16 Ağustos 2020

Sanki yer yarıldı da, kral içine girdi

"Bulaşmayın monarşiye, gül gibi geçinip gidiyoruz işte" ile "Kral hesap versin" arasında sıkışmış İspanya

3 Ağustos gününde İspanya topraklarından çıktığını bildiğimiz Emekli Onursal Kral Juan Carlos, sanki yer yarıldı da içine girdi. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi, İspanya'da "demokratik dönüşümün pilotu" diye anılan Kral Juan Carlos, yanına saygınlığını ve meşruiyetini de alıp gitti. Kendisi oğlu Felipe'ye bıraktığı mektupta ifade etmese de, avukatı Juan Carlos'un "yargı karşısında hesap vermeye hazır olduğunu" açıkladı.

Kralın geçen hafta Abu Dabi Havaalanında uçaktan inerken çekilmiş bir fotoğrafı düştü medyaya. Sonrasında, belki de oradan başka bir yere gidecektir söylentisi yayıldı, yani kimse inanmadı Abu Dabi'nin son durak olduğuna.


Juan Carlos'un Abu Dabi Havalimanında maskeli görüntüsü.

Bu operasyonun Ağustos sıcağında, pandeminin ikinci atağı sırasında gerçekleşmiş olması da ayrıca dikkat çekici. İspanya'da Ağustos ayında hayatın üzerine kocaman bir kilit vurulur, açabilene aşkolsun! Halk zaten yeniden gündemi işgal eden (diğer) Korona ile meşgul. Eski kral gitmiş mi, taşınmış mı, yoksa kaçmış mı, son birkaç gündür artık haberlerde bile yer almıyor.

Juan Carlos'un oğlu Kral VI. Felipe Mallorca Adasındaki yazlık kraliyet sarayında çalışmalarına devam ediyor. Medya kralla görüşen tüm yetkilileri soru yağmuruna tutuyor, bir haber var mı eski kraldan diye. Ama belli ki, kral ketum. Ağzından babasıyla ilgili tek kelime çıkmıyor.

Yurt gezilerinde meşruiyet aramak

Kral ve kraliçe, hatta bazen iki küçük kızları da dahil olmak üzere, Temmuz ayı boyunca tüm İspanya'yı kat ettiler. Şimdi de prenseslerden birinin alçılı bacağına rağmen Mallorca adasında sıklıkla sokaktalar, halkın huzurunda. Belki de, bu yurt gezilerinin amacı, kraliyetin meşruiyetinin aldığı hasarı azaltmak, halkın sempatisini tekrar kazanmaktır, kim bilir?

Baba Juan Carlos, 1969'da halefi ilan edilmeden önce Diktatör Franco'ya "Ben şimdi ne yapacağım? Beni de, kraliyeti de kimse tanımıyor ki!" diye serzenişte bulunduğunda, Franco "tanıt kendini İspanyollara o zaman" diye cevap vermiş. Bunun üzerine Juan Carlos, almış Yunan Prensesi Sofia'yı da yanına, karış karış dolaşmışlar İspanya'yı. Kendisiyle yapılan bir röportajda, "gitmediğim köyü yoktur İspanya'nın" diye anlatıyor.[1] Yani 1931'de dedesi -nâm-ı diğer- Afrikalı Alfonso'nun kaçışından sonra unut(tur)ulan kraliyet kurumu için yeniden meşruiyet zemini yaratmaya girişiyor.

Belli ki, Kral VI. Felipe'nin babasından öğrendiği önemli şeyler var.


Kraliyet ailesi maskeler, sıcak ve bastona rağmen yurt gezisinde

Benim gibi cumhuriyet rejiminde doğmuş büyümüş biri için, 21. yüzyılda krallar, kraliçeler ve prenseslerden bahsetmek adeta sürreel. Sanki gerçekliği değil de, the Crown dizisinin birkaç bölümünü anlatıyormuş hissindeyim. Bakalım İspanyollar nasıl algılıyor benim sürreel bulduğum kraliyet hikâyelerini?  

"Mirası önemli, kraliyet de devam etsin, ama bir zahmet adalet önünde hesap versin"

Hem sağ partilerin, hem de koalisyon ortağı Sosyalist Parti'nin (PSOE), ortaklaşan bir mesajı var: Juan Carlos'un tarihi mirası silinemez. PSOE kraliyetin devamını savunurken, koalisyonun diğer ortağı Unidas-Podemos ve bağımsızlık yanlısı sol partilerin ortak duruşu, bu fırsattan büyük bir kurumsal reform, dönüşüm çıkarmak, kraliyeti fesh ederek cumhuriyeti kurmak.

Bu kutuplaşmaya rağmen, İspanyol halkının çok önemli bir kısmının ortaklaştığı bir nokta var: Kral yargı önünde hesap versin!

Sigma Dos Araştırma Firmasının geçen hafta gerçekleştirdiği bir anket çalışmasına göre, görüşülen kişilerin yüzde 69'u Juan Carlos'un demokratik dönüşüm sürecindeki rolünü "çok veya oldukça önemli" diye cevaplamış. Sağ partilere (Ciudadanos, Halkçı Partı ve Vox) oy veren seçmenlerin ezici çoğunluğu için kralın tarihi mirası çok önemli.

Araştırmanın en önemli bulgularından birisi, kralın tarihi mirası konusunda Unidas-Podemos seçmeninin yarısının da, sağ partilerle, PSOE'ye oy verenlerin büyük çoğunluğuyla aynı fikirde olması. Podemos'un kraliyet karşıtı, ve cumhuriyet-yanlısı tutumu göz önüne alındığında, bu ortaklık şaşırtıcı.

Peki, hesap versin mi kral?

"Juan Carlos adalet önünde hesap vermeli mi?" sorusuna yüzde 80 "evet" yanıtını vermiş. Bu yanıt, İspanya'da giderek daha çok kutuplaşan ideolojik pozisyonları aşıp ortak bir "kral yargılansın" talebi oluşturması açısından oldukça önemli.

"1975'den bu yana ülkenin başına gelen her iyi şeyi mümkün kılan kraliyet kurumu" algısına sahip sağ tandanslı seçmenin bu konudaki tutumu dikkat çekici. Kraliyeti neredeyse kutsallaştıran, cumhuriyet rejimini Katalan ayrılıkçı hareketi ve onun soldaki destekçileriyle özdeşleştiren aşırı sağ Vox seçmeninin bile yarısından fazlası "kral yargılansın" diyor.

Podemos seçmeninin yüzde 97'si kralı adalete davet ederken, Sosyalistlerin yüzde 94'ü, seçmeni diğer sağ partilere göre çok daha genç olan Ciudadanos'un yüzde 80'i, PP seçmeninin yüzde 61'i, VOX seçmeninin ise yüzde 58'i Emekli Onursal Kral Juan Carlos'un adalet önünde hesap vermesi gerektiğini düşünüyor.

Sánchez der ki: "Derdimiz kurumlarla değil, kişilerle"

Görüldüğü kadarıyla, kralın "ikamet değişikliğinin" toplumdaki yankısı "derdimiz kurumlarla değil, kişilerle" diyen ve kraliyete anayasal bağlılığını vurgulayan Başbakan Pedro Sánchez'in dediği gibi değil.

Medyada bir çok ses (genelde sağ tandanslı, ama orta-sol medya da bazen buna eşlik ediyor) Sánchez'in anayasal kurumlar çerçevesinde çizdiği bağlılıktan bir adım öteye gidiyor. "VI. Felipe hiç de babasına benzemiyor, çok efendi bir kral. Şimdiye kadar yanlışını görmedik. Tam olması gerektiği gibi, sade yaşantısı halka örnek teşkil ediyor. Babasını da bir güzel tahttan da indirdi, memleketten de gönderdi. Şimdi paşa paşa reformları da yapıyor, bulaşmayın monarşiye, gül gibi geçinip gidiyoruz işte. Nasıl biz atalarımızın yaptıklarından sorumlu tutulamazsak, VI. Felipe de babasının yaptıklarından sorumlu olamaz" argümanlarını ortaya atıyor.

Ancak, Sigma Dos araştırması, bu argümanların halk tarafından çok da "satın alınmadığını" gösteriyor. Araştırmanın dikkat çekici bir bulgusu, çoğunluğun Juan Carlos'un gidişi sonrasında monarşiye güvenin yeniden tamir edilemeyeceğini düşünüyor olması. Podemos seçmeninin yüzde 93'ü, Sosyalistlerin yüzde 75'i, Ciudadanos'un yüzde 57'si ve Halkçı Parti seçmeninin yüzde 55'i, söz konusu güvenin ya hiç toparlanmayacağını, ya da çok az toparlanabileceğini düşünüyor.

Kraliyete güven 

Peki halk ne kadar güveniyor kraliyet kurumuna? Düzenli aralıklarla kamuoyu araştırmaları yapan –hükümete bağlı- Sosyolojik Araştırmalar Merkezi (CIS)'nin, 2015'den bu yana maalesef "kraliyete güven" sorusunu sürekli uyguladığı kamuoyu araştırmalarına dahil etmiyor. Bu mânidar olabilir.

Eski verilere baktığımızda, 1990'lı yıllardan 2015'e kadar ciddi bir erozyon göze çarpıyor. Monarşiye güven 1994'te yüzde 75 iken, 2011'de yüzde 50'ye, bir önceki yazımda bahsettiğim kralın Botswana'daki fil avı sonrasında ise yüzde 35'e düşüyor. 2014'de Juan Carlos'un tahtı oğlu VI. Felipe'ye bırakması sonrasında ise ancak yüzde 43'e çıkıyor. Yani, nüfusun yarıdan fazlası monarşiye güvenmezken, bu soru CIS'in araştırmasından Halkçı Parti hükümeti tarafından çıkarılıyor.[2]

Peki ya adalete güven?

Türkiye'de olduğu gibi İspanya'da da halkın kurumlara güveni oldukça sınırlı, ve iktisadi krizlerle iyice zedelenmiş. CIS'in verilerine göre, İspanyolların yüzde 48'i yargının iyi işlemediğini düşünürken, yüzde 51'i hâkimlerin bağımsızlığından şüphe ediyor.[3]

Benzer-hatta biraz daha olumsuz-sonuçlar AB'ye üye ve aday ülkelerde kamuoyu araştırmaları yapan Eurobarometer tarafından da bulgulanıyor. Eurobarometer'in 2017 anketine katılan İspanyolların yüzde 58'i yargı ve hakimlerin bağımsızlığı sorusuna "oldukça veya çok kötü" cevabını vermiş.[4] Bu, Batı ve Güney Avrupa ülkeleri arasında en negatif yargı bağımsızlığı algısı demek.

Diyelim ki anketin uygulandığı kişiler sınırlı bilgiye sahip. Peki hâkimler ne düşünüyor?

Avrupa Yargı Kurulları Ağı (European Network of the Councils for the Judiciary)'nın AB'ye üye ülkerde hakimlerle yaptığı bir anket çalışmasının sonuçlarına göre, İspanya'da hâkimlerin yüzde 80'i, terfi süreçlerinin liyâkata değil, siyasi kararlara bağlı olduğunu iddia ediyor. Sorun, yüksek yargı organlarında belirgin olarak göze çarpıyor.[5]

Bu veriler, güçler ayrılığı prensibinin temel taşlarından biri olan yargının bağımsızlığında İspanya'nın önemli bir açık verdiğini gösteriyor.[6]

Yolsuzluk skandalları ve cezaevinde iki ünlü isim

Burada umut verici olan ve belki de halkın "yargılansın kral" çağrısına ön ayak olan, son yıllarda ortaya çıkan yolsuzluk skandallarından ikisinin, iki önemli ismin yargılanması ve cezaevine girmesiyle sonuçlanmış olması.

Bunlardan birisi Kral VI. Felipe'nin ablası Cristina'nın eşi eski milli hentbolcu Iñaki Urdangarin. Diğeri ise, 1996-2004 yılları arasında Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomi Bakanlığı, 2004-2007 yılları arasında ise IMF Başkanlığı yapmış Rodrigo Rato. Yargının siyasileşmiş olduğuna dair iddialara rağmen, Halkçı Partili Rato'nun yine kendi partisinin iktidar olduğu dönemde yargılanıp cezaevine girmiş olması da ayrıca önemli bir nokta.

Bağımsızlığına kuşkuyla bakılmış olsa da, yargı böyle "önemli" kişileri yargılayabilmiş. Halk, kralı yargıya davet ederken, en azından buna güveniyor olsa gerek.


Emekli Onursal Kıral Juan Carlos, kızı Cristina, damadı Iñaki Urdangarin, eski Ekonomi Bakanı ve IMF Başkanı Rodrigo Rato yargılanırken

"Kralın elini bağlamak": Güvenilir taahhütler

Siyasal iktisat yazınının önemli eserlerinden biri olan Douglass North and Barry Weingast'ın "Anayasalar ve Taahhütler" başlıklı makalesi,[7] İngiltere'de "1688 Devrimi/ Muhteşem Devrim/ Kansız Devrim" diye anılan süreçte kralın elinin nasıl bağlandığını, kralın yetkileri kısıtlanırken parlamentonun yetkilerinin arttırıldığını, bunun da güvenilir taahhütleri ve uzun vadeli iktisadi büyümeyi beraberinde getirdiğini anlatır.

II. James'i tahtından edip sürgüne gönderen bu süreçte gerçekleşen reformlar, kralın parlamentoyu aşıp kanun çıkarabilmesini, iktisadi süreçlere keyfi müdahalesini, kendi istekleriyle örtüşmeyen kararlara imza atan hâkimleri uzaklaştırabilmesini mümkün kılan yetkilerini ortadan kaldırıyor. 1689'da yayınlanan, kralın yetkilerini kısıtlarken, hak ve özgürlükleri garanti altına alan İngiliz Haklar Beyannamesi (Bill of Rights) bugüne kadar ufak değişikliklerle korunuyor.

Kral, yetkisinin bu denli sınırlandığı bu yeni düzene neden razı olur sorusuna şöyle cevap veriyor North ve Weingast: Yeni düzenin kurallarına uymadığı takdirde tahtının elinden alınabileceğine dair hatırı sayılır tehdit. Bunun karşılığında ise, parlamentonun krala –gerektiğinde savaşa gitmesini sağlayabilecek- yeterli finansmanı sağlaması. 

Makale, güçler ayrılığının dönüm noktalarından olan biri olan ve kral, parlamento ve yargı arasında yeni güç dengesinin mimarı olan bu reformların İngiltere'nin 18. ve 19. Yüzyılda yakaladığı yüksek iktisadi büyüme hızında çok önemli rol oynadığını öne sürer ve "kralın eli bağlanmasaydı 1. Sanayi Devrimi olur muydu" diye sorar.

Bugün İspanyol monarşisinin yüzleşmek zorunda kaldığı tehdidin doğası elbette 17. yüzyıl İngilteresi'nde olduğundan epey farklı. Ancak, kraliyetinin meşruiyetinin bu kadar erozyona uğradığı bir ortamda, varoluş mücadelesinin reforma dönüşmesi de olası.  

Şimdi İspanya'nın önündeki en önemli sınav, güçler ayrılığını iyice güçlendirmek ve kraliyetin elini güvenilir taahhütler verebilmesi doğrultusunda bağlamak. Bu reformlar parlamenter monarşi sisteminin içinde hesap verebilirlik, saydamlık mekanizmalarının ve yargının bağımsızlığının güçlendirilmesi üzerinden mi yapılır, yoksa sistem bütünden mi sorgulanır, bunu toplumsal talebin ve siyasi iradenin gittiği yön gösterecek.

Caligula'dan Juan Carlos'a kralların ‘sihirli dokunuşunu' sorgulamak

Yıllar önce ODTÜ'de öğrenciyken bir tiyatro kulübünde oynadığımız Albert Camus'nun Caligula oyununun "Sadece krallar mı kazanır savaşları? Mermiyi koyan tek bir asker, çorbasını pişiren tek bir aşçı bile yok muydu kralın arkasında?" repliği geliyor aklıma.

İspanya örneğinde de, demokratikleşme sürecinin sembolü haline gelmiş Kral Juan Carlos'un arkasında değil, önünde diktatörlüğün pençesinde demokrasi için savaşan sivil toplum, sürgündeki partiler, entellektüeller, demokrasiyi talep eden toplum vardı. Aslında Kral, önünden giden toplumun nabzını tuttu, sesini dinledi. Bugün ise, bu ses Juan Carlos'u adalete davet ederek, demokrasinin olmazsa olmaz prensiplerinin, demokrasinin sembolü haline gelmiş bireylerden daha önce geldiğine işaret ediyor.


[1] Debray, Laurence. 2014. Juan Carlos de España, Madrid: Alianza.

[2] Centro de Investigaciones Sociológicas

[3] Centro de Investigaciones Sociológicas

[4]Perceived independence of the national justice systems in the EU among companies

[5]Independence, Accountability and Quality of the Judiciary

[6] İspanya'da yargı bağmsızlığına dair sorunlar için bkz. Sánchez-Cuenca, Ignacio. 2017. La Confusión Nacional, La Democracioa Española ante la crisis catalana. Madrid: Catarata.

[7] North, Douglass, and Barry Weingast. 1989. "Constitutions and Commitment: The Evolution of Institutions Governing Public Choice in Seventeenth Century England" Journal of Economic History, 49, 803–32.

Yazarın Diğer Yazıları

"Önce geçmişin yaralarını sarmak lazım" diyor Amanda Gorman

Şiirin zarafeti, kırılgan demokrasi, "yeryüzünden yükselen varoluş çığlığı" ve Beyaz Saray'ın "yeni kiracısı" Biden

Amerikan rüyası ile kâbusu iç içe; Biden'ın zaferi üzerinden ABD'nin ahval ve şeraiti

Sosyal patlamanın eşiğindeki ABD'de seçimler, Biden'ın gecikmiş sosyal devlet vaadi, Harris'in Amerikan rüyası ve yanıbaşındaki Amerikan kâbusu

Dört nala koşan borçta buluşma: Trump, Biden, ayrışan vaatler, ortak riskler

ABD seçimlerinde süreklilik ve kırılma. 21. yüzyılda sosyal devlet inşası mümkün mü? Bırakınız yapsınlar, ama bırakmayınız geçmesinler birlikte var olur mu? Amerikan hegemonyasının sonu mu?