20 Haziran 2021

Dublörlük tarihi

Dublörlük aslını güçlendiren canlandırma, yerine geçtiği kişiye sahte de olsa değer katan kurmaca

Dublör sözcüğü, dilimize olduğu gibi giren ve dil yapımız içinde karşılık üretemediğimiz yabancı kelimelerden biri! Asıl kişinin yerine geçen, gerek vücut, gerekse de yüz ve hareketleriyle aslını andıran, aslını canlandıran kimse anlamında kullanılıyor. Dublör dendiğinde her ne kadar aklımıza hemen sinemadaki tehlikeli sahneleri –genellikle- başroldeki oyuncu yerine canlandıran ona benzeyen, ona benzetilerek sahneye sunulan kişi gelse de, çok farklı yerlerde, hatta yerine göre önemsiz çekimlerde de ünlü oyuncuyu gereksiz mekânlara götürmemek adına kullanılan bir gösterim tekniği.

Tarihsel süreç içinde farklı dönemlerde dublörler kullanılmış. Bu bazen kralların, imparatorların beklenmeyen ölümleri sonrasında onların yerine geçecek, kraliyet tacını takacak, kılıç kuşanacak veliahtlarının bulunup getirilene kadar bir oldubittiye uğranılmaması için ölümü saklamak, kralı yaşıyor gibi göstermek amacıyla yaşatılmış, bazen de tebaaya kendini göstermek gereksinimiyle yorucu seyahatlere imparatorlara benzetilen dublörler gönderilmiş. Bizans dönemi İstanbul'unda aynı anda farklı mekânlarda görülerek gizemli, hatta Tanrısal güçte bir havaya bürünmeye çalışan Justinianus'un kendine özel gizli geçitler yaptırdığı yanında dublör kullandığı da düşünülüyor. Napolyon'un, Büyük İskender'in, Büyük Friedrich'in, Stalin'in ve Hitlerin de dublör kullandığı konusunda duyuma dayanan bilgiler bulunsa da, gizliliğin çok önemli olduğu bu tür durumlara ait kayıt altına alınmış örnek, saptanmış yaşanmışlık bulunamadığı için dublörlük tarihini 19. Yüzyılın son çeyreğinden öncesine ilişkilendirmek zor görünüyor. Bizden bir örnek olarak da, özellikle cuma selamlıklarına kendisine çok benzeyen sütkardeşi İsmet Bey'i gönderdiği bazı yerlerde yazılan Osmanlı padişahı 2. Abdülhamit'i verebiliriz.

1883 Yılında başlayan ve 1913 tarihine kadar süren turnelerle Güney Amerika'nın sahra yaşamını anlatan "Vahşi Batıdaki Buffalo Bill" canlandırmalarının Kuzey Amerika ve Avrupa'da gezici olarak gösterilmeleri sırasında, silahların ateşlendiği, okların fırlatıldığı, yakın plan savaşları içeren şovların yüksek performans gerektiren yerlerinde dublörler kullanılmış. 

İlk dublör sanatçıları, özellikle eğitimli jimnastikçiler ve akrobatlar arasından seçilmiş, genelde gezici sirk sanatçılarıymış. Bir dizi cesur sıçrama, yüksekten atlama, at üstünde tehlikeli performans sunmak, izleyenlere sansasyonel bir şekilde yüreklerini ağızlarına getirecek cesaret dolu akrobatik hareketler gösterebilmek için disiplinli bir eğitim sürecinden geçmek ve mükemmel bir vücut kontrolü gerekiyormuş.


Vahşi Batı yaşamını anlatan erken dönem Western filmlerinde jimnastikçiler, akrobatlar, gözü kara sporcular, cesur sirk sanatçıları koruyucu önlemler alınmadan kullanılmış

Dublörlerin tarihi, genelde sinematografi ile ilişkilendiriliyor ve bir anda belki de plansız olarak ortaya çıkan bir sahneye dayandırılıyor. Kabul etmeyenler olsa da, Guinness Rekorlar Kitabı'na giren ve erken dönem Western çalışmalardan olan "The Great Train Robbery" isimli filmde resmi olarak dublörlük yapan, yaptıklarıyla da filmin hâsılatını ikiye katlayan ilk dublör kişi "Frank Hanaway" olmuş. Erken dönem dublörleri profesyonel dublör sanatçıları olarak kabul etmemek gerekiyormuş, çünkü denilenlere göre onlar göz yanıltıcı hilelerle aslına değer katan yanılsama ustaları değil, tehlikeli işleri yapmayı kabul edecek kadar istekli ya da çılgın insanlarmış. 

Dublörlük hizmeti için para ödenen ilk oyun, 1908'de, başrol oyuncusunun uçurumdan denize atlaması canlandırması nedeniyle Monte Cristo Kontu çekimleri sırasında bütçeye eklenmiş; uçurumdan baş aşağı denize atlayan akrobata da o günün parasıyla –sadece- 5 dolar ödenmiş.

1910 -1920 Arasında, Vahşi Batı şovlarına olan talebin azalması sonrasında çok sayıda yetenekli at binicisi ve akrobat sanatçı işsiz kalınca sessiz sinemanın yükselişiyle birlikte komedilerde dublör çalışmaları artmaya başlamış; aksiyon filmleri zevkle izlenir hale gelmiş. Sessiz filmlerin ve erken sesli çağın yükselişinde, Tom Mix ve Yakima Canutt gibi film yıldızlarına ve dublörlere dönüşen bir dizi rodeo yıldızının ortaya çıkması bu zaman diliminde olmuş. Aktörlerin yerine riskli ve tehlikeli sahnelerde canlandırma yapan ilk ana akım dublör sanatçılar genellikle palyaçolar ve komedyenler arasından seçilmiş. Sessiz filmler, vücut efektlerine yer veren kaba komediler için dublörler mükemmel bir ortam yaratmış, asıl sanatçıların önünü açmış. Ödüllü dövüşçüler, akrobatlar, palyaçolar, yarış arabası sürücüleri, cambazlar, koşucular, yüksek performans sahibi sporcular neredeyse bir takım halinde dublörlük hizmeti vermeye başlamışlar. Bunlardan bazıları Hollywood'un ilk gerçek yıldızı olarak da kabul edilen İngiltere'de doğumlu, sirk geçmişi olan Charlie Chaplin ile birlikte rol almış. Chaplin, abartılı vücut efektleriyle birlikte sergilediği rutin akrobatik performansında yarattığı "The Tramp" karakteri çok beğenilmiş; dünyanın dört bir yanındaki izleyicilerin beğenisini kazanmış.

Buster Keaton'a göre işin sırrı, düşüşün ağırlığını emecek şekilde inişteymiş

1917'de genç bir vodvil (toplumsal sorunları mizahi bir yaklaşımla hicveden tiyatro türü) oyuncusu Buster Keaton, Charlie Chaplin'in ortağı Fatty Arbuckle ile tanışıp kısa sürede yakın arkadaş olunca Arbuckle onun için de güldürü içerikli bölümler tasarlamaya başlamış.

1920-1930 Yılları arasında, Hollywood altın çağına doğru koşarken, hem Buster Keaton hem de Charlie Chaplin için zirveye çıkan yollar açılmış. Buster Keaton ilk başrolünü "The Saphead" adlı bir uzun metrajlı filmde oynamış ve kısa süre sonra da kendi uzun metrajlı filmlerini yönetmeye başlamış. 1895'te oyuncu bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Amerikalı aktris, komedyen, yönetmen ve dublör Keaton, adını ünlü sihirbaz Harry Houdini'den almış. Daha 18 aylıkken merdivenlerden yuvarlanan ancak burnu dahi kanamayan Keaton'ı yerden kaldıran Houdini, ona "uçan" anlamına gelen Buster adını takmış. Aynı zamanda çok hızlı koşan bir atlet olan Buster Keaton üç yaşındayken ailesinin vodvil kumpanyasında oyunculuğa başlamış ve yaşamı boyunca sürdüreceği bu meslekte tüm tehlikeli sahneleri kendi oynamış, büyük risk taşıyan sahneleri kendisi canlandırmış. Bugün bile seyredildiğinde izleyicilerin içini kaldıran sahnelerdeki yüksekten atlayışlar, merdivenlerden yuvarlanıp sert rüzgârlarda savrulmak, damlardan atlayışlar, pencerelerden düşüşler tüm zamanların en tehlikeli canlandırmaları arasına girmiş; daha önce benzeri olmayan deneyimler sinema sahnelerinde ortak aklın haznesine yazılmış.

1920'ler hem sinemanın hem de dublör performanslarının popülaritesini artırmış, film endüstrisinde yaşanan teknoloji, akrobasi yaratmanın yollarını ustaca geliştirmiş, yeni tekniklerin peşinde koşulmuş.

Hollywood'un doğuşu sonrası dublörlerin güvenliği de önemli olmuş

Güvenlik tedbirlerinin alınarak teknik koruma cihazlarının kullanıldığı ilk film, başrolünde Harold Lloyd'un oynadığı 1923 yapımı sessiz romantik komedi "Safety Last" olmuş. Bugün bile çoğumuzun bildiği bir binanın tepesindeki bir saat kadranı üzerinde sallanırken görülen oyuncunun görüntüsü günün yüksek teknolojisi içinde dublör kullanılarak çekilmiş. Çekim alanına kurulan güvenlik özellikleri arasında, her ihtimale karşı sanatçının altında yer alan platforma serilen bir şiltenin yanı sıra, oyuncunun kıyafeti içinde saklanan çelik teller, gizlenmiş korse, sıkıca bağlanan emniyet kemerleri kullanılmış.


1923 Yılında çekilen "Safety Last " filmindeki bu sahne, neredeyse tüm zamanların en iyi dublör çekimi olarak hafızalara kazınmış.

Geliştirilen uygulamalar sinemada yeni bir çağın habercisiymiş, yeni güvenlik teknikleri ve film hileleri ile sinema artık hayal gücünün derinliklerinde olasılıkları sonsuz olarak düşünebilecek şekilde yol alıyormuş.

1930'lu yıllarda Batı Rodeo yıldızı "Yakama Canutt" keşfedilmiş. Günümüz profesyonelleri arasında dahi önemli standartlar geliştiren, dublör eğitiminin ilk kilit ismi olan Canutt'un çırakları arasında John Wayne bile yer almış. 

Bilgisayar teknolojisi dublörlük mesleğinin gelişimine engel mi? 

1962 yılından itibaren birbiri ardına çekilen "James Bond" filmlerinin tüm Dünyada yüksek gişe gelirine ulaşmasıyla birlikte, yüksek riskli nefes kesen sahne çekimlerinin heyecan verici teknik detaylarına ayrılan bütçe de aynı oranda artmış; akıllara durgunluk veren planlamalarla dolu dublör gereksinimi başka filmler için de -neredeyse- zorunlu olmuş. Aksiyon filmlerinin nefes kesen sahneleri afişlerde, reklamlarda ve tv adaptasyonlarında görülmeye başlamış. Sinema sektörüne yeni bir kan getiren bu çılgınlık içinde, James Bond karakterinin yıldızlaşan oyuncusu Sean Connery neredeyse ilahlaşan bir kimlik haline gelmiş.

70'li yıllara yaklaşıldığında hava yastıkları gibi modern dublör teknolojisinin gelişimine sahne olan gelişim sürecinde kullanılan teknikler günümüze kadar süren devinim yolculuğuna çıkmış ama dublör sanatçıları için korkulan en büyük şey, onları işlerinden alıkoya bilecek bilgisayar teknolojisinin yaygınlaşması olarak düşünülmüş. Böyle düşünenler haklı çıkmışlar, özellikle 80'li yıllarla birlikte bilgisayarla oluşturulmuş görüntüler, bilgisayar grafikleri geliştikçe, gerçeğe çok yakın sahneleri oluşturmak mümkün hale gelmiş. Yönetmenlerin çok pahalı, tehlikeli veya gerçek dublör insanlarla gerçekleştirmesi imkansız olan sahnelerinde dublörler yerine masa başı çalışmaları geçmiş. Şiddet içeren dövüş sahneleri, düşmeler, araba kazaları, patlamalar ve daha fazlasını oluşturmak için artık bilgisayar yazılımları kullanılmaya başlanmış. Tabii ki bilgisayar teknolojisinin gelişimi ne olursa olsun, başarılı bir dublör gerçekliği her zaman her zaman özgün talep yarattığı için bu şekilde devam edecektir, kanısındayım. Zaten Hollywood dublör endüstrisi de bu şekilde düşünüyormuş, sektör yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olmadığını sık sık söylüyormuş. Açılan özel okullarda yetiştirilen yetenekli öğrenciler, spesifik olarak eğitildikleri alanlarda üst düzel performans sergileyecek şekilde mesleğe kazandırılıyormuş.


Sessiz sinemada iptidai koşullarda çekilen tehlikeli sahneler, dünyanın her yerinde ilgi ile karşılanmış

Televizyon Sanatları ve Bilimleri Akademisi dublör koordinatörleri için bir Emmy ödülü verse de, bireysel olarak ya da dublör çalışmaları için verilen bir Oscar olmaması sektörün şikâyetleri arasındaymış. Her ne kadar 1967'de Yakima Canutt, dublör kariyeri için onursal bir Oscar kazanmış ama Oscar organizasyonu törenlerini kısaltma arzusu yaşarken dublörlükteki anonimlik ve basit yanılsamayı kaldırmak düşüncesindeymiş.

Taurus Dünya Dublör Ödülleri Vakfı, her yıl düzenlenen bir gösteride sadece dublörlere kendi ödüllerini vermekle kalmıyor, aynı zamanda dünyanın her yerinde iş başındayken yaralanan dublörlere mali destek sağlamaya çalışıyormuş.


Günümüz modern teknolojisi içinde tasarlanan çok özel kurgular, yapımlara renk katıyor

Dublör kullandığı iddia edilen devlet başkanları

Yazının başında anlatmaya çalıştığım tarih sahnesinde yer almış liderlerin dublör kullanmalarını yakın dönem örneklerle de pekiştirmek istiyorum. CIA, dublör kullanımına karşı gerektiğinde aslını sahtesinden ayırmak adına bu tarzda çalışmalar yürütmeye, dünyadaki tüm liderleri analiz etmeye başlamış. Liderleri dublörlerinden ayırt edebilmek için gülüşleri, göz kaçırmaları, sinirlenmeleri, yüz mimikleri, vücut hareketleri, ellerini kullanış şekli ve yürüyüşleri izleniyormuş.

Saddam Hüseyin ABD askerleri tarafından Tikrit'te yakalandığında onu yıllardır izleyen, teşhis etme görevi kendisine veri uzman kişi de Irak'ta bulunuyormuş. Saddam Hüseyin'i sorgulama görevi verilen bu kişi, devrik liderle uzun süre konuşmuş, sorgu günlerce sürmüş. Yıllar sonra dünyada en çok aranan adamı sorgulamanın nasıl bir şey olduğu konusunda kendisi ile yapılan söyleşide "onu gördüğüm anda aklımda tek bir şüphe kalmadı, konuşmaya başladığımda, yıllardır masamda duran kitabın kapağındaki bakışı yüzünde gördüm" demiş. Bu kişi Saddam Hüseyin'i çelişkilerle dolu diye tanımlamış, ABD medyasının gösterdiğiyle çelişen bir şekilde Saddam Hüseyin'in insani yanını gördüğünü söylemiş, gördüğü en karizmatik insanlardan biri olarak tanımlamış. Saddam Hüseyin'in istediği zaman etkileyici, hoş, komik ve nazik olabildiğini söylemesi ABD kamuoyunu şaşırtmış.

Eski bir KGB ajanı olan 67 yaşındaki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, güvenliği için dublör kullandığı iddialarını her defasında reddediyormuş. Bir defasında iddialarla ilgili olarak, "Çeçenistan savaşı sırasında teklif edildi ama kabul etmedim" demiş ama sık sık gündeme gelen "Putin'in dublörü", "Putin'in dublör kullandığının kanıtı", "Siz gerçek misiniz" sorularından rahatsızmış. Her defasında bu tür iddialara "gerçeğim" diye karşılık veriyor ve 1999 - 2000 yıllarındaki Çeçenistan savaşı sırasında birkaç kez bölgeyi ziyaret etmesine gönderme yaparak "bu fikir, terörle savaşımızın en zor döneminde ortaya atıldı ama her defasında kabul etmedim" diye karşılık veriyormuş.

Bangladeş'te kendisi yerine sınavlara girmesi için sekiz "dublör" tuttuğu öne sürülen bir milletvekili üniversiteden atılmış. İktidardaki Avami (Halk) Birliği partisinin milletvekili Tamanna Nusrat'ın dört sömestrde en az 13 sınava yerine kendisine benzeyen kadınları soktuğu ve bu kişilere ödeme yaptığı tespit edilmiş. Skandal, özel bir TV kanalının haberiyle ortaya çıkmış, sosyal medyada çok sayıda kişi tarafından paylaşılmış. Sınav öncesinde muhabirlerin saptayarak konuşmaya zorladığı kadın kendisini Tamanna Nusrat olarak tanıtınca çok saçma bir sohbet yaşatmış ve bu kişi kimliği açığa çıktığı için sınavı terk etmiş. Bir okul yetkilisi, dublörlerin sınavlara korumalar eşliğinde geldiğini, bu durumun çok kişi tarafından bilindiğini ama Nusrat'ın nüfuzlu biri olması nedeniyle kimsenin sesini çıkaramadığını söylemiş.

Peru'da kendisini ziyarete gelen ikiz kardeşini yerine dublör olarak bırakarak kaçan mahkum kapıdan çıkıp özgürlüğüne yürümüş. Cinsel taciz ve soygun suçlarıyla çarptırıldığı 16 yıllık hapis cezasını Peru'nun başkenti Lima'nın kuzeyindeki bir cezaevinde çeken Alexander Delgado, geçen Ocak ayında kendisini ziyarete gelen ikiz kardeşi Giancarlo'yu ilaçla uyutarak onunla giysilerini değiştirmiş ve elini kolunu sallayarak cezaevinden kaçmış. Yetkililer önceleri masum kardeşin yalvarmalarını duymamışlar ama durum suçsuz Giancarlo'nun parmak izlerinin alınması sonrasında açığa çıkmış. İçişleri Bakanlığı tarafından yakalanmasına yardımcı olacak şekilde bilgi verene ödül vaat edilince, Alexander Delgado liman kenti Callao'da 13 ay sonra yakalanmış ve yüksek güvenlikli bir cezaevine gönderilmiş. Alexander Delgado'nun firarda olduğu dönemde ikiz kardeşi kaçış planında suç ortaklığı yaptığı şüphesiyle tutuklanmış ve soruşturulmuş ama iddia kanıtlanamadığı için serbest bırakılmış. Alexander Delgado da yakalandıktan sonra, annesini özlediği için kaçtığını söylemiş.

Nijerya basınında, Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari hakkında öldüğü ve yerine Sudanlı "Jubril" adlı dublörünün geçtiği söylentileri yer almış. Buhari, bazı insanlar benim klonlandığımı düşünüyor ama sizi temin ederim ki, gerçek benim demiş. BBC Türkçede yer alan bir haberde, seçimlere hazırlanan Buhari'nin, iktidara geldiği 2015'ten beri ciddi sağlık sorunları yaşadığı, 2017'de, İngiltere'de 3 ay tedavi gördüğü ve yüzünün dublörüne nakledildiği yönünde iddialar yer almış.


Dublörlük eğitimi veren özel okullarda dövüş sanatı, akrobatik motosiklet-araba sürümü ve patlayıcı gibi yapımlara görsel efekt sağlayacak alanlarda özel eğitimler veriliyor

Fransız haber ajansı AFP, Buhari'yle ilgili "dublör" söylentilerinin geçen yıl Facebook, Twitter ve YouTube'da ortaya atıldığını, iddialarla ilgili videoların yüz binlerce kişi tarafından izlendiğini, iddiaları yayanlar arasında Buhari'nin selefi eski Nijerya Cumhurbaşkanı Goodluck Jonathan ve Yerli Biafra Halkı adlı ayrılıkçı grubun lideri Nnamdi Kanu olduğunu yazmış. Nnamdi Kanu, bir paylaşımında Buhari'nin iki fotoğrafını yan yana göstererek normalde sağ elini kullanan Buhari'nin sol elini kullanırken çekilen fotoğrafının kanıt olduğunu savunmuş ve 1997 yapımı "Face/Off" (Yüz Yüze) filmine vurgu yaparak Buhari'nin yüzünün dublörüne nakledildiği öne sürmüş. BM İklim Değişikliği Konferansı için Polonya'da bulunan Buhari'ye dublör söylentileri hakkındaki düşünceleri hatırlatılınca, kendisi konuşmamış, Özel kalem müdürü, Buhari'nin bu sorulara verdiği cevabın videosunu yayımlamış. Buhari videoda, bu söylentileri çıkaranların "cahil ve dinsiz" olduğunu öne sürerek, "ben hastayken birçok kişi ölmüş olmamı umdu, hatta bazıları gerçekten öldüğümü sanarak cumhurbaşkanlığı yardımcısına gidip ona başkanlık önerdi; o da Londra'ya gelip bana bunları anlattı" diyormuş. Şüpheler bitmemiş, tartışmalar dinmemiş. 

Dublörlük konusu, araç gereçleri, sanal teknolojisi, ikame teknikleri, robot modelleri ve eğitim metoduyla dış dünyanın olduğu kadar hobi olarak bu konuyla ilgilenenlerin ve koleksiyonerlerin de ilgisini yıllardır çekmeye devam ediyor. Filmlerde kullanılan alet-edevatlar, giysiler, gazete haberleri, kullanılmış eşyalar ve çekim planları meraklılarınca takip ediliyor, açık arttırmalarda satılıyor, tematik olarak toplanıyor. Genel olarak sinema dünyasına ait her şeyin sergilendiği özel ve ulusal müzelerde dublörlük konusuna ayrılmış bölümler olduğu gibi kişisel birikimiyle "dublör" temalı sergiler açan koleksiyonerler dünyanın her yerinde var.


Filmlerde kullanılmış dublör malzemeleri özel koleksiyonlarda sergileniyor, tematik olarak müzelerde meraklılarına sunuluyor

Buradan yeri gelmişken puldan ve pulun oluşturduğu zenginlikten gittikçe uzaklaştığını düşündüğüm PTT'nin ilgili bölümü yöneticilerine bir önerim var. Öncelikle bilinsin ki, filatelik zenginlikte pul tasarımını yürütebilmek için işten anlamak, meraklı olmak, bilenlere sormak, Dünyayı ve koleksiyonerleri takip etmek gerekiyor. Gerek Türk Sinemasının gerekse de evrensel öğelerin toplanacağı dublörlük gibi tematik alanlar, meraklılar için çok ilgi çekici olabilir, Dünyanın her yerinde Türk pullarına, ilk gün zarflarına, basılacak madalyalara, antiyelere talep yaratabilir.

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim.

Yazarın Diğer Yazıları

Olimpiyat Oyunları: Sporun ve tüm insani değerlerin simgesi

Tam 28 yüzyıllık geçmişi ve külliyat olacak yaşanmışlıklarıyla "Olimpiyat ışığı" kültürler arasında sevginin köprüsü olmaya devam ediyor

Karanlıkta ışık saçan yalnızlık simgesi: Deniz fenerleri

Erken dönemlerde yapılmış deniz fenerleri, bugün anladığımız anlamda kayalıkları, akıntıları göstermekten ziyade limanları ve liman çevresindeki yerleşimi belli edip, şehirleri temsil ederlermiş

Buz içinde aranan ölümsüzlük

Kriyoniks olarak adlandırılan ikinci yaşam umudu, gelecekte hastalığına şifa bulunacağına inananların ve tekrar yaşama döneceği beklentisi içinde olanların, buz içinde yarınların dünyasına yelken açtıkları "tüp" içinde bir liman