11 Temmuz 2024

Tekli koltuk

Hanımlar, beyler! O koltuklardan kalkıp aramıza katılın. Katılın ki neler söylediğimizi, neler yaşadığımızı, ne istediğimizi, neyi savunduğumuzu ve ne yapabileceğimizi görüp duyun. Tartışın, konuşun, birlikte karar verin yani çoğalın. Çünkü birlik olmak tek olmaktan büyüktür. Ne kadar rahat olursa olsun, tekli koltuk kanepeden hep küçüktür

Yanlış olmaktansa yalnız olmak daha iyidir fakat insan dediğimiz canlı yanında yöresinde kimseler olmayınca yalnızlaşıp fazlasıyla da yanlış yapabiliyor. Çünkü yalnızlaşma zamanla kendini diğerlerinden daha akıllı, daha iş bilir görmeye ve başkalarını küçümsemeye kadar varabiliyor. Ne kadar yalnız isek o kadar kibirli oluyoruz. Dikkat edin bu yalnızlaşma ve kendini farklı görme mobilyalara da yansır. Mesela tekli koltuklar… Tekli koltuklarda ya evin babası ya da eve gelen misafir oturur. Tekli koltuk bir anlamda erki simgeler. Öyle bir simgedir ki baba evde yokken bile "babanın koltuğuna oturma!" azarını işitenlerimizi olmuştur. Baba akşam eve gelir tekli koltuğa oturup televizyonun kumandasını eline alır ve yemeğin hazır olmasını beklerdi.

Hatırlayın bir aralar pek moda olan TV koltukları vardı. Hani şu ayak uzatılan diğerlerinden daha geniş ve daha cüsseli olanları. İkili koltuğun kaplayacağı alanı kaplar ama sadece bir kişi oturabilirdi. Ve yine bu kişi de babalar olurdu. Zaten adına da "baba koltuğu" denmişti. Kısaca saraylardan küçük evlere tekli koltuk hep bir güç ve iktidar simgesi oldu. Evler küçüldükçe ve hayata bakış açıları değiştikçe çoğumuz hem rahat hem de daha az yer kaplayan L koltuklara döndük. Yoksul evlerinde zaten kanepelerden koltuklara geçmek pek mümkün olmamıştı. Ama o koltuklarda hep gözümüz oldu. Yani tekli olanlarında... Bu yüzden koltukları pek sevdik. Makam koltukları da en sevdiklerimizden oldu. Oturduğumuzda aslında misafir olduğumuzu unuttuk. Kalkmayı hiç bilmedik, birilerinin bizi neredeyse zorla kaldırması gerekti. Bu zorla kaldırmaya bazen "seçim" dedik bazen "atama" bazen "görevden alma". Ama o koltuklardan kendi isteğimizle kalkıp gitmeyi bir türlü öğrenemedik. Çünkü bir kez oturduktan sonra tüm hantallığına rağmen koltuğun rahatlığını fark ettik. Koltuğun bir gücü vardı ve kimliğimizi, inandığımız değerleri, verdiğimiz sözleri unutturmaya yetecek kadar da rahatlığı ve konforu. Yerel seçimlerden hemen sonra bazı belediyelerde kapılar söküldü mesela. Ama makam koltuklarını kaldırmak kimsenin aklına gelmedi. (Ya da ben kaçırdım) Oysa çoğumuz kanepelerde büyümüş çocuklardık. Yan yana oturup bazen itişerek, bazen gülüşerek ama ne kadar kalabalık olursak olalım kanepelere sığmayı bilirdik. Makam koltukları yerine eşit ilişki kurulup konuşacak, beraber yol alınacak mobilyaların hiç akla gelmiyor olmasının bir nedeni yok mu sizce? Neden bir mesafe, bir ayrıcalık yani bir üstünlük istiyoruz?

Bizi tek, biricik ve vazgeçilmez olduğumuzu düşündüren şey tekli koltuk mu ne dersiniz? Koltuk elbette bir sembol ama kabul edelim ki; önemli bir sembol. Orada oturdukça kendini başka, farklı ve eşsiz görme zehrini veriyor. Yani ne kadar çok oturursanız o kadar hızlı zehirleniyorsunuz. Oysa nerede olursak olalım iktidar biraz da diken üzerinde oturmak değil midir? Çünkü orada otururken etrafınızda neler olup bittiğini duyup görmeniz de zorlaşır. Fısıltıları duyamazsınız. Duymadıkça sağırlaşır, sağırlaştıkça, körleşir körleştikçe yalnızlaşır, yalnızlaştıkça yanlışlar yaparsınız. Koltuk eşitsizler arası ilişkinin dev bir sembolü olur. Ve sonunda en sonunda sizi yutar. Bunun pek çok örneği var ve saymaya hiç hacet yok. Ha buna rağmen, o denli sağırlaşmaya, körleşmeye rağmen o koltuklarda oturmayı becerebilenler yok mu? Elbette var ve onları da saymaya hacet yok. Gün olup koltuktan kaldırıldıklarında kocaman bir "hiç" olacaklarını söylemeye de gerek yok.

Koltuktan vazgeçip "herhangi" olmayı tercih edebilenlerimiz yok mu, var elbette. İyi ki varlar. Çünkü "herhangi" olabilmek aslında çoğul olabilmeyi de sağlıyor. Durup dinlemeyi, birlikte akıl yürütmeyi ve birlikte yürümeyi. Yani daha güçlü olmayı…

Dikkat edin, bir heves alınan o büyük tekli koltuklar evlerden yavaş yavaş kaldırıldı. Hem hantallığından hem çok yer kapladığından hem de sadece bir kişi oturduğu için artık çirkin geldiğinden. Bir kişinin her şeye karar verdiği, bir kişinin her dediğinin doğru kelam edildiği hayatı artık sevmiyoruz. Ulaşılabilen, çekinilmeyen, tartışılabilen, dinleyen insanlarla yürümek istiyoruz. Bunu çok özledik. Yerel seçimlerinin en önemli sonucu buydu aslında. "Hiç kimse" olmadığımızı gösterdik. Bir koltuk var ise de o koltuğa kimin nerede, nasıl ve ne kadar oturacağına sandalyelerde veya kanepelerde oturanlar karar veriyor.

Hanımlar, beyler! O koltuklardan kalkıp aramıza katılın. Katılın ki neler söylediğimizi, neler yaşadığımızı, ne istediğimizi, neyi savunduğumuzu ve ne yapabileceğimizi görüp duyun. Tartışın, konuşun, birlikte karar verin yani çoğalın. Çünkü birlik olmak tek olmaktan büyüktür. Ne kadar rahat olursa olsun, tekli koltuk kanepeden hep küçüktür.

Yazarın Diğer Yazıları

Makul isyandan makus tarih çıkar

Ülkenin batısında bir yerlerde bir yıkım, yangın adaletsizlik olduğunda avazı kadar çıkan sesimiz doğusunda yaşandığında içimize kaçıyorsa hak ve adalet meselesi ile ilgili derin çelişkimiz var demektir...

Sokak güzeldir

Kayboluyoruz… Küçük hesaplarımızla didişirken o büyük bir denizin ortasında kayboluyoruz. Ve bunun için bir fırtına olması da gerekmiyor. Çünkü hayat insanı fırtınadan daha şiddetli savuran bir şey

Neyi seçeceğiz?

Biz 14 Mayıs'ta kimin şampanya patlatıp, kimin namaz kılacağını seçmeyeceğiz; isteyenin şampanya patlatıp, isteyenin dua edeceği, inancı, dili, dini nedeniyle kimsenin ötekileştirilmediği bir ülkede yaşama arzusunu seçeceğiz