21 Ocak 2020

Afrika’da 2019 yılı neler getirdi, neler götürdü?

Cezayir ve Sudan, kıtada, geçtiğimiz yıl, demokrasi çıtasını yukarı çeken örnek ülkeler olmuşlardır

Afrika’da geride bıraktığımız 2019 yılında, Cezayir ve Sudan’da, uzun yılların ardından otoriter yönetimlerin iktidardan düşmeleri yanında, kıtayı iktisadi açıdan "tek pazar" haline dönüştürecek imzaların tamamlanması memnuniyet uyandırmıştır. Ancak, güçlenen cihatçı terör gruplarının müteaddit saldırıları sonucu Sahel bölgesinde giderek bozulan asayiş, Güney Sudan’da barış anlaşmasının uygulanamamasının yol açtığı hayal kırıklığı ve nihayet Afrika Boynuzunda Al Şabab’ın tekrarlanan bombalı saldırıları 2019 yılının olumlu gelişmelerini maalesef gölgede bırakmaktadır.

2019 yazında onaylanan ve 2020 Temmuz'dan itibaren tedricen uygulamaya konulacak Afrika Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması, kıta ülkeleri arasında 10 yıl içinde gümrüklerin kaldırılmasını, bu şekilde Afrika içi ticaretin hızla artmasını hedeflemektedir. 1,2 milyar Afrikalı'ya hitap edecek olan Afrika Tek Pazarı sayesinde yatırımların, istihdamın ve kalkınmanın hızlanması, ham madde üreten ekonomilerin, mamul madde (made in Africa) üreten ekonomilere dönüşmesi amaçlanmaktadır. Batı Afrika’da Fransızca konuşan 8 ülke tarafından yıllardır kullanılan ortak para birimi CFA’nın, Batı Afrika Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) liderliğinde 15 ülkenin ortak para birimi ECO’ya dönüştürülmesi yönündeki çalışmalar da kıtanın iktisaden bütünleşmesi istikametinde atılmış doğru adımlardır.

Cezayir ve Sudan, kıtada, geçtiğimiz yıl, demokrasi çıtasını yukarı çeken örnek ülkeler olmuşlardır. Her ikisinde de, geniş kitleler aylarca sokaklara inerek, koltuklarını terketmek istemeyen ve yolsuzluklara bulaşmış iki dinazor lideri (Buteflika ve Ömer El Beşir) iktidardan uzaklaştırmıştır. Cezayir’de, aralık ayında, halkın çoğunluğunun katılmadığı seçimler neticesinde kurulan yeni hükümetin, sokakların demokrasi talebini ne ölçüde karşılayacağını 2020 yılı boyunca birlikte göreceğiz. Sudan’da aylar süren ve çok sayıda hayata mâl olan protestolar sonucunda sivil muhalefet ile askerler arasında varılan mutabakat neticesinde kurulan geçici hükümet hassas dengeler üzerinde ilerlemektedir. Ülkeyi üç yıl içinde demokratik seçimlere götürmesi beklenen yeni hükümetin başarılı olması açısından, uluslararası toplumun Sudan’a maddi manevi destek sağlaması, anlaşmaya sadık kalmaları yönünde askerlere baskı yapılması zorunluluk arzetmektedir.

Sahel ülkelerinde, başta terör olmak üzere, silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığına karşı mücadele etmek üzere, 2013 yılından itibaren 14 bin kişilik MINUSMA (Birleşmiş Milletler Barış Gücü - Mali) ve 4 bin 500 kişilik Fransız müdahale gücüne (BARKHANE) ilaveten, 2017 yılı sonunda, Moritanya, Mali, Nijer, Burkina Faso ve Çad’ın 5 bin kişilik ortak askeri gücü G5 Sahel’in devreye girdiğini hatırlıyoruz. Söz konusu askeri güçlerin mevcudiyetine rağmen, 2019 yılı boyunca, Mali, Nijer ve Burkina Faso’da, El Kaide ve IŞİD bağlantılı cihatçı terör grupları, askeri ve sivil hedeflere artan ölçülerde saldırılar düzenlemiş, 4 bin civarında insanın ölümüne ve bir milyon kişinin evlerini terk etmelerine sebep olmuşlardır. Saldırıların özellikle yoğunlaştığı Burkina Faso’da ölü sayısının yıl boyunca 1800 seviyesine çıkması, tüm bölgeyi tedirgin etmiştir. Bu vahim gelişmeler karşısında, bölgesel kuruluş ECOWAS (Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu) önderliğinde, eylül ayında Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’da terör zirvesi düzenlenmiş, terörün sona erdirilmesi amacıyla 2020-24 döneminde bir milyar dolar tahsis edilmesi kararlaştırılmıştır. Terör saldırılarında zayiatların aşırı artması, bölge halkları arasında (özellikle Mali’de) BM barış gücüne ve Fransız askerlere karşı tepkiyi arttırmış, yabancı askerlerin ülkeyi terk etmeleri yönünde gösteriler başlamıştır. Son defa, JNIM militanlarının, Nijer’de askeri garnizonlara yönelik iki ayrı saldırısı sırasında, 10 Aralık günü 71 asker, 9 Ocak günü ise 89 askeri öldürdükten sonra Mali’deki üslerine dönmeleri, Sahel bölgesinde terörün ulaştığı ürkütücü düzeyi göstermektedir. Mücadelede başarılı olunması için uluslararası toplumun tüm imkanlarıyla ECOWAS’ın yanında yer alması zorunluluk arzetmektedir. Geçtiğimiz hafta, G5 Sahel ülkeleri liderlerinin, Fransa’da Emmanuel Macron ile bir araya gelerek, bu ülkenin bölgede terörle mücadeleye katkısının devamını talep etmeleri, arkasına Avrupa Birliğini alan Fransa’nın ise destek taahhüdünü teyit etmesi, uluslararası toplumun katkıya devam etmesini teminen iyi bir işaret olmuştur.

Sahel bölgesini yıllardır sarsan terör dalgasının denize kıyısı olan Batı Afrika ülkeleri istikametinde yayılma eğilimi 2020 yılının endişe kaynağıdır. Afrika’nın en kalabalık ve ekonomisi güçlü ülkelerinden Nijerya’nın, 2019 ilkbaharında cumhurbaşkanlığı seçimlerini başarıyla ve kazasız biçimde geride bırakması bölge bakımından önemli bir rahatlama oluşturmuştur. Ancak, son 10 yıl içinde 30 bin kişinin ölümüne ve 2 milyon insanın yer değiştirmesine sebebiyet veren El Kaide bağlantılı Boko Haram, halen, Nijerya’da ve komşu ülkeler Nijer, Çad ve Kamerun’da varlığını ve saldırılarını sürdürmekte, devlet otoritesinin zayıf kaldığı ücra yörelerde halka hizmet sunarak taraftar toplamaktadır. Terör ile mücadelede, Nijerya asker ve polisinin bir yandan acımasız ve katı tutumunu sürdürmesi, diğer yandan yolsuzluklarla anılması, halkın ve sivil toplumun desteğinin kazanılmasına engel olmaya devam etmektedir. Batı Afrika’da darbeler ülkesi olarak tanınan Gine-Bissau’da 2019 yılında seçimlerin zamanında ve darbesiz biçimde gerçekleşmesi bölge adına bir başka artı puan teşkil etmiştir. 2020 yılında, fransızca konuşan Batı Afrika ülkeleri içinde ekonomisiyle lokomotif görevini sürdüren Fildişi Sahili’nde, terörün pençesindeki ülke Burkina Faso’da, iki dönem başkanlık yaptıktan sonra anayasal engele ve sokaklara yansıyan tepkilere rağmen devam sinyalleri veren Alpha Condé’nin ülkesi Gine’de (Konakry) düzenlenecek seçimlerin barış ve demokrasi ortamı içinde gerçekleşmesi bölgeye kazanç sağlayacak, istikrarı güçlendirecektir.

2020 yılında kıtanın en kritik seçimleri son Nobel Barış Ödülü sahibi başbakan Abiy Ahmed’in 105 milyon nüfuslu ülkesi Etiyopya’da yaz aylarında yapılacaktır. Aylar süren protestoların ardından 2018 ilkbaharında göreve getirilen Abiy Ahmed, etnik özerk eyaletlerin, hem kendi aralarında, hem de federal otoriteyle gergin ilişkiler içinde bulundukları, siyasi kaos ve bölünme ihtimalinin hep kuvvetli olduğu bu ülkede, cesaret gerektiren açılımlar ve kapsamlı reformlar gerçekleştirmiş, sarsılan düzeni ve istikrarı tesis etmiştir. Ülkeyi 1991 yılından itibaren demir yumruk otorite ile idare eden marksist Etiyopya Devrimci Demokratik Halk Cephesi (EPRDF) döneminde düzenlenen tüm göstermelik seçimleri, 4 partiden oluşan EPRDF koalisyonunun zorlanmadan kazandığını hatırlıyoruz. 2020 yazında ülkede yapılacak gerçek manada ilk serbest seçimler kıta içinde ve dışında yakından izlenmektedir. Etnik milliyetçiliğin giderek prim yapmaya başladığı Etiyopya’da, 2019 yılı boyunca çeşitli badireler (ayaklanmalar, isyanlar, suikastler) atlatan barış ödüllü başbakanın işi hayli zor gözükmektedir. EPRDF koalisyonunu oluşturan partileri, Tigray eyaletini temsil eden TPLF'nin ayrılmasını müteakip, Refah Partisi adında ülke çapında yeni bir federal siyasi partiye dönüştürerek algıyı yenileyen Abiy Ahmed’in kaderinin SSCB’nin son lideri Mihail Gorbachov’a benzememesi samimi dileğimizdir.

Sahel bir kenara bırakılırsa, kıtanın sorunları süregelen diğer üç ülkesinde (Güney Sudan, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti) 2019 yılı içinde, iyimserliğe yol açabilecek gelişmelere şahit olunmamıştır. Rusya’nın siyasi ilgisi ile Rus güvenlik şirketi Wagner’in askeri desteğine rağmen, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde barış ve istikrarın yakınlarda olduğunu söyleyemiyoruz. 2011 yılında, "Batının itmesiyle" Hartum’dan koparak bağımsızlığını kazanan Güney Sudan’da, son beş yıldır hükümet ile muhalefet uzlaşamamakta, uluslararası yoğun baskıya rağmen, ortak hükümet kurulamamaktadır. Komşu ülkelerin ve Afrika Birliğinin yardımlarıyla, iç savaş sonrasında, 2015 yılında imzalanan güç paylaşımı anlaşması aylar içinde çökmüş, 2018 eylül ayında yeni barış anlaşması imzalanmıştır. Ancak anlaşmada belirlenen süre iki kez dolmasına rağmen, ortak hükümet kurulması mümkün olmamıştır. Ülkenin çoğunluğunu oluşturan Dinkalar’ı temsil eden devlet başkanı Salva Kiir ile ikinci büyük etnik grup Nuerler’in lideri Riak Machar’ın, önümüzdeki dönemde, zoraki biçimde anlaştıkları varsayılsa dahi, bu tür siyasetçilerin liderliğindeki genç ülkede gelecek için umut taşımak gerçekçi değildir. Günahın ve sorumluluğun yarısı, Güney Sudan halkına içler acısı bir sefalet yaşatan yukarıdaki sözde yöneticilere ait ise, diğer yarısı da, sırf Hartum’u cezalandırmak üzere, kabile kültürüne sahip bölgeyi, devlet teşkilatı çarklarını döndürme kapasitesi bulunup bulunmadığını hesaba katmaksızın, 2011 yılında Sudan’dan ayırarak Afrika’nın 54. ülkesi yapan insan hakları şampiyonu batılı müttefiklerimize aittir.

Somali 2019 yılında yine Al Şabap’ın gerçekleştirdiği bombalı saldırılarla gündeme gelmiş, yıl boyunca bu saldırılar neticesinde 1400 civarında insan hayatını kaybetmiştir. ABD yıl içinde Al Şabap hedeflerine hava saldırılarını sürdürmüş (Trump döneminde toplam 150 hava saldırısı gerçekleştirilmiştir) ancak sonuç getirici ve caydırıcı olmadığı görülen ABD ateşi neticesinde önemli sayıda sivilin hayatını kaybetmesi eleştirilere konu olmuştur. Yeni yılın başında komşu Kenya’da bulunan (Lamu) ABD üssüne yönelttiği bombalı saldırı, 5 ila 7 bin arası savaşçıya sahip Al Şabap’ın, daha uzunca bir süre, Somali ve komşu ülkelerin başlarını ağrıtacağını ortaya koymaktadır. Al Şabap’ın, aralık ayı sonunda başkent Mogadişu’da gerçekleştirdiği ve ikisi Türk 80 kişinin öldüğü saldırının ardından yaptığı açıklamada "Somali’nin kaynaklarını sömüren Türkiye’nin hedef alındığını" duyurması dikkat çekicidir. Birkaç gün önce Türk müteahhitlik şirketine yapılan yeni saldırı, yukarıdaki tehditin ciddiyetini kanıtlamaktadır. Al Şabap ile mücadele etmek üzere 20 bin askerden oluşan BM barış gücü askeri (AMISOM) 2007 yılından itibaren ülkede görev yapmaktadır. Seçim senesi olan 2020 yılında, Al Şabap’ın seçim ortamını kanlı görüntülere boyamaması açısından AMISOM ve Somali güvenlik güçlerine büyük görev düşmektedir. Öte yandan Körfez ülkeleri arasındaki rekabet (Katar’ın tecriti) 2019 yılında Somali’ye de yansımış, BAE’nin kuzeydeki özerk bölge (sözde bağımsız) Somaliland ile siyasi iktisadi ilişkileri geliştirmesi, merkezi hükümeti tedirgin etmiştir. BAE’nin, seçim yılında, Katar’ın tecrit edilmesi politikasını onaylamayan Mogadişu hükümetini rahatsız edecek ayrılıkçı faaliyetlere desteğini sürdürmesi beklenmelidir.

Batı Afrika’nın fransızca konuşan ülkelerinden Kamerun’da, ingilizcenin tercih edildiği "Güney Batı" ve "Kuzey Batı" bölgelerinin sorunları devam etmektedir. Özellikle eğitim ve yargı alanında ingiliz geleneğini tercih eden bölgenin beklentilerini karşılamak üzere merkezi hükümet tarafından ekim ayında düzenlenen "Büyük Milli Diyalog" toplantısından çıkan kararlar beklentileri karşılamamıştır. Ülkede yapılan son 7 seçimi kazanan 86 yaşındaki dinazor politikacı Paul Biya, İngilizceci bölgelerin yerel yönetimlerin güçlendirilmesi taleplerini reddettiği sürece, süregiden siyasi krizin ve bağlantılı güvenlik sorunlarının (ayrılıkçılık hareketler) devam edeceği anlaşılmaktadır.

Afrika’nın hem yüzölçüm hem de nüfus itibarıyla ilk üç büyük ülkesine dahil olan ve yeraltı kaynakları itibarıyla kıtanın en zengin ülkelerinden sayılan Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DKC) 2016 sonunda yapılması gereken seçimlerin, bir kaç kez ertelendikten sonra, 2018 sonunda çatışmasız bir ortamda yapılması, ülkeye ve bölgesine rahat nefes aldırmıştır. 1960 yılında bağımsızlığını kazanan DKC’de, iktidar, ilk kez seçimle ve barış içinde el değiştirmiş, ülkeyi 18 yıl yöneten Joseph Kabila, başkanlık koltuğunu seçimlerin galibi ilan edilen Felix Tshisekedi’ye devretmiştir. Seçimleri diğer muhalif aday Martin Fayulu’nun kazandığı yönündeki ciddi itirazların bölgesel güçlerin ortak kararı ile sona erdirilmesiyle, DKC’nde yeni bir dönem başlamıştır. Yeni yönetimin önündeki en zor görev, ülkenin doğusunda son 20 yıldır faaliyet gösteren çok sayıda yabancı isyancı grubun yarattığı güvenlik ve asayiş sorunudur. Son defa kasım ayında, Kivu bölgesinde halk sokaklara dökülerek, Uganda’lı müslüman milis grubun (ADL) saldırılarına engel olamadığı gerekçesiyle, Beni’deki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (MONUSCO) askerlerine ait barakaları ateşe vermiş, BM askerlerinin ülkeyi terketmelerini istemiştir. Kivu bölgesinin ve ülkenin diğer sorunu, son iki yıl içinde 2 binden fazla Kongolu’nun ölümüne yol açan ebola salgınıdır. Dünya Sağlık Teşkilatı, bölgedeki çatışmalar nedeniyle salgına karşı etkili mücadele verilemediğini itiraf etmektedir. Bu arada 2019 yazında kızamık salgınından ötürü 6 bin kişinin hayatını kaybetmesi bu devasa ülkenin yaygın ve derin sorunlarının bugünden yarına kolayca sona ermeyeceğini ortaya koymaktadır.

2020 yılı yağmur mevsiminde su toplamaya başlaması planlanan Etiyopya’nın ve Afrika’nın en büyük barajı (Rönesans) dolayısıyla Mısır ile Etiyopya arasında gerçekleştirilen görüşme maratonunun sonunda mutabakat sağlanması, çatışmalarla anılan Afrika Boynuzu bölgesinde memnuniyet uyandırmıştır.

Afrika’da 2019 yılını en kârlı kapatan ülke Rusya olsa gerektir. Ekim ayında Soçi’de düzenlenen Rusya-Afrika zirvesiyle kıtaya geri dönüşü tescillenen Rusya, Orta Afrika Cumhuriyeti yanında, Libya’da da siyasi-askeri gücünü ortaya koyarak masada yerini almakta, kritik Sahel bölgesine doğru ilerleme işaretleri vermektedir.

Çin son 10 yıl içinde, açık ara, Afrika’ya en çok yatırım yapan, Afrika ile en fazla ticaret yapan ülke haline dönüşmüştür. Kıtada, limanlar, hava alanları, santraller, stadyumlar, binlerce kilometre karayolu ve demiryolu inşa eden Çin, son dönemde, serbest ticaret bölgeleri ve teknoloji parkları yatırımlarıyla, yerel firmaların katma değeri yüksek mamuller (made in Africa) üretmesini destekleyerek, batılı ülkelerin "Çin Afrika’yı sömürüyor, borç batağına sokuyor" eleştirilerini cevaplamaktadır. Çin Komünist Partisinin 19. Kongresi (2017) ertesinde, global barış ve güvenlik sorunlarına ilgisini arttıran Çin’in, kıta ülkeleri ve Afrika Birliği ile güçlenmekte olan askeri işbirliği dikkat çekmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Geri bırakılmış Afrika neyle uğraşsın; Koronavirüs'le mi açlıkla mı, dış borçla mı, demokrasiyle mi?

Afrikalı yöneticilerin dünyanın içinden geçtiği bu olağanüstü dönemde siyasi hesaplarını ve ihtiraslarını bir kenara bırakmaları, önceki salgın dönemlerinden gerekli dersleri çıkararak, bilinçli ve koordinasyonlu biçimde güncel sağlık tedbirleri üzerine yoğunlaşmaları zorunluluk arz etmektedir

Sudan, diktatör Ömer El-Beşir’i Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne teslim eder mi?

Yapılacak en acil iş ABD’nin, "Terörizme Destek Veren Ülkeler" listesine 1993 yılında dahil ettiği Sudan’ın artık bu kara listeden çıkarılmasıdır

Libya krizinin çözümünde Afrika Birliği niye kenara itiliyor?

Dışarıdan müdahalelere son verilmesi ve uluslararası toplumun teşvik etmesi halinde, Güney Afrika ve Cezayir’in önderliğinde, Libya krizinde Afrika imzalı bir çözüme ulaşılması mümkündür