22 Nisan 2020

Latin Amerika’dan Koronavirüs manzaraları

Brezilya'da ülkenin yarı çılgın yarı faşist lideri, salgın karşısında ne yapılmaması gerekiyor ise onları yapmaktadır

Koronavirüs, ocak-şubat aylarında, Çin’in Wuhan kentinden, Ortadoğu, Avrupa ve ABD’ne doğru sıçrama yaparken, yeni dünyanın güneyi de, bu pandemiden muaf kalamadı. Latin Amerika’ya bu açıdan baktığımızda, 4 ülkenin dikkat çektiğini görüyoruz: Brezilya, Ekvador, Nikaragua ve Küba.

Brezilya

Latin Amerika’nın 210 milyon nüfuslu lider ülkesi Brezilya, Koronavirüs ile mücadelede tamamen sınıfta kalmış durumdadır. Daha da ileri gidelim: Ülkenin yarı çılgın yarı faşist lideri, salgın karşısında ne yapılmaması gerekiyor ise onları yapmaktadır. Tüm dünyada, evlerde oturulması, sosyal mesafe bırakılması, maske kullanılması gibi koruyucu önlemler teşvik edilirken, ya da zorunlu uygulanırken, asker kökenli politikacı, söz konusu kuralları, toplumun önünde çiğnemekten geri kalmamaktadır. Bir yandan taraftar mitinglerine katılırken, diğer yandan kafelerde, fırınlarda, insanlarla çıplak elle tokalaşmakta, yan yana resimler çektirmektedir. Koronavirüs pandemisinin basit bir grip salgınından farklı olmadığı iddiasıyla, insanların işlerine dönmelerini teşvik etmekte, istihdamı insan sağlığının önüne koymaktadır.

Jair Bolsonaro, son defa, Koronavirüs konusunda kendisiyle ters düşen, salgınla mücadelede dünya ile paralel aklı başında politikalar izleyen Sağlık Bakanı'nı, geçtiğimiz hafta görevden almıştır. Brezilya halkının güvendiği ve sözünü dinlediği Sağlık Bakanı Luiz Henrique Mandetta’nın, krizin ortasında istifaya zorlanmasının, pandemiyle mücadele çabalarına büyük bir darbe vuracağından korkulmakta, enfekte olanların ve hayatlarını kaybedenlerin daha da artacağı endişeleri yaygın biçimde dile getirilmektedir.

Brezilya’da, resmi rakamlara göre, 16 Nisan itibarıyla, enfekte sayısı 30 bin, ölü sayısı ise 1800 civarındadır. Ülkeyi takip eden sağlık alanındaki STK’lara göre ise, gerçek rakamlar resmi rakamların en az 10-15 katı seviyesindedir. Ülkede, Koronavirüs nedeniyle ilk ölüm vakasının ocak ayında meydana gelmesine karşın, toplu sağlık önlemlerinin ihmal edildiği, tam tersine, şubat ayında milyonların katıldığı geleneksel samba festivallerinin düzenlendiği dikkate alındığında, enfekte sayısının yarım milyona yaklaşmış olması ihtimali daha bilimsel bir tahmin gibi durmaktadır (İlk kaybını Türkiye’den 2 ay önce veren, toplu sağlık tedbirlerinde karmaşa yaşayan, ülkemizden 2,5 kat daha fazla nüfusa sahip Brezilya’da, enfekte sayısının Türkiye’den 3 kat düşük, kayıp sayısının ise eşit düzeyde bulunması gerçekten mantıklı gözükmemektedir).

2003 ila 2011 yılları arasında Brezilya’yı yöneten ve ülkesini büyük bir sıçramayla dünyanın 6. ekonomisi seviyesine yükselten 74 yaşındaki efsane lider Lula Da Silva, Bolsonaro’nun lider gibi değil, ilkel görevli gibi hareket ettiğini, toplumu kendisinden uzaklaştırdığını, ülkeyi mezbahaya çevirme istikametinde ilerlediğini, adı geçenin sevilmediği için koltuğundan indirilemeyeceğini, ancak, lider olarak sorumluluklarını yerine getirmediği dikkate alınarak, ülke kurumlarının, onu görevden almak üzere yasal çözümler bulacağına inandığını dile getirmiştir. Nitekim, on gün kadar önce, Bolsonaro’nun pandemi karşısında suç niteliğindeki tutumlarından ötürü asker ve sivil kurumlar nezdinde rahatsızlığın giderek arttığı, Devlet Başkanlığı Kurmay Başkanı General Walter Braga’nın Bolsonaro’yu kontrol altına almak üzere görevlendirildiği istikametindeki haberler uluslararası basına da yansımıştır. Bolsonaro hükümetinde ordunun ağırlığının bir sır olmadığı ve bakanların üçte birinin emekli veya muvazzaf asker oldukları dikkate alındığında, Koronavirüs salgını Brezilya’daki yansımalarıyla, sağlık endişelerinin ötesine geçen kötü senaryoları akla getirmektedir.

Jair Bolsonaro ve Sağlık Bakanı Luiz Henrique Mandetta

Ekvador

Koronavirüsün Latin Amerika’da fena vurduğu diğer ülke Ekvador olmuştur. Pasifik Okyanusu kıyısında, Kolombiya ile Peru arasına sıkışan 17 milyon nüfuslu Ekvador’un kalabalık liman şehri ve ticari merkezi Guayaquil’den geçtiğimiz hafta ürkütücü haberler ulaşmıştır. Evlerde ve sokaklarda günlerce yatan ceset görüntülerinin internete yansımasının ardından, resmi makamlar gecikmeyle cesetlerin gömülmesine yardımcı olabilmişlerdir. Guayaquil şehrindeki hastane ve evlerden mezarlıklara son 2 hafta içinde 1900 ceset taşındığı, bu rakamın normal ölüm seviyesinin 5 katına yaklaştığı açıklanmıştır. Guayaquil şehrinin bulunduğu Guaya eyaletinin tamamında, aylık vefat seviyesi bin civarındayken, sadece Nisan ayının ilk yarısında eyaletteki ölü sayısının 6 bin 700’e ulaşması, Koronavirüs'ün bu ülkede devasa kayıplara yol açtığını ortaya koymaktadır. Salgından ölenlerin sayısını sadece 400 olarak açıklayan, ardından, Guayaquil’de yaşananlardan ötürü halktan özür dilemek zorunda kalan Lenin Moreno hükümetinin, 2019 yılı sonbaharında bütün ülkeye yayılan büyük kitle protestoları neticesinde hayli yıpranmış olduğunu hatırlarsak, Ekvador iç siyasetinde siyasi fırtınanın pek yakın olduğu  söylenebilecektir.

Nikaragua

Latin Amerika’nın, bir zamanlar ABD emperyalizmine karşı başarılı mücadelesiyle tanınan ülkelerinden Nikaragua, 2018 ilkbaharından itibaren, muhalif grupları, otoriter yöntemlerle susturma çabaları nedeniyle eleştirilere konu olmaktadır. Son 2 yıl içinde, özellikle siyasi ve sosyal çatışmalarla uluslararası basına yansıyan bu Orta Amerika ülkesi, Koronavirüs'ün bütün bölgeyi kasıp kavurduğu şu dönemde adeta başsız devlet konumundadır. Salgın hastalığa karşı hiçbir önlem almayan Nikaragua, halen dünyada resmi futbol maçlarına devam ederek pandemiye meydan okuyan 4 nadir ülkeden biridir. Ülke yönetimini Devlet Başkanı Yardımcısı koltuğunda oturan karısı Rosario Murillo’ya emanet eden eden "devrimci lider" Daniel Ortega son bir ay içinde halkın karşısına hiç çıkmamıştır. "Öldü" dedikoduları üzerine geçen hafta televizyondan halka hitap eden 74 yaşındaki lider, sağlık önlemlerini reddetmekle kalmamış, insanları sokaklara çıkmaya davet etmiş, Koronavirüs'ün "hegemonya ve askeri güce" karşı (ABD’ni kastetmektedir) Allah’ın ilahi işareti olduğunu ileri sürmüştür. Önümüzdeki dönemde, bu Orta Amerika ülkesinden ağır felaket haberleri gelmesi maalesef pek muhtemeldir.

Küba

Koronavirüsün turistler vasıtasıyla ülkeye girdiğinin tespiti üzerine, Küba, 20 Mart günü sınırlarını kapamıştır. 4,5 yıl görev yaptığımız bu ülkenin, sağlık sistemini ve sağlık alt yapısını yakınen tanıdığımız cihetle, virüslü hastaları tesbit etmek, kontrol altında tutmak ve yayılmayı önlemek üzere gerekli tedbirleri almak açısından yeterli kapasiteye sahip olduğunu biliyoruz. Doktor ve sağlık personeli sayısı bakımından (nüfusa oranla) ABD’den ileride bulunan Küba, dünyanın her tarafında (66 ülke) çalışan binlerce doktoruyla, sayısız devlete örnek olacak durumdadır. Bölgesinde, ilaç ihraç eden, biyoteknoloji alanında güçlü, özgün molekül üretebilecek kapasitede olan nadir ülkelerdendir. Son verilere göre, Küba’daki enfekte sayısı 1035, kayıp sayısı 34, iyileşen sayısı ise 255 düzeyindedir. Madalyonun diğer tarafına baktığımızda, tarımda ve gıda sektöründe ithalata bağımlılıktan kurtulamayan Küba’nın, köklü ekonomik sorunlarını bugünden yarına aşamayacağı görülecektir. Ancak bütçesinin yarıdan fazlasını sağlık ve eğitim sektörlerine tahsis eden bu farklı ülkenin, anılan iki sahada büyük sıkıntılarla karşı karşıya bulunan Latin Amerika ülkelerine ders verecek konumda bulunduğunu söyleyebiliriz.

Bazı yakın dostlar, iyi niyetle, yazılarımızın uzunluğundan şikayet ediyorlar. O nedenle Latin Amerika’dan Koronavirüs manzaralarını burada kesiyoruz. Ancak, günümüz koşullarında yaşamak istemeyeceğiniz iki Latin Amerika ve Karayipler ülkesini sorsalardı, cevabımız, tereddütsüz, yazımıza dahil edemediğimiz Venezuela ve Haiti olurdu.

Yazarın Diğer Yazıları

Libya’yı kim kurtaracak?

Kaddafi dönemi sonrasında 2011 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Libya misyonunun ülkeye barış ve demokrasi getirme görevi, büyük devletlerin halen sergilemekte olduğu münferit ve bencil tutumlardan ötürü neredeyse imkansız denecek ölçüde zordur

Patrick Devedjian’ın Koronavirüs'ten ölümünün aklımıza getirdikleri…

Asırlarca yan yana yaşayan Türk ve Ermeni halklarının, 1915 olaylarının yol açtığı ortak acılara karşılıklı saygı göstermeleri temelinde barışmalarını temenni ediyoruz

Geri bırakılmış Afrika neyle uğraşsın; Koronavirüs'le mi açlıkla mı, dış borçla mı, demokrasiyle mi?

Afrikalı yöneticilerin dünyanın içinden geçtiği bu olağanüstü dönemde siyasi hesaplarını ve ihtiraslarını bir kenara bırakmaları, önceki salgın dönemlerinden gerekli dersleri çıkararak, bilinçli ve koordinasyonlu biçimde güncel sağlık tedbirleri üzerine yoğunlaşmaları zorunluluk arz etmektedir