30 Eylül 2014

Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

“Kendimi önemli birisi gibi hissetmemi sağlayın. Bunu yaparsanız, yalnızca satışlarda değil, hayatta da başarıyı yakalarsınız.”

Geçen hafta bir event için Lviv'deydik. Harika bir kent. Birbirinden keyifli lezzet durakları, renkli kafeleri, heykelleri, muhteşem mimarisi ve bunaltmayan trafiği ile Unesco'nun dünya kültür mirası listesinde yer alan yaşanası bir kent. Kentin en işlek meydanında bulunan geçmiş dönemde partizanların sığınakları olan ve mücadelelerini  yönettikleri merkez üssü günümüzde lokal yemekler yapan, folklorik elbiseli bayan garsonların servis yaptığı hoş bir işletmeye dönüştürülmüş. Mekana giriş sadece gizli parola ile mümkün.
Rehberimizin daha öncesinde bizlerle paylaştığı parolayı kapının tokmağını çalınca dışarıya çıkan elinde makineli tüfek bulunan, asker elbiseli, iri kıyım kişiye söylüyorsunuz. Parola doğruysa ürkütücü tablodan içeri geçerek damakları şenlendiren pozitif insanların keyifli kahkahalarının yükseldiği bir şölene dahil oluyorsunuz. Bu arada oldukça geniş labirent gibi birbirine açılan bölümleri gezmek ve içeride yer alan o döneminde kullanılan uçak, telsiz, motor ve silahları da görüp resim çekilmek de mümkün.

İş hayatı da aslında bilenler için  içeri girişte sorulan gizli parolalar ile doludur. Bunları bilmeden içeri girmek pek de mümkün değildir. Bugün  rehberliğinize soyunarak  iş hayatının labirentlerinde dolaşmaya başlama hevesinde olanlara en çok kullanılan sorunun cevabı olan parolayı fısıldayayım isterseniz.
Mülakatlarda vazgeçilmez sorulardandır, ''Beş yıl sonra kendinizi nerede gördüğünüz?'' Sistem  bunu merak eder çünkü sizin çalışma azminizi, hırsınızı, tutkunuzu, hızlı bir ilerleme arzunuzun var olup olmadığını denetlemek ve bu bağlamda rekabet iklimi içerisinde  kendinizi nasıl gördüğünüzü bilmek ister.

İstenilen parola;  “Yine bu adreste, daha deneyimli ve donanımlı ama daha yüksekte”  olmalıdır.
Hayatı yakalamak gibi bir tercihinizden bahsedecek olursanız, sistem de sizi yakalamaktan vazgeçecek ve büyük ihtimalle içeri giriş kapısını açmayacaktır.
“Özel hiç bir hedefim yok, tek isteğim işimi keyifle yapmak, zevk almak ve kazanacağım parayla da geçinmek ve size değer katmak” gibi rekabete açık olmayan bir tavır sergilemeniz de hoş karşılanmaz.
Felsefe yapmayı deneyip hatta Maslow'a da atıfda bulunarak ''Hayattaki istekler ve elde edilenler eşitlenmedikçe insanın kendini gerçekleştiremeyecektir'' söylemini dillendirmeniz, ''En üst basamağa çıkmak yani tam bir insan olmak; ne istediğini bilmek ve sonra da bunu gerçekleştirmekle mümkün değil mi?'' diyerek teyit aramanız da sonucu değiştirmez karşınızdaki kapılar duvardır ve geçiş izni pek mümkün değildir.
Söz konusu parolalar ne kadar samimi ve gerçekçi olsa da giriş için istenen parolalar değildir.  

Aslında iş görüşmeleri gerçekçi de değildir. İki tarafta impression-management (izlenim yönetimi) yapmaktadır.
İstemci kurum da aday da var olan gerçekliklerinin dışına çıkarak birbirlerine ideal bir üst-görüntü çizmek peşindedir.
Rol kabiliyeti bu anlamda mühimdir. Giysiler, takılar, konuşmalar, bilinen sorular, beklenen parola cevaplar, hep karşı tarafı etkilemek içindir.
Bu tabi ki istemci kurum için de geçerlidir.
Aday kişisel vizyonunu ve kuruma nasıl değer katacağını anlatarak karşı tarafı ikna ettiyse güçlü olan taraftan söz  Aday'a geçebilir.
O da aynen bu can alıcı soruyu istemci kuruma yöneltebilir.
“Kurum olarak beş yıl beni burada tutmak için şahsıma ne tür kişisel yatırımlar düşünüyorsunuz?”
İşin doğrusunu arıyorsanız, bu soruyu gerçek mülakat ortamında adayların cesaret edip sormasını beklemek pek gerçekçi bir tahmin olmayabilir.
Ama kurumlar adına insanları tutmanın yolunu biz söyleyelim.
Kurumlarda adayların ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını ve yüksek derecede bir performans göstermelerini istiyorsa; ONLARI MUTLU ETSİN!

Aslında bu formülü biz keşfetmedik.
Aristoteles binlerce yıl önce çıkıp söylemiş.
İnsanın her isteğinin arkasında başka bir istek yatar.
Bu, her şeyin temelinde var olan o tek isteğe ulaşıncaya kadar devam eder.
O tek istek de; mutlu olmaktır!
Mutlu olmak kişinin kendisini önemli, saygın ve değerli olarak hissetmesi sonucunda ortaya çıkan bir duygudur.
İster kurumu temsil eden değerlendirmeci olun isterseniz aday, karşınıza çıkan her insanın yakasında şöyle yazan bir kart olduğunu varsayın.
“Kendimi önemli birisi gibi hissetmemi sağlayın. Bunu yaparsanız, yalnızca satışlarda değil, hayatta da başarıyı yakalarsınız.”

 

Yazarın Diğer Yazıları

Parlak diploma sahibi olmak ve olmamak?

“Hayat, sınırsız ihtimalle doludur ve hayatınızı belirleyen tek şey notlarınız değildir"

Çemberin içindekiler

Belki de çemberi “içi boş bir daire” olarak size ilk kez tarif eden ilkokul öğretmeniniz farkında olmadan size yaşamın en önemli gerçeğini fısıldamıştır

Yönetimin tanrıları

Eğer şirketler yaşamak istiyorsa, bireylerin ihtiyaçlarına, tutum ve davranışlarına daha uygun yönetim felsefeleri zorunda