe asmalarını söyleyen diktatör.

Özellikle Putin hayranlığı yüzünden AB'de küçük Putin denen lider...

Halkını sürekli "ulusal ve uluslararası tehlikelere karşı koruyan", halkının önüne sürekli yeni tehlikeler üreten, halkını sürekli kendisi ile bu tehlikeler arasında seçime zorlayan tipik bir totaliter lider.

Ülkesini Mafya devleti ile yöneten, muhalifleri hapse atıp medya ve yargıyı kontrolünde tutan, mülteci düşmanı, Putin dostu diktatör adam altı partinin ortak adayına karşı seçimi yeniden kazandı. Halk diktatör istiyorsa yapacak bir şey yok. Bırakacaksın kendi b..klarında boğulacaklar. Bizim durumumuza çok benziyor. Umarım aynısı başımıza gelmez.

Macaristan ile Türkiye arasında dev bir fark var o da Macaristan’ın ekonomisi görece iyi gidiyor, halkın refahı az da olsa artıyor. Buna rağmen muhalefetin adayı Marki-Zay, Orban ile son viraja adeta kafa kafaya girdi. Muhalefet Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı NATO’cu ve ABD’ci bir tonda reaksiyon verince işler değişti. Orban muhalefeti ülkeyi savaşa sokmakla itham ederek tabanını birleştirdi. Eski Orban destekçisi Marki-Zay pasif kalarak bu görüntüyü değiştiremeyince Orban seçimleri açık ara denilebilecek bir farkla kazandı.

Türkiye için ders niteliğinde bir seçim olmuştur. Benzer senaryo: Halihazırda iktidar olan parti ve karşısında blok oluşturmuş altı muhalefet partisi.

İktidar zaten muhafazakâr-sağ ideolojide diye muhalefet de kendi adayını sağ eğilimli bir isim olarak seçti (Peter Marki-Zay).

Sonuç ortada. Aslı dururken kimse benzerine oy vermez.

Guy Verhofstadt, Viktor Orban’ı Alenen Nasıl Fırçaladı?

Son söz Belçika başbakanı Guy Verhofstadt’ın. 2017’de Avrupa Parlamentosunda Victor Orban’ın suratına karşı söylediği oldukça ağır sözler aşağıda:

Seni en son 1989’da gördüğümden beri çok şey değişti. Sen değiştin. Demokratik prensiplerini bir kenara attın. Açıkça söylediğin gibi liberal bir demokrasi değil, liberal olmayan bir devlet istiyorsun. NGO’ları taciz ettin, seni eleştiren medyayı kapattın, koca bir duvar inşa ettin. İmzaladığın ortaklık anlaşmasına göre ölüm cezası yasaklanmasına rağmen onu geri getirmeye heveslisin. Şimdi de bir üniversiteyi kapatmaya karar verdin. Sana sorum şu: Nereye kadar gideceksin? Bir sonraki aşama ne? Kitap yakmak mı? Parlamentonun önündeki Lajos Kosuth meydanında kitap da mı yakacaksın? Belki de Kertesz’in, Konrad’ın ya da Sandor Marai’in kitaplarını. Çünkü onlar senin saldırdığın kozmopolit Macarlar. Sana baktığım zaman mağrur bir muhafazakâr değil, eski bir Macar komünistinin günümüzdeki bir versiyonunu görüyorum. Ekonomik korumacılık, aşırı milliyetçilik, özgürlük olmayan bir devlet, hepsi sende var. Öte yandan her yerde Macar devletinin düşmanlarını görüyorsun. Enerji sektöründe, medyada, NGO’larda, üniversitelerde, her yerde düşmanlar görüyorsun. Sanki Stalin ya da Brejnev tekrar geldiler, ama bu sefer Macaristan’a. Onlarda da bu paranoya vardı. Bir demokraside çoğunluğa sahip olman yetmiyor. Başka fikirde olanları kovalayıp köşeye mi sıkıştırman gerekli? Bay Orban, Macaristan 2004’te Avrupa Birliği üyesi oldu. Sen ve haleflerin Birliğin prensiplerinin altına imzalarınızı attınız. Bu prensiplerin neler olduğunu sen çok iyi biliyorsun. Bu meclisteki sağcı ya da solcu herkes onlara saygılıdır. Sen bu prensiplerin hepsini ihlal edip çiğnedin. Ancak yine de Avrupa Birliğinin bir üyesi olarak kalmak istiyorsun. Benim Avrupa Birliği karşıtlarının açık sözlülüğüne daha çok saygım var. Onlar en azından “ben Avrupa Birliğini ve onun değerlerini sevmiyorum, dışarda kalmak istiyorum” diyorlar. Sen ise Avrupa fonlarını, Avrupa Birliğinin parasını istiyorsun, ama Avrupa değerlerini istemiyorsun. Bunlar sana göre değil. Sana sorum şu: Tekrar bir karar verme zamanı gelmedi mi? Aynen bir zamanlar liberal bir demokrat olmaktan vazgeçip milliyetçi bir muhafazakâr olma kararın gibi. Kendini sorgula. Gelecekte nasıl biri olarak hatırlanmak istiyorsun? Macaristan’ı komünizmden kurtaran biri olarak mı, yoksa bizim açık ve demokratik toplumumuzun ebedi bir düşmanı olarak mı? Şimdi senin bunlardan birini seçmen gerek.

Yazarın Diğer Yazıları

Aziz milletimin Putin aşkının yedi nedeni

Eski Meksika cumhurbaşkanı Diaz ülkesi için “Zavallı Meksika, Tanrı’dan bu kadar uzak ve Amerika’ya bu kadar yakın” demiş. Bilmem aynı şey Türkiye ve Rusya için söylenebilir mi?

Avrupa'nın son diktatörü: Aleksander Lukaşenko

Lukaşenko diktatörlüğün el kitabını yazmıştır; emekli olup bu konuda bir seminer açarsa onun uzmanlığından ve tecrübesinden yararlanmak isteyen pek çok isteklinin olacağından eminim...