25 Aralık 2021

Müzisyen Dilara Sakpınar: Herkesin 'müzik' yapabilme fikri süper, ama bu herkesin gerçek bir müzisyen olduğu anlamına gelmiyor

Bu akşam Zorlu PSM'de "Sudaki Çığlık" albümünden şarkıları seslendirecek olan Dilara Sakpınar yani 'Lara Di Lara' müziğinin hikayesini anlattı

Dilara Sakpınar, büyüleyici bir sese sahip, sesi kadar dikkat çeken güzellikte, hayranları tarafından 'Nordik bir tanrıça gibi' bulunan bir müzisyen. Görülmek için hiç çırpınmadı, sakin ve derinden müzik kariyeri boyunca çizgisini bozmadı, bu yüzden de sevenleri ona daha çok hayran oldu. Tekrara düşmediği şarkıları ve klipleri ile çoğu zaman bize ilhamını doğadan aldığını hissettirdi.

Müzisyen bir baba ve sanatçı bir annenin kızı olan Dilara'nın dayısı da çok sevdiğimiz İlhan Erşahin. Yani müzik onun genlerinde kayıtlı. Hayatı başka bir ülkede yaşamaya çok elverişli olsa da "Türkiye'yi ne kadar zor olsa da seviyorum" diyen Dilara, müzik yapmanın yaşamak kadar zor olduğu bu coğrafyada üretmeye devam eden boyun eğmeyenlerden.

Bu akşam Zorlu PSM'de konser verecek olan Dilara Sakpınar, son albümü "Sudaki Çığlık"tan şarkılar söyleyecek. Bu konser için özel bir sahne hazırlayan sanatçı ile müziğe, yaratmaya, birlikte üretmeye ve sınırlara dair sohbet ettik.

- Seni en başta 123 ile tanımıştık. Bir grupla müzik yapmak ile solo olmak arasında şarkı yaratım sürecini etkileyen farklar, avantajlar, dezavantajlar ne oldu senin için?

Grup olmakla solo olmak arasındaki en büyük fark, karar mekanizması bence. Grupken hemen hemen her şeye hep birlikte karar verirdik. Solo ilerlemeye başladığımda, birçok şeyin sadece bana bağlı olduğunu ve benim karar vermem gerektiğini öğrenmeye başladım. Açıkçası birlikte karar vermeye alıştıktan sonra, her şeyi tek başıma nasıl yapmam gerektiğini ilk başlarda tam oturtamadım fakat zamanla rayına girdi ve aslında kendi işimin karar mercii olmak hoşuma gitmeye başladı. Tüm yük ve sorumluluk bende olsa da, bu şekilde ilerlemek beni epey özgürleştirdi ve daha önce fark etmediğim şeyleri fark etmemi sağladı.

- Ailenin müzik ustaları ile dolu olduğunu düşünürsek muhtemelen senin de müzisyen olman kaçınılmazmış ama hiç başka işlere, başka sanatlara yöneldiğin, müzisyen olmayı düşünmediğin zamanlar var mı?

Evet ailemde ne mutlu bana ki bir sürü müzisyen, sanatçı var. Öyle olunca kaçınılmazmış gibi oldu benim için ama mesela kardeşim için öyle olmadı! O da çok yetenekli olmasına rağmen bambaşka bir yol seçti kendine. Bense kaçınılmazı doğal bir yolla yaşamayı seçtim sanırım. Bir aile baskısı olmadan. Başka şeyler yapmayı sıklıkla düşündüm, düşünüyorum. Bence sanatla uğraşmak insanı zaman zaman acayip bölebiliyor. Özellikle Türkiye gibi komplike ve sanata gerektiği kadar değer verilmeyen, genelde alıştığı şeyleri görmek/dinlemek isteyen bir ülkede, insanı oldukça zorladığı olabiliyor. Böyle anlarda, başka şeylerle uğraşsaydım ya da uğraşsam mı diye düşünüyorum ama müziği kalpten ve en derinimden çok sevdiğim için kendimi yine onun içinde buluyorum. Hiçbir şey kolay değil, 'istiyorsan bir yolunu bulursun' mottosu ve motivasyonuyla ilerliyorum.

- Ailendeki müzisyenlerin yaptığın müziği olumlu değerlendirmesi senin için ne kadar önemli? Konserlerde onları seyirciler arasında görmek seni zorluyor muydu başlarda?

Ailemin üretimlerimi beğenmesi elbette hoşuma gider ancak onların beğenisini kıstas olarak almıyorum. Üretimlerimden önce kendim memnun olmam lazım. Benim içime siniyorsa, fikir almak için açılırım, tartışırım ama final olarak kendi yaptığım şeylere kendim karar veririm. Konserlerime gelmeleri beni her zaman çok mutlu ediyor. Hiçbir zaman yadırgamadım, tam tersi hoşuma gidiyor. Beni ne olursa olsun desteklediklerini görmek ve bunu hissetmek bana güç veriyor.

- Yaptığın şarkıları ilk kime dinletirsin?

Kedi kızıma. Onun dışında değişiyor, tek bir kişi yok.

- Pandemi yaratım sürecini nasıl etkiledi?

Pandemi yaratım sürecimi ekstra bir şekilde etkilemedi. Pandemi başlamadan önce son albümüm 'Sudaki Çığlık' bitmek üzereydi, onu tamamladım. Kaydetmeye başlamış olduğum 5 tane single yayınladım, bir de Kamufle ile birlikte kaydettiğimiz EP'miz 'Denge' yayınlandı. Genelde üretken olduğum için pandeminin beni çok zorlamadığına seviniyorum tabi ki. Ruh hali olarak elbette garip süreçler yaşattı ama bu da üretimimi pozitif etkiledi diyebilirim.

- En sevdiğim şarkın "Sıradan Dediğin"de "bir nefes kadar kısa, bir nefes kadar fani" diyorsun. Hayatın kısalığıyla son 2 senede daha çok yüzleştik. Bu sana bir sanatçı olarak neler kattı?

Ölümün de yaşam kadar yakın olduğunu içimin bi köşesinde tutar zaman zaman kendime hatırlatırım. Yani pandemi bu anlamda da bana çok etki etmedi. Çok çok üzücü ve korkutucu bir durum olsa da, hayatın kısalığından bir şeyi değiştirmedi benim için. Geliyoruz, gidiyoruz. Her şey olabilir. Her an olabilir. O nedenle bence hayatın bir nefes kadar kısa, bir nefes kadar fani olduğunu özümseyerek yaşamak, anı yaşamak her koşulda hayatı uzun kılıyor diye düşünüyorum.

- Bu "fani" hayatı yeterince dolu yaşadığına inanıyor musun ya da dolu olma zorunluluğu var mı sence?

Doluluktan ne kastettiğimiz önemli bu durumda. Yani fiziksel olarak çok "iş" yaparak hayatın dolu yaşandığını düşünmek bana uymayan bir biçim. Yaşamı, tabii ki geçinmek için çalışmakla beraber, sevdiğin şeylere odaklanarak da harmanlamak gerektiğini düşünüyorum. Bu bir şarkı dinlemek olabilir, bir bitkiye bakmak olabilir, arkadaşlarla gülmek olabilir, her şey olabilir! O zaman dolu oluyor doğal olarak zaten. Dolu olma zorunluluğu tabii ki yok, ama böyle akışında bir doluluk yaratılabilirse ya da farkına varılırsa hayatın inceliklerinin, o zaman daha anlamlı yaşanabilir gibi geliyor. Ben kendi adıma olabildiğince böyle yaşamaya çalışıyorum.

- Türkiye'den gitme ve daha çok insana ulaşma şansın varken neden yerel müzik dünyasında kalmayı tercih ettin?

Çünkü burada yaşıyorum, burayı ne kadar zor olsa da seviyorum. Burada başladım burada bu alternatifsizlik, çeşitsizlik içinde inat edip ortaya koyduğum naçizane müziği var etmeye çalışmak hoşuma gidiyor. Sinirlendiğim, kırıldığım, üzüldüğüm, eksikliğini hissettiğim noktalar olsa da bu, dünyanın her yerinde çeşitli şekillerde olacak. Elbette standardın daha yüksek ya da alternatiflerin daha çok olduğu bir durumda müzik yapıyor olmayı isterdim ama ben yaptığımı yapmaya devam ederek ilerlenebileceğini düşünüyorum. Yani pes etmek yok!

- Kamufle ile yaptığınız albüm çok güzeldi! Yakında yeni işbirlikleri var mı?

Bizim de çok içimize sindi, severek yaptık albümü. Yeni parçalar için çalışmalara da başladık bir süre önce. Ne kadar yakındır çıkışları bilmiyorum ama gelecekler o kesin. Şimdi önümüzde heyecanla beklediğimiz konserlerimiz var.

- 2021 biterken hem dinleyicilerin hem de müzik sektörünün hâlâ daha genre kategorilerine takılması, her müzisyeni bir kategoriye yerleştirme çabası hakkında ne düşünüyorsun?

Bunu hem anlıyorum hem de anlamıyorum. Bazı durumlarda "tanımlama" yapmak, özellikle dijital dünyada algoritmalar olduğu için yolu kolaylaştırabilir. Ama onun dışında hâlâ kategorilere sokmaya çalışmanın anlamını yitirdiğini düşünüyorum. Artık her şey daha iç içe bence. Evet birine müziğini tanımlamak için bir takım genre'lar saymak durumunda kalıyor insan ama bence müzik yapıyorsan 'müzik yapıyorum' demek yeterli olmalı, farklılıklara ve yeniliklere de açık olunmalı. Merak tabi önemli bi husus oluyor çünkü ne yazık ki bizim topraklarda genelde alışılan isteniyor. Bilinenlerin tekrarı olsun isteniyor. Bunun bir çeşit güven duygusu verdiğini düşünüyorum ama bir yandan kolaya kaçmak olduğunu, bir diğer yandan da biraz özgüvensizliğin ya da şöyle diyeyim, tabuların yaratmış olduğu ve henüz tam kırılamamış birey olma hikayesinin getirdiği bir fikrini, isteğini belirtememe durumu olduğunu düşünüyorum. Çoğunluk ne dinliyorsa onu dinlemek, sürü psikolojisi ve marketi belirleyen şirketlerin de kapitalist duruşlarıyla bunu en güzel şekilde yönetmesi/yönlendirmesi... Uzattım ama özetle, daha çok merak edilse, keşfe açık olunsa, kendi istek ve beğenilerimizi daha net ifade edebilsek, bu genre'ların, kategorilerin hiçbir önemi olmadığı anlaşılır.

- Peki Türkiye'de son zamanlarda teknolojinin sunduğu imkanlar sayesinde iyice kalabalıklaşan alternatif müzik dünyası hakkında ne düşünüyorsun?

Bence bu imkanların çoğalması harika bir şey! Ancak bu imkanların nasıl değerlendirildiği başka bir konu. O noktada, birikimli olmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Yani herkesin 'müzik' yapabilme fikri bence süper, ama bu herkesin gerçek bir müzisyen olduğu anlamına gelmiyor. Kendini geliştirmeyi seçerek kullanıyorsan, bu imkanlar gelişimine büyük katkı sağlayabilir. Ama kolay yolları seçip odak noktanı sadece 'para kazanmak' olarak seçiyorsan o zaman müzisyen değil bir işletmeci oluyorsun bence. Hiç birini diğerine kıyaslamam çünkü tabiki herkes ne yapmak istediğinde özgür. Ben bir müzisyen olarak bu anlamda alternatif müzik dünyasının kötü etkilendiğini, genel olarak her şeyin çok fazla birbirine benzediği ve tamamen trendlerle ilerlenen bir ortama dönüştüğünü düşünüyorum. Bu da müzikal çeşitliliği ve derinliği yok ediyor bence.

- Zorlu PSM'de bu akşam gerçekleşecek konserin için Emir Yargın ile çalıştığınızı gördüm. Neler yapıyorsunuz birlikte? Nasıl sürprizler bekliyor bizi?

Evet Emir Yargın ve hatta Yüksel Şardağ ile birlikte yollarımızı birleştirdik. Bir yaratıcı ekip ve bu doğrultuda da bir kolektif olarak ilerlemeye başladık. Çok mutluyum bu buluşmadan çünkü vizyonunun aynı olduğu, yaratıcı süreçlerde anlaşabildiğin, karşılıklı bir güven çerçevesinde fikirlerini ve isteklerini özgürce paylaşabildiğin insanlara denk gelmek ve birlikte iş yapmak epey zor bir şey bence. Bunca seneden sonra yürüdüğüm yolda genişleyip daha büyük bir aile olmak harika bir duygu!

- Konserde bizi neler bekliyor?

19 parçadan oluşan ve içime sinen upuzun bir albüm yaptım fakat çıkışı pandemiye denk geldiği için bir lansman konseriyle kutlayamamıştım. Bunun hayalini uzun zamandır kuruyordum. Geç olsun güç olmasın deyip onca zaman beklemenin de mükafatı olarak hem kendim hem ekibim, hem de dinleyicilerim için daha büyük bir deneyimle kutlamak istedim. 'Sudaki Çığlık' dünyasını destekleyen bir sahne tasarımı, görsel dünya, ışık, kostümler ve başka güzel sürprizlerle sizi ve aslında bizi desek daha güzel olur, heyecanlı bir macera bekliyor.

- Son olarak, sırada senin için neler var?

Sırada biriken parçalarımın çıkışları var. Onları takip eden bir albüm var, bir kaç şimdilik açıklayamayacağım proje var, Kamufle ile yeni bir albüm var, var da var! Takipte kalınması ve birlikte keşifler yapmak üzere diyorum!

Yazarın Diğer Yazıları

"Why not coconut" ya da Ayvalık'ta rakı sofrasında dertlerini paylaşan üç kadın

Netflix'te gösterime giren Zeytin Ağacı/Another Self dizisinin dile dolanan sözü "Why not coconut" "Neden olmasın tatlım" gibi bir anlama gelen İngilizce bir kafiyeli kelime oyunu. Aynı zamanda diziyi de özetliyor: Neden olmasın? Bugünlerini iyileştirmek için geçmişlerini iyileştirmeye çalışan üç yakın arkadaşın hikâyesini anlatan diziyi, yine üç kadından; yani başrol oyuncusu Tuba Büyüküstün, senaristi Nuran Evren Şit ve yönetmeni Burcu Alptekin'den dinledik

2000 yaşındaki çınarın öğretileri ve Nurten Öztürk

Bir kadın sürücü olarak yollarda sürekli tacize uğramaktan bıkmışken, benzin istasyonuna gelince bacağıma yapışan eteği, emniyet kemeri yüzünden açılmış dekoltemi düşünmeden bir kızkardeşten merhaba ile benzin almak kadar güzel bir şey yok! Aynı şekilde, yangından kurtarılan 2000 yaşındaki çınar ağacının çevresinde toplanan Bayır Köyü ahalisinin mutluluğunu görmek de muhteşem. Tüm bu küçük-büyük mutlulukların arkasında ise Nurten Öztürk var

"Bizi buluşturan festival": İstanbul Caz Festivali

29. İstanbul Caz Festivali geçtiğimiz hafta sonu Parklarda Caz konserleri ile başladı. 7 Temmuz'a kadar sürecek festivalde yine kalp atışlarımızı hızlandıran konserler var! Henüz biletlerini almayanlar için ya da biletlerini almış ve konserlere hazır olanlar için festivalin direktörü Harun İzer ile sohbet ettik