16 Haziran 2022

İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya: Klasik müzik zannedildiğinin aksine gençler tarafından da takip ediliyor

İKSV tarafından, Borusan Holding sponsorluğunda, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen 50. İstanbul Müzik Festivali, pazartesi günü AKM'de gerçekleşen ödül töreni ve açılış konseri ile başladı

"Seve seve İKSV" diyerek 50. yılını kutladığımız İKSV'nin temel taşlarından İstanbul Müzik Festivali de bu sene 50 yaşında. Hiç ara vermeden devam festivalin yolculuğunu festival direktörü Efruz Çakırkaya ile konuştuk. 

Dile kolay 50 sene! Türkiye'de herhangi bir organizasyonu kalitesini hiç bozmadan sürdürebilmek için çok uzun bir süre. Ancak Türkiye'de kültür-sanat dendiği anda akla ilk gelen kurum olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın tüm festivalleri aynı çizgide devam ediyor. Bunların arasında Müzik Festivali'nin apayrı bir yeri var. 

İKSV tarafından, Borusan Holding sponsorluğunda, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen 50. İstanbul Müzik Festivali, pazartesi günü AKM'de gerçekleşen ödül töreni ve açılış konseri ile başladı. Bu gecenin özelliği sadece 50. yıl açılış töreni olması değil, aynı zamanda seneler sonra yeniden açılan AKM'de yine açılış konserinin gerçekleşmesiydi. 

Tüm bunları, bu seneki festivalin öne çıkan isimlerini ve Türkiye'deki klasik müzik dinleyicisinin değişimini İstanbul Müzik festivali Direktörü Efruz Çakırkaya ile konuştuk.

- Bu sene festivalin 50. yıl coşkusu var, daha nice 50 senelere diyorum ama sormadan duramayacağım, nedir bunca sene devam edebilmenin sırrı?

Evet, 50 yıldır bir festivalin kesintisiz olarak devam ediyor olması gerçekten çok büyük bir başarı. Onun içinden çıkan diğer festivaller de aynı şekilde devam ediyor. İKSV kıymetli bir vizyon üzerine kurulu, yapısı çok çok önemli vakfın. Bağımsız olma durumu var. Özel sponsorluklar ile aslında bütün etkinliklerini tamamlıyor. Bu anlamda müteşekkir olduğumuz, 50 yıldır bu festivalleri destekleyen firmalar, şirketler, kurumlar var. Bir de tabii yani her şeyi ilk başlatan, ülkeye ilk festival kültürünü oturtan bir kurumdan bahsediyoruz. Bu kadar geçmişi olan bir kurum da haliyle belli bir seviyenin üstünde işler çıkartıp öyle bir algıyla devam ediyor. "İKSV yaparsa en iyisini yapar" algısı da var. İzleyiciyi çekme ve o devamlılığı sağlamak da söz konusu. Bir sürü etken bir araya geliyor diyelim.

- Efruz sen 14 senedir İKSV'desin. Aslında bu 14 sene Türkiye'deki kültür sanat için en zorlu seneler. Bu 14 sene nasıl geçti? Kötü şeyleri zaten biliyoruz ama aradaki güzellikler neydi? Pandemi sonrası fiziksel olarak izleyiciyle buluşmak nasıl hissettiriyor?

İlk 10 yıl, festivalin direktör yardımcısıydım ve benden önceki direktörü sevgili Yeşim Güler Oymak'la o 10 yılı acısıyla tatlısıyla geçirdik. Tabii ülkenin gündemi asla durulmuyor ve bizden önce de nice darbeler, ekonomik krizler görmüş ve bunlarla demlenince o işin içinden nasıl çıkılması gerektiğini de insan öğreniyor ve o kası gelişiyor. Son iki yıllık pandemi, festival tarihinde hiç görülmemiş bir şeydi bir şekilde onu da atlattık. İlk yıl dijital bir program sunduk, geçen sene festival tarihinde ilk defa açık hava mekanlarda gerçekleşti ve yarı kapasitede izleyici aldık. Bu sene 50. yılımızdayken normal hayatımıza dönüyor olmak, salonlara dönüyor olmak, büyük senfoni orkestraları izleyecek olmak çok çok heyecan verici.

- AKM' ye dönüş de cabası…

Evet, Atatürk Kültür Merkezi İstanbul Müzik Festivali'nin en kült merkezlerinden biri. Festivalin ilk yıllarından beri oradan çok hikaye duyuyoruz çünkü festivalin ilk biletleri de AKM'nin gişesinde satışa çıkıyormuş o dönem. Ve bir gece önceden o kuyruğa giren, sandalyesiyle çadırıyla bekleyen sabah ilk biletleri alan izleyicilerin hikayeleriyle geldik bu günlere. Dolayısıyla AKM çok uzun senelerdir heyecanla beklediğimiz kültür sanat merkeziydi ve 50. senemize yetişti. Altı büyük konser izleyeceğiz AKM' de. Bütün o büyük orkestraların projelerin olduğu etkinlikler AKM Türk Telekom Opera Salonu' nda yer alacak. Kimler var; Gautier Capuçon eşliğinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Bilkent Senfoni Orkestrası ve Fazıl Say, Deutsches Symphonie-Orchester Berlin ve Anna Prohaska. O büyük büyük senfoni orkestralarını nihayet AKM'nin salonunda sahnesinde izleyeceğiz. Tiyatro salonlarında da konserlerimiz var. Bir çocuk-aile projemiz, bir Eczacıbaşı Vakfı Yıldızlar Oda Müziği konseri yine AKM'de dinlemeye başladığımız konserler arasında.

"İstanbul Senfonisi" Bilkent Senfoni Orkestrası ve Fazıl Say (Fotoğraf: Salih Üstündağ)

- Bu süreç içerisinde, Türkiye'de klasik müzik daha mesafeli durulan bir müzik türüydü, bu 50 sene içerisinde festivalin başarısı ne durumda ya da son 14 seneden bahsedecek olursak, bizzat sen neler gözlemledin? Gençlerin ilgisi arttı mı daha fazla klasik müziğe?

Klasik müziğin tüm dünyada izleyicisi yaşlanıyor, yeni gençler bulmamız lazım şeklinde işe bakıyor kurumlar. İstanbul Müzik Festivali de bu tutumda davranıyor ve son birkaç senedir özellikle çocuk projeleriyle genç izleyici yetiştirmeye çalışıyoruz. Ama uzun süredir sürdürdüğümüz hafta sonu klasikleri serisiyle aslında klasik müzikle daha önce bir araya gelmemiş, temas etmemiş izleyicileri kamusal alanda ücretsiz yaptığımız konserlerle bir araya getirmeye çalışıyoruz. 2010-2011 yılından beri verdiğimiz eser siparişleri de var. Bu anlamda klasik müzik literatürüne katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Aslında hiç öyle bildiğimiz gibi değil, geçtiğimiz hafta Boğaziçi Üniversitesi'nin radyosu İstanbul Müzik Festivali'ni Türkiye'de düzenlenen en iyi müzik festivali olarak seçti, bu öncelikle beni çok şaşırttı. Çünkü bizimle birlikte aday gösterilen, gençlerin daha çok gittiği, daha popüler kültüre ait adaylar vardı. Boğaziçili çocuklarla konuştuğumda bu şaşkınlığımı dile getirdim. Dediler ki biz takip ediyoruz Müzik Festivali'ni, yani gençler de klasik müziği takip ediyorlar dinliyorlar. Bu sene gençlere Eczacıbaşı Genç Bilet Projemiz var biliyorsunuz, öğrencilere 10 TL'lik konser bileti imkanı sağlıyoruz. Teşekkür konuşmamda bundan bahsetmeyi unuttum diye dövünürken öğrenciler "biz hepimiz biliyoruz bunu" dediler, "festival programını da biliyoruz, takip ediyoruz" dediler. Dolayısıyla klasik müzik zannedildiğinin aksine takip ediliyor. Elbette klasik müzik sevmek için bir birikim gerekiyor ve belli bir yaşa da gelmek gerekiyor belki bu türü daha fazla takip etmek, ondan daha fazla zevk almak için. Ama bence Türkiye'de klasik müzik dinleyicisi zannettiğimiz kadar yaşlı değil, artık tabi 35'ler 40'lar da yaşlı değil. O yaşlar ve üniversite öğrencileri de klasik müzik dinleyip festivalleri takip ediyorlar.

- Şimdiye kadar hiç klasik müzik konserine gitmemiş biri, bu sene özellikle hangi konserlere gitsin?

Özellikle gençlerin dünyasında biraz daha dijitalleşme olduğundan iki özel etkinliğimiz var. Bir tanesi aile etkinliği gibi; Fındıkkıran ve Ben, Tschaikovsky'nin Fındıkkıran eseri. Bir piyanist sahnede seslendirecek ve sahnenin önüne indirdiğimiz perdenin üzerine animasyon şeklinde dijital içerik yansıtılacak ve bir balerin de var bunun içerisinde. Bence sadece çocuklara değil gençlere de hitap ediyor. Bunun yanında çok daha enteresan yenilikçi bir projemiz var. Echoes of Life yani "Yaşamdan Yansımalar" adlı proje, bu projede de klasik müziğin en yaratıcı beyinlerinden biri olan Alice Sara Ott, müzik yolculuğunun kendi yaşamına yansımalarını içeren albümü, Echoes of Life ile aynı adı taşıyan projeyi sunacak. Chopin'in prelüdleri ile Alice'in kendi eserlerinin bir araya geldiği müzikal bir çatı var ve bu çatı da başarılı Türk mimar Hakan Demirel'in yarattığı dijital bir video yerleştirilmesiyle birleşiyor. Sahnenin arkasında dev bir ekran olacak ve müziği dinlerken Hakan'ın yarattığı dijital mimari enstalasyonu izleyeceğiz. Herkes bu konser esnasında kendi sanal yolculuğuna çıkıp özgün bir deneyim yaşayacak. Gençlere hitap eden bir proje.

Alexandra Dariescu (Fotoğraf: Marc Allan)

- Bu proje daha önce başka ülkelerde de sergilendi diye hatırlıyorum… 

Echoes of Life yeni bir proje. Bu yaz dünya turnesinde, Türkiye prömiyerini yapacak burada. Avrupa'da da birkaç ülkede gösterimlerini gerçekleştirdi, geçen hafta Japonya'daydı, Haziran'da da İstanbul'da olacak. Çok çok yeni bir proje bu, projenin albümü de Spotify'da var. İzleyiciler gelmeden dinlesinler, daha sonra festivalde izleyecekler. Daha önce Türkiye'de seslendirilmedi, çok yeni.

- Peki, festival için yapılan müzikler izleyiciden önce ilk size geliyor, ilk kez dinlediğinizde o nasıl bir duygu?

Aslında ilk bize gelmiyor, biz de konser esnasında dinliyoruz. Çünkü verilen eser siparişleri ilk kez festivalde seslendiriliyor. O yüzden ortaya ne çıktığını bilmiyorsunuz ve o müthiş bir heyecan. Çünkü sahnede o eseri dinleyeceğiniz anın öncesinde çok büyük bir süreç var; eserin sipariş edilmesi, yazılması… Biz de seyirciyle birlikte ilk kez dinliyoruz, çok heyecanlı, çok duygulu bir an. Bu sene de festivalde Türkiye'de iki yeni prömiyerimiz var. Verdiğimiz iki eser siparişi seslendirilecek. 

Tekfen Flarmoni Orkestrası (Fotoğraf: Fatih Pınar)

- Ben hep prova kayıtları size geliyor sanıyordum.

Açıkcası talep de etmiyoruz, o büyülü anın bozulmasını istemiyoruz. Müthiş bir heyecan çünkü izleyiciyle beraber ilk kez dinlemek bizim açımızdan da, bu tecrübeyi bozmak istemiyorum ben de aslında. Eserlerden biri aslında seslendirildi, diğer siparişçiler tarafından kaydı da alındı ve bana da gönderildi. Fakat ben dinlemeden direkt orkestra şefine iletttim, duymak istemedim. Çünkü sahne üzerinde canlı dinlemek istiyorum açıkçası. Dolaysıyla o heyecanı yerinde yaşamak en güzeli.

- Yarının Kadın Yıldızları projesinden de bahsedelim istersen, neler yapılıyor bu yıl proje kapsamında?

Evet, beşinci senesinde bu proje. 2018'de Türkiye Sınai Kalkınma Bankası'nın desteği ve işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz ve çok çok kıymet verdiğimiz bir proje Yarının Kadın Yıldızları, Kadın Müzisyenler Eğitim Destek Fonu. Bize çok uzun süre burs başvurusunda bulunan genç müzisyenler oldu, yurtdışından çeşitli okullarda kabul almış oraları kazanmış ya da halihazırda orda olup müzik bursu arayan müzisyenlere yardım edebilmek, bir fon sağlayabilmek amacıyla yapıldı bu proje. Ve 2018' den bu yana 53 genç kadın müzisyenin eğitim ve kariyer hayallerinin destekleyicisi olduk. Bu yıl da 16 müzisyeni daha destekleceyeceğiz. Kadın müzisyenlerinin eğitimlerinin, yarışmalara katılmalarının, orkestralara başvurmalarının veya enstrümana sahip olmalarına katkıda bulunmak amacıyla yaptığımız bu projeye ait konser de festivalde yer alacak. Bu 16 müzisyenden oluşan ufak ansambllar. Projenin bir de kanaat önderi var. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın baş kemancısı ve solist sevgili Pelin Halkacı Akın da genç kadın müzisyenlerle sahnede olacak.

- Aslında festivali o kadar severek anlatıyorsun ki neden devam ettiğini görmüş oldum. Çok teşekkürler.

Ben teşekkür ederim. 24 Haziran'a kadar İstanbul'un birçok farklı yerinde farklı içeriklerle, çeşitli müzik türleriyle farklı repertuvar ve konserlerin yer aldığı festivalimize tüm müzik severleri davet ediyorum. Coşkuyla hep beraber kutladığımız bir 50 sene olmuş, seve seve İKSV.

Festival biletleri için tıklayınız.

Yazarın Diğer Yazıları

Erotik ninniler grubu: Cigarettes After Sex

Amerikalı grup Cigarettes After Sex yıllar sonra yeniden Türkiye'de +1 Gezgin Salon Festivali'nin ikinci gününde sahne alacak. Şarkılar, aşk ve grup hakkındaki sorularımızı cevaplayan Greg Gonzalez yani grubun kurucusu, şarkılarının söz yazarı ve bestecisi "Aşk bütün kalp kırıklıklarına değer" diyor 

Burak Baysal: Kişilere ve tüketicilere dair elde edilen her bilginin kazanca çevrilebileceği bir çağda yaşıyoruz

"Siber saldırılar bireysel olarak en çok finansal kayıplara neden olabiliyor ancak genel çerçeveye baktığımızda kişisel verilerin özellikle sağlık alanında başkalarının eline geçmesi, can güvenliğinizi dahi etkileyecek kadar önemli bir konu" diyor Karmasis İş Geliştirme Müdürü Burak Baysal. Peki bu saldırılardan nasıl korunacağız?

Yönetmen Ali Kemal Güven: Keşke şu an, "Duygu Asena ne kadar geride kalmış" diyebilseydik

Başarılı bir yazar. Yalnız, modern, duygularıyla barışık. Evliliğinde "normal ve mutsuz olma" kapanına sıkışmış, oğlunun cinsel yönelimleri ile ilgili endişe duyan bir anne. Aldatılan bir genç kadın. Çok zengin ve yaşam dolu bir hala. Diğer kadın olan aşık bir kadın. Şidden gören, güzeleler güzeli trans bir kadın. Ve bu kadınların çevresindeki erkekler. Bu hayatların çevresindeki kurallar, dayatmalar, toplum ve hayat. Duygu Asena'nın romanından uyarlanan Aslında Özgürsün Gain'de. Yönetmeni Ali Kemal Güven ve yetenekli oyuncu Berk Cankat konuğumuz