14 Mayıs 2020

Libya’yı kim kurtaracak?

Kaddafi dönemi sonrasında 2011 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Libya misyonunun ülkeye barış ve demokrasi getirme görevi, büyük devletlerin halen sergilemekte olduğu münferit ve bencil tutumlardan ötürü neredeyse imkansız denecek ölçüde zordur

Küresel barış ve güvenliğin tesisi ve muhafazasından sorumlu Birleşmiş Milletler, Kaddafi rejiminin 2011 yılında yıkılmasının ardından Libya’da başgösteren ve hâlâ devam eden siyasi karmaşaya bir çözüm bulmak üzere 9 yıldır gayret gösteriyor. 2019 yılı başları Libya’da kaosun sona erip barışın geleceğine dair umutların yeşerdiği bir dönem olmuştur. Zira çözüm arayışlarında rol sahibi yerel ve yabancı aktörler arasında, 2019 yılı sonuna uzanan bir takvim içerisinde, çatışan tarafların barıştırılmalarında nihai adımların atılması, anayasal zeminin tamamlanması, seçimlerin düzenlenmesi, anayasanın onaylanması, petrol gelirlerinin adil ve şeffaf biçimde harcanmasının güvenilir bir sisteme bağlanması ve tüm silahlı grupların Birleşik Libya Ordusu saflarında sivil otoriteye bağlanması istikametindeki yol haritası üzerinde mutabakat oluşmuştur. İşte tam o dönemde, ülkenin doğusuna hakim general Halife Hafter yönetimindeki Libya Milli Ordusu'nun, başkent Trablus’daki Birleşmiş Milletler’in desteğiyle oluşturulan Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne karşı beklenilmeyen bir saldırıya geçmesiyle bütün planlar suya düşmüş, ülke yeni baştan savaş alanına dönüşmüştür. 

Geçtiğimiz haftalar içinde, Ulusal Mutabakat Hükümetine bağlı güçlerin, Türkiye ve Katar’ın desteğiyle, Hafter kuvvetleri tarafından önceki aylarda ele geçirilen bazı önemli merkezleri geri almaları, sahadaki güç dengelerini epeyce değiştirmiş gözükmektedir. Böylelikle, Hafter’in Libya’nın batısına da hakim olmak üzere bir sene önce başlattığı taarruz macerası gerileme safhasına girmiş gibidir. Bu durum, Hafter’in Trablus’u aylar içerisinde ele geçireceğini düşünerek kendisine destek olan bazı batılı devletler ve Rusya’nın adı geçene duydukları güveni erozyona uğratmaktadır. Güven kaybı, Libya’nın doğusundaki Generali destekleyen mahalli güç merkezleri açısından da geçerlidir.

Peki bundan sonra ne olacak? Muhtemelen, Koronavirüs'ün yıkıcı etkilerinin de katkılarıyla, taraflar bir süre sonra, kalıcı ateşkese razı gelerek siyasi çözüm için masaya oturacaklardır. Bu senaryo gerçekleşirse, 2019 yılı başında, iç ve dış aktörlerin mutabık kaldıkları yol haritasının uygulanmasına geri dönülür mü? bunu ilerideki aylarda hep beraber göreceğiz. Ancak önümüzdeki yeni dönemde, eski dönemin yanlışlarından ders almak önem taşımaktadır. Rusya ve bazı batılı devletlerin Libya krizinin çözümünde Birleşmiş Milletler’in çabalarına tam destek vermeleri, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya kararlarına harfiyen uymaları, tek yanlı girişimlerle Libya konferansları düzenleyerek Birleşmiş Milletler’den rol çalmaktan vazgeçmeleri, Afrika Birliği’nin sorunun çözülmesine dahil olmasına rıza göstermeleri ve en önemlisi kendi iktisadi-stratejik menfaatlerini Libya barışının önüne koymamaları, bu meyanda öne çıkan temel hususlardır.

Bugünlerde, söz konusu devletlerin Libya krizinin çözümünden yana olup olmadıkları hususunda önemli bir sınav karşısında bulunduklarını ileri sürebiliriz. Afrika’lı ülkelerin pek olumlu bakmadıkları BM Genel Sekreterinin Libya özel temsilcisi Lübnan’lı Ghassan Salame, Cenevre’de yapılmakta olan ateşkes görüşmelerinin yarıda kesilmesi sonrasında, geçtiğimiz mart ayı başında görevden affını talep etmiştir. Yeni temsilcinin bir Afrika ülkesinden seçilmesine önem atfeden Antonio Guterres, iki hafta önce, Afrika Birliği’nin de onayıyla, vasıflarını tüm kıtaya kabul ettirmiş Cezayir’li diplomat ve eski dışişleri bakanı Ramtane Lamamra’ya ön teklifte bulunmuş ve olumlu yanıt almıştır. Bu gelişme üzerine, koyu Hafter destekçisi Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) ile Fas (Cezayir’le Batı Sahra sorunu nedeniyle ilişkileri daimi gergindir), Vaşington’u uyararak ABD’nin yeni adayı veto etmesini sağlamışlardır. Mısır ve BAE’nin, Lamamra’ya, şahsından dolayı değil de ülkesinden ötürü muhalefet ettikleri söylenmektedir. BM Libya özel temsilcisi görevi, halen vekaleten Ghassan Salame’nin yardımcısı ABD’li diplomat Stephanie Turco Williams tarafından yürütülmektedir. 2019 yılı sonlarında Moritanya’nın önceki cumhurbaşkanı asker kökenli Mohamed Ould Abdel Aziz’in, BM Genel sekreteri ve Afrika Birliği’nin Libya özel temsilcisi ortak adayı olarak öne çıkarıldığı, ancak ABD ve Fransa’nın bu atamaya karşı geldikleri kulislere yansımıştır. Lamamra ‘nın geri çekilmesinin ardından bu defa Moritanya Dışişleri bakanı Cheikh Ahmed’in adaylığı üzerinde durulmuş, ancak adıgeçenin ülkesindeki görevini sürdürmeyi tercih ettiği anlaşılmıştır. Dışarıdan müdahalelere ilaveten, Libya özel temsilcisinin, Afrika kıtasından, arapça konuşan ve tercihen Libya’ya komşu olmayan bir ülkeden seçilmesi için gösterilen itina dikkate alınınca, Antonio Guterres’in işinin hayli zor olduğu kabul edilecektir. 

2008-2013 yılları arasında Afrika Birliği, Barış ve Güvenlik Komiseri olarak görev yapan Ramtane Lamamra ile, Afrika Genel Müdürü olduğumuz dönemde, Adisababa’ya yaptığımız bir seyahat vesilesiyle görüştüğümüzü ve çok olumlu izlenimler edindiğimizi unutmuyoruz. Lamamra’nın atanmasına engel olunması Libya barışı için önemli bir kayıp olup ABD’nin barışa olan mesafesini ortaya koymaktadır.

BM Libya özel temsilcisi atanmak, hem ilgili şahıs hem de ülkesi açısından prestij ve onur getirmekle birlikte, son derece hassas ve zor bir görevdir. Nitekim bugüne kadar bu göreve atanan 7 temsilcinin tamamı sonuca ulaşamadan istifa etmek zorunda kalmışlardır. Libya’nın geleceğinde, petrolünde ve ihalelerinde söz sahibi olmak isteyen batılı ülkeler ve Rusya’nın yanında, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE gibi, müslüman kardeşler hareketinin Arap dünyasında ağırlık kazanmasına şiddetle muhalefet eden ülkeler, yeni dönemde de yeni arabulucunun işine müdahale etmeye devam edeceklerdir.

Kaddafi dönemi sonrasında 2011 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Libya misyonunun ülkeye barış ve demokrasi getirme görevi, büyük devletlerin halen sergilemekte olduğu münferit ve bencil tutumlardan ötürü neredeyse imkansız denecek ölçüde zordur. BM misyonu, bir yandan ülkede çatışmaların önlenmesine, ateşkesin sağlanmasına, barış ortamına dönülmesine gayret sarfederken, diğer yandan da demokrasiye geçişin hazırlanması, ülkede yeni demokratik kurumların teşkil edilmesi ve seçimler vasıtasıyla meşru hükümet kurulması amacıyla çalışmaktadır. Bütün bu çabaları gösterirken ülkenin bölünmemesi, birlik ve beraberliğin sağlanması hedefine büyük öncelik verilmektedir. Nitekim BM’nin girişimleriyle 2015 yılı sonunda Fas’ın Süheyrat şehrinde kabul edilen ve Milli Mutabakat Hükümeti'nin kurulmasına imkan veren "Libya Siyasi Anlaşması" ülkenin bölünebileceği endişesi dikkate alınarak hazırlanmıştır. Ancak özellikle doğudan gelen itirazlar nedeniyle anlaşma uygulanamamış, ülkenin geleceğinde kendisine büyük roller biçen General Hafter’in müdahaleleriyle, Libya tekrar bugünkü çatışmalara kadar taşınmıştır.

Yeni BM Libya temsilcisi adayının arandığı bu dönemde, BM Libya Misyonu'nun bugüne kadar yaptığı çalışmalar neticesinde ülkeye barışın niye gelmediği, batı tipi demokratik kurumların niye kurulamadığı, yapılan seçimlerden niye sonuç elde edilemediği gibi temel hususların iyice analiz edilmesinde ve ülke gerçeklerine daha uygun bir strateji benimsenmesinde zaruret vardır. Feodal yapının hakim olduğu, aşiretlerin sözünün geçtiği, ulus bilinci ve ülke bütünlüğü kavramlarının yeterince güçlü olmadığı Libya’da, aşiretler arası uzlaşma yanında, Trablus ile Bengazi arasındaki rekabetin ve çekişmenin sonlandırılmasına yoğunlaşılması, ülkenin doğusu, batısı ve güneyinin adil ve kalıcı bir uzlaşı çerçevesinde bir araya getirilmesine öncelik verilmesi daha akılcı bir tercih gibi durmaktadır. 

Öte yandan, büyük devletler Libya meselesinin çözümüne ihtimam ve öncelik verdikleri takdirde, kriz tabiatıyla daha hızlı çözülecektir. Ancak, ABD, Rusya ve Fransa’nın, 6 aydır, müstakbel BM Libya özel temsilcisi üzerinde dahi mutabık kalamadıkları dikkate alındığında, bu seçeneğin unutularak yola devam edilmesi gerekmektedir. 

Yazarın Diğer Yazıları

Latin Amerika’dan Koronavirüs manzaraları

Brezilya'da ülkenin yarı çılgın yarı faşist lideri, salgın karşısında ne yapılmaması gerekiyor ise onları yapmaktadır

Patrick Devedjian’ın Koronavirüs'ten ölümünün aklımıza getirdikleri…

Asırlarca yan yana yaşayan Türk ve Ermeni halklarının, 1915 olaylarının yol açtığı ortak acılara karşılıklı saygı göstermeleri temelinde barışmalarını temenni ediyoruz

Geri bırakılmış Afrika neyle uğraşsın; Koronavirüs'le mi açlıkla mı, dış borçla mı, demokrasiyle mi?

Afrikalı yöneticilerin dünyanın içinden geçtiği bu olağanüstü dönemde siyasi hesaplarını ve ihtiraslarını bir kenara bırakmaları, önceki salgın dönemlerinden gerekli dersleri çıkararak, bilinçli ve koordinasyonlu biçimde güncel sağlık tedbirleri üzerine yoğunlaşmaları zorunluluk arz etmektedir